15 Temmuz 2014 Salı

Başlıklardan Hiç Hoşlanmam :P

Bugün yerimden hiç kalkmadım desem doğru söylemiş olabilirim. Bir tek öğle yemeğinde ayrıldım koltuktan. Artık oturan yerlerim sızım sızım sızlamaya başladı sanırım. İşten çıktığımda yürüyememekten korkuyorum. Yürümeyi unutmuş olabilir miyim acaba? Yok artık :D

Her açıdan değişikliğe ihtiyacım olduğu o kadar bariz ki. İçimden bir ses kükreye kükreye bunu bağırıyor. Ben de ona küfredip "sus lan otur yerine" diyorum :D Saçımı bile kestiresim varsa evet benim değişikliğe ihtiyacım var demek oluyor bu.

Neyse çok şikayet etmeyeyim tatilime 26 gün kaldı şurada. Geri sayım başladı yehhuu :)

Ablamla yiğenim bizde. Kendime ayıracak bir dakikam bile yok. İşten eve gidiyorum sürekli benden birşeyler isteniyor. Akşama oraya gidelim buraya gidelim. Durmadan bana sorulmadan yapılan planlara dahil olmak zorunda kalıyorum. Kimseyi kıramıyorum yaa off melek gibiyim kahretsin :D

Bakalım bu akşam nerede alacağız soluğu? Dün eve gittiğimde yiğenim yine "of sıkıldım ben nereye gitsek dışarı mı çıksak" triplerine başladı. Ergen işte. Hiçbirşeyden memnun olmuyor ki. Alıp Paris'e götürsen orada da sıkılır yeminle. Önce herkes "yok çıkmayalım bu akşam balkon sefası yapalım" dedi. Saat 10a gelirken birden ayaklanıverdiler. E bana da kalkıp hazırlanmak düştü. Karşı gelmek ne mümkün ergen hanımefendiye. Sonra onun suratını mı çekeyim :)

Zaten laptopunu da getirmemiş. Bu yaştan sonra bilgisayar kavgası yaptırtacaklar bana. Neredeyse "ama sıra bendeydi yaa" diye isyan etmek üzereyim. Hiç de anlamam ki bu tür kavgalardan. Bilgisayarımı hep tek başıma kullandım :) Laptopuma dokunmayalı günler oldu. Çünkü Güneşi beklerken diye salak bir ergen dizisi var ya. Heh işte koca gün internetten onu izliyor oturup. Günde kaç bölüm izlediğini tahmin edemiyorum. Oradaki Kerem'i görünce ağzının suyu akıyor da.

Evde televizyonun yüzüne bile bakmayan benim gibiler için laptopsuzluk ne zormuş meğer. Köşesindeki kırmızı oje lekemi görmeyi bile özledim. İlk defa şu akıllı telefonlar için şükrettim diyebilirim.O da olmasa fıttıracakmışım yani.

Bugün blog açtığım için bir kez daha mutlu hissettim kendimi. Daha önceden ne yapıyormuşum ben ya ? Hiç hatırlamıyorum valla bak. Sanki blogla çıkmışım anamın karnından.

Az önce Deep'in verdiği son ödülleri gördüm. O kadar çok blog linki koymuş ki dayanamadım. Hepsine tıklayıp beğendiklerimi gözüme hoş ve takip edilesi gelenleri takip etmeye başladım. Kendime geldiğimde gözlerim çift görür gibiydi, midem bulanıyordu ve kusasım vardı. Çünkü o kadar çok blog var ki keşke yarıya bölseydim :D Ve Deep'i bir kez daha tebrik edesim geldi sabrından dolayı :) Tebriklerimi yolluyorum buradan :)

Ayrıca bu aralar farkediyorum ki takip edilesi blog görünüm tercihlerim varmış benim. Neymiş bunlar derseniz. Bunu kelimelerle ifade edemem. Anlık bir his sadece. Bazıları o kadar itici geliyor ki hemen uzaklaşmak istiyorum oradan. Zaten öylelerini de takip etmiyorum. İçim daralıyor. Okuyamıyorum. Şimdi "ayy ne ukala" dediğinizi duyar gibiyim :D Ama öyle bence herkesin böyle tercihleri vardır. Herkes her bloğu okumuyor sonuçta. Benimki çok mu güzel yoo hiç de değil :) Ama sevmeyenler de okumuyordur yani.Çok normal birşey.

Barolar Birliği'nden kargo gelmiş eve. Az önce ablam aradı. Kitap göndermişler. Ne kadar düşünceliler aman allahım.Bizim talebimiz olmadan kargolar geliyor eve :D Aynı kanunlardan sayısız tane var elimde. Umarım kanun değildir yine. 

Artık tatil için alışveriş yapmak istiyorum ya. Kabinde denemek için sayısız etek elbise şort alıp kabinin içinde debelenmek istiyorum. Büyük ihtimalle de bana eşlik edecek olan ablama güzel mi nasıl durdu yakıştı mı diye işkenceler yapmak istiyorum. Of çok güzel ya :D

Neyse çok zırvaladım. Gidiyorum ben :)

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Plaza Sesi MİM Yapmış :)

Plaza Sesi'ne beni de mimlemeyi unutmadığı için teşekkür ederim :)) Merak ettiği şeyleri içeren bir mim hazırlamış. Bize de cevaplamak düşer :)

Blog ismin neden bu? Özel bir anlamı var mı ki?

Öncelikle beni ifade eden bir blog ismi olmasını istedim. Ama sonra baktım ki isim beğenemiyorum. Böyle giderse ben günlerce açamam bu bloğu dedim.
Genelde benden,hissettiklerimden, yaşamımdan bahsedeceğim bir blog olacağı için önce birinci tekil şahıs olsun dedim.Sonra da amaan neden birinci olacakmış dördüncü olsun dedim :)
Yani üzerinde çok düşünmeden bir anda çıkmış bir isim oldu. Öyle özel bir sebebi yok. Ama seviyorum "Dördüncü Tekil Şahıs"ı :) Benimsedim yani baya :)
mutlulugundibi'ne gelecek olursam, çok mutsuz olduğum bir dönemdi. Tek amacım yeniden mutlu olmaktı. Saniyelik verilmiş bir kararla öyle yazıverdim işte :)

Hayatının en acı olayı ne ki? Ölüm dışında sana ders veren birşey yaşadın mı hiç?
Ölüm ve hastalıktan daha acı birşey hayal bile edemiyorum. Ama şimdi düşününce gerçekten çok iyi dersler çıkardığım ve sevdiğim insanı üzmeme sebep olan bir olay yaşadım. Ve uzun bir süre gerçekten çok çok üzüldüm. Bloğumu açmamın en büyük nedeni de bu mutsuzluğumdu sanırım. Hasta ruhlu bir insanın nelere sebep olabileceğini gördüm. Bu olay bana cesaret konusunda çok iyi dersler verdi. Sevdiğim birinin desteği ne demek çok iyi öğrenmiş oldum. Neyse ki hepsi geride kaldı. Şimdi çok mutluyum.

Yurtdışında görmek istediğin bir yer var mı ?

Bir yer mi ? Bir çok yer var :) Şimdilik aklıma gelenleri yazıp bazılarının da fotoğraflarını ekledim. Öncelikle ilk aklıma gelenler Venedik,St.Petersburg,Santorini ve Mikonos oldu. Buralara ayrı bir sempatim var. Sonraaa..

♣Pink Lake- Avustralya












♣ Rio Maggiore - İtalya










♣Roma Kolezyumu











♣Bora Bora Adası








♣Alsace-Fransa











♣Capilano Asma Köprüsü-Kanada











♣Grand Place-Brüksel













♣Chambord Şatosu-Fransa












♣Tunnel Of Love-Ukrayna
















Çok uzun oldu ama böyle işte :)

Hayatının kitabı ne?
Çok sevdiğim kitaplar oldu ama hayatımın kitabı diyebileceğim bir kitap yok henüz.

Koleksiyonun var mı?Varsa ne?
Yok. Koleksiyonu olan insanlara özenmişimdir hep ama bende olamadı nedense :)

Hangi enstrüman olmak isterdin?
Viyolonsel yada piyano olabilir.

Mimlediklerim...
Kelebenk
D.S.K.
xCoach
Spot Işığını Arayan Kız
Atarlı Hatun
Aylin
Bilal Aydın

10 Temmuz 2014 Perşembe

15 Soruda Duygular Ortaya Çıksın Mimi :)


Sevgili Şeyma beni mimlemiş. Mim delisi olduğumu biliyorsunuz zaten :)

Bu mimi cevaplayanlarda görüp "mimleseler de yapsam yaa" diye geçiyordu içimden. Şeyma bunu hissetti sanırım :) Teşekkür ederim Şeyma'cım :*

1-En çok kırıldığın / İncindiğin kelime ?
"Sen yapma bari" yada "onun kadar olamadın" kelimeler bütünü beni oldum olası sinir etmiştir. Kimseye bunları söylemem. Bana söylenmesinden de hoşlanmam. Eğer sevdiğim biri söylediyse de üzülür ve kırılırım.

2-Herkesin kullandığı bir kelime olur.Ama senin için bir insan olur.O özel insan o kelimeyi kullanınca alınırsın. Ne düşünüyorsun?
Tek bir kelime olarak bunu ifade edemiyorum şu anda. Ama özel bir insan beni olumsuz anlamda başkalarıyla kıyaslayan herhangi bir şey söylediğinde fazlasıyla alınırım. Bu kin duymama sebep olmaz ama asla unutamam söyleneni.
Benim için özel bir insan değilse zaten umrumda olmaz :)

3-Seni en çok duygulandıran şarkı?


Çook uzun zamandır bunu günde belki 10 defa dinliyorum.İlk defa bir şarkıdan hiç bıkmadım. Sesine bayılıyorum ♥♥

4-Daha önce seni bırakan biri geldi. Senden bir şans istedi sen de o şansı verdin. Ama buna rağmen yine bırakıp gitti. Şimdi yine pişman ne yaparsın?
Hmm bu soruya kafa yorasım gelmedi yaa. Hiç sevmedim :) Bazen ikinci bir şansı hakedenler olur. Ama üçüncü şans hakedilir mi bilemiyorum.

5-Nefret mi? Aşk mı ?
Sonuna kadar aşk diyorum :)

6-Birinin kalbini kırdığında nasıl gönlünü alırsın?
Kimin kalbini kırdığıma bağlı :)
Rahat rahat sırnaşıp gönlünü alabileceğim biriyse elimden gelen herşeyi yaparım :) Mesela annemi üzdüysem o bana yüz vermedikçe sarılır öper yanaklarını sıkar ve güldürene kadar da asla bırakmam. O kadar da yapışkanım işte :D
Ama çok yakın olmadığım bir insansa özür dilemekte zorlanabiliyorum bazen. Anlatamadığım utançla karışık bir duygu hissediyorum bu zamanlarda :)
Tabi çok çok büyük bir hata yaptıysam ve bu yüzden kalp kırdıysam özür dilemek boynumun borcu :)

7-Nasıl ağlarsın bağırarak mı? İçine atarak mı?
Bağırarak ağlamam pek. Ağlayamam daha doğrusu :)  Genelde sessiz bir şekilde ağlarım. Hatta bazen sadece gözyaşlarımın aktığı bile olur :)
Zaten en nefret ettiğim şeylerden biri ağlarken teselli edilmektir. Yahu bırakın bir rahat rahat içimi dökeyim değil mi :) Teselli edilince de daha çok ağlama krizine girerim. O yüzden evdeyken bile annem duyup da beni teselli etmeye gelmesin diye sessizce ağlamayı tercih ederim :)

8-En korktuğun şey?
Birincisi sevdiğim birini yada birilerini her ne şekilde olursa olsun kaybetmek. Küslük,kırgınlık da buna dahil. Sevdiğim insanları kırmaktan da çok korkuyorum.
İkincisi işimle ilgili çok büyük bir hata yapıp birinin hayatında kötü bir olaya sebep olmaktan korkuyorum bu aralar. Böyle bir kaç olay yaşayanları gördüm ve korkuyorum :( Belki doktor değilim, sağlık söz konusu değil ama insanlar haklarını, hukuki problemlerini bize emanet ediyorlar sonuçta. Yani dolaylı yoldan ruh sağlığını emanet etmiş oluyorlar. Ve ben işimi iyi yapamayıp vicdanımın beni rahatsız etmesinden korkuyorum.

9-Ruhun sıkıldığında ne yapmayı seversin?Kendini nasıl sakinleştirirsin?
Genelde Serkan'la buluşmak yada en azından telefonda konuşmak bile içimi rahatlatıyor ruhum sıkıldığı zamanlarda. Zaten o da sesimi duyduğu gibi anlıyor bir sorun olduğunu. Ses tonum düzelene kadar da elinden geleni yapıyor kıyamam :)
Bazen de kitap okumak çare olabiliyor. Aklımı başka bir yere yönlendirmek iyi geliyor. Yada kendimi hiç yormam ve yatıp uyurum saatlerce :)

10-Bazen kızılmasından hoşlanırsın. Peki en çok ne için kızılmasından hoşlanırsın?
Bazen Serkan'la buluşacağımız zaman dediğimiz saatte hazır olamıyorum. Biraz beklemek zorunda kalıyor. O zaman söylenip durmaya başladığında çok eğleniyorum :D

11-Şiir/müzik/öykü/deneme?
Müzik olmazsa olmazım ve ilk tercihim.
Her ne kadar çok sık okumasam da şiir ve denemeden önce de öykü gelir benim için.

12-En son ne için ağladın?
Şu an sebebini hatırlayamıyorum. Çünkü o kadar saçmaydı ki. Hatırlasam bile buraya yazmazdım büyük ihtimalle :D Malum bayanlar dönemsel zamanlarda saçmasapan şeyler için ağlayabilirler değil mi ? :))
Of nefret ediyorum bu sulugözlü halimden :)

13-Birinde hemen etkilendiğin özellik?
Beni "hemen" etkileyen bir özellik hiç olmadı sanırım ya. Aklıma bir şey gelmedi :)

14-Dayanamadığın şey?
Olur olmaz herşeye akıl vermeye kalkan, her durumda kendini söz sahibi sayan ve en iyi ben bilirim tavrında olan, buna rağmen kendi hayatındaki hataları kusurları görmezden gelen, herşeye burnunu sokmayı huy edinmiş insan müsveddelerine dayanamıyorum.

15-En sevdiğin duygu?
Serkan'la tam 10 ayı doldurmamıza rağmen ne zaman buluşacak olsak ben aynı heyecanı her zaman hissediyorum :) Bu duyguyu çok seviyorum sanırım.
Onun için özel olduğumu hissettirmesi de en en sevdiklerimden :)


Mimlediklerime Gelinceee :)


9 Temmuz 2014 Çarşamba

5 Kelime Mimi

Mime başlamadan önce kelimelerin bana ifade ettiği renkleri seçtim ve inanın bunu yaparken çok zorlandım :) Of  benim bu takıntılarım :) 

Narkoz beni mimlemiş ve kendi cevapları o kadar güzel ki. Benim cevaplarımdan sonra onunkileri okusanız travma geçirebilirsiniz,of bu ne yiaaa iğrenç yazmış Dördüncü Tekil diye aklınızdan geçerse valla darılırım :D Narkoza teşekkür edip başlıyorum...

-AŞK-

İnsana her duygunun "en"ini yaşatan histir bence. Bir anda dünyanın "en mutlusu" "en şanslısı" "en huzurlusu" olabilirken bir anda her şey tersine döner ve dünyanın "en mutsuzu" da olabiliriz. Bence aşk dünyadaki "en tehlikeli" histir. Serkan bana "hayatımdaki en tehlikeli varlıksın" demişti. Uzunca bir süre kaldıramamıştım bu cümleyi :) Ama düşününce her çift biribiri için hem "en değerli" hem de "en tehlikeli varlık" sanırım.

Aşkın yarattığı en güzel duyguysa birine ait olduğunu hissetmek ve onun da sana ait olduğunu bilmek.

 Bazen de aşk "gerçek" olanına ulaştığımızda daha öncekilerin ne olduğuna anlam veremeyişimize sebep olan duygudur. (Aşk buysa öncekiler neydi lan? diyebilmek de mümkün yani.)

Şıpsevdi sakız şeysileri gibi olmadı mı bu? :))

Bak buna bayıldım işte =)

Bir resim daha var ama biraz ayıp :D  olduğu için onu paylaşıp paylaşmamakta kararsız kaldım. Ben çok komik buldum dayanamıyorum sanırım :D Ama bu güzelim soruyu o resimle mahvetmek istemiyorum o yüzden onu yazının eeenn sonuna koyuyorum :))

***  

-HAYAT-



Bazen "neden ben" yada "keşke" diyerek isyan ettiğimiz bazen de "iyi ki"diye şükrettiğimiz iki ucu b*klu değnek olsa gerek. Keyfine göre hareket eden bazen iyi bazen kötü olabilen birşeydir işte. Ama ne olursa olsun güzeldir.

***

-UMUT-




İnsanın hayatından keyif alarak yaşayabilmesi için hiç kaybetmemesi gereken histir. Gerçekleşen umutların yerine bir yenisini eklemek gerekir.

***

-ACI-




Bazen kendimizin bazen de başkalarının sebep olduğu acınası ve salya sümük ağlanası bir duygudur. Ama kimi zamanda ders çıkarılasıdır. Arada beterin beteri var diyerek o acıya şükrettiğimiz bile olur. Zamanla geçmeyen ama zor da olsa alışılan birşeydir. Şiddetine bağlı olarak unutulduğu bile olur.

***
-GÜLMEK-



Ömür boyu kaybedilmemesi gereken bir yetenek. İçten ve samimi gülüşlere sebep olacak anılar ve insanlar biriktirmek gerek. Bir de bunun içten olmayanı vardır ki hiç hazetmem kendisinden. Çünkü hiçbir insanın suratına yakışmıyor.

***



Yaaa aşk olsun ama okuduğun gibi en sona bak diye mi buraya koyduk bu resmi. Ne işe yaradı şimdi ? :D
Ayy utandım :D Benim mim cevabım bol resimli mi oldu ne :) Neyse gittim ben :))

***

Mimlediklerimi yazmayı unuttuuum :) Hemen yazayım bari.

Mor Rimel
maya
butterfly'ınız
Mien
gizlikimlik yani aşye e. :)
D.S.K.

Zeus'un Gazabı-Ruh Eşi Mi? Hadi Canım Sen De :)

Ruh eşini bulmanın peşinde olan ve gerçekten de eninde sonunda onunla karşılaşacağına inanan insanlar var. Bana sorarsanız ruh eşi var mıdır yok mudur ondan şüpheliyim. Bana göre imkansızın ötesinde :) Bence bu bir "uyumluluk" arayışından başka birşey değil.

Şimdi gelelim bu ruh ikizi yada ruh eşi her neyse işte, bunun mitolojik bir hikayesi varmış. Ben de Ahmet Ümit'in Patasana kitabını okurken oradan öğrendim.

Bir zamanlar insanlar 2 kafa,4 el,4 kulak,4 ayak...İşte böyle Allah ne verdiyse her organdan çifter çifter barındıran bir mahlukmuş.(Pek bir çirkinmiş ayol :)) Ayrıca bu yaratık cinsiyet olarak da "androjeni" olarak adlandırılırmış.Ne kadın ne de erkek. 

İnsanlar bu yaratılışlarıyla çok güçlü olduklarından tanrılara karşı gelmeye başlamışlar. Tanrılar da tırsmış tabi. Çözüm aramaya başlamışlar. Hepsini birden yok etmeye kalksalar kendilerine tapacak kimse kalmayacak. Onları bir şekilde cezalandırmak lazım demişler ve devreye karizmatik tanrımız "Zeus" girmiş. 

Zeus'un bulduğu cezalandırma yöntemi şu olmuş: Onları ikiye bölersem hem güçleri azalır, hem de sayıları artacağından biz tanrılara tapanlar sayıca daha fazla olur diye düşünmüş.Ayrıca ikiye böldüğü insanları da dünyanın her köşesine dağıtmış. Böylece Zeus insanları ömür boyu kayıp yarılarını aramakla cezalandırmış.

İkiye bölünen insanların cinsiyeti de kadın ve erkek olarak varlık bulmuş.

İnsanları ikiye bölüp Apollon'a "İnsanların yüzlerini boyunlarının tersine çevir,böylece kendi bölünmüşlüklerini zayıflıklarını görüp daha erdemli olsunlar" demiş.(Burasını çok mantıksız buldum şahsen :)) İnsanlara hadlerini böyle bildirmişler. Eğer yine karşı gelmeye devam ederlerse tekrar ikiye böleceklermiş.

Apollon yüzleri tersine çevirdikten sonra insanların yaralarını iyileştirmekle görevlendirilmiş. Kesilen derileri karın bölgesinde bir kese ağzını kapatır gibi birleştirmiş ve ortada bir delik kalmış. (Bkz. göbek deliği) (Ayrıca iki yaz önce tatilde gördüğüm kadının göbek deliği o kadar çirkindi ki bilinçaltıma işledi. Apollon onun kesesinin ağzını iyi büzememiş zaar )

Bir süre sonra diğer yarılarını arzu eden insanlar yeniden bir bütün haline gelme isteğiyle yanıp tutuşunca üzüntüden,açlıktan ölmeye başlamışlar.  Merhametli Zeus soyları tükenmesin diye acıyıp bunların üreme organlarını önlerine getirmiş. Böylece dişi ve erkek birleşip çoğalmaya başlamış. 

Eksikliklerinin farkına varan insanlar diğer yarılarını aramaya başlamışlar. Bazıları kayıp olan ruh eşlerini bulurken bazıları da o kadar şanslı olmayıp sadece bulduklarını sanmışlar. Bulduğunu sananların yaşadığı şey  "aşk yanılsaması" imiş.

Ruh ikizini bulanların yaşadığı  ise "aşk"olarak adlandırılmış.

İşte"aşk" Aristophanes tarafından Platon'un sempozyumunda böyle anlatılmış.

**Ulan Zeus çok vicdansızsın :))**

ÖNEMLİ! 
Bu arada bizi tamamlayan parçamız olan ruh eşi illa karşı cinsimiz olacak değilmiş haberiniz ola :) Ben söyleyeyim de yani tercihlerinize göre arayın ruh eşinizi :D Hayır yani şahsen ruh eşim bir kadınsa bulduğum gibi arkama bakmadan ayaklarım k*çıma vura vura topuklarım :D

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Daldan Dala Karalamaca


Unutmadan teşekkür ederek başlıyorum bu yazıya :) Sevgili Deep ve Loretta'ya en samimi blog ödülü için teşekkür ederim :) Mutlu oluyorum böyle şeyler yazıldıkça :)

Sonracığıma Hayal Gemisi ayşe e. vardı ya. Bir ara ortadan kayboldu sandık. Ama yeni bir bloğu var artık.Beni takibe aldığında o bloğun ona ait olduğunu bilmiyordum. Yumiyum'un yazısında öğrendim :) Son yazısına ulaşmaya çalıştığımda blog kaldırıldı yazısıyla karşılaştığımda üzülmüştüm. Severek okuduğum bloggerlardandı çünkü. Neyse ki kaybolmamış :) Belki haberi olmayanlarınız vardır. Yeni bloğu işte burada.

Hmm başka özellikle söylemek istediğim birşey yoktu sanırım :) Peki o zaman geliyorum asıl konuya.

Yemek yapmaktan hiç anlamayan çünkü daha önce hiç denememiş olan ben yemek yapmaya başladım. Hem de kaç gündür bir bilseniz :) Annem anneanneme temizlik yapmaya gidiyor günlerdir. C.tesi de birlikte temizlik yaptık eve geldiğimde parmak uçlarıma kadar her yerim ağrıyordu yeminle :) E annecik evde olmayınca da oruçlu olan bir babacık için herşeyi denemeye değer dedim ve yemek yapmaya başladım :) Tabi asıl bahane tatil de neyse çaktırmayın siz. 

1 ay içinde  bazı yemekleri çok iyi yapabilmem lazım. Serkan'ın yanında elim ayağıma dolaşmamalı mutfakta :) Tatil planımızda bir aksilik çıkacak diye ödüm patlıyor ya.  Serkan dün gidip yazlığı da gördü. Bana da çektiği fotoğrafları gönderdi. İçim çok rahat şimdi :)

Pilavı tutturmak zor derler ya. O yüzden her akşam yemeğin yanında pilav denemesi yapıyorum :D Annem yeter artık her akşam her akşam içimiz dışımız pilav oldu diye söyleniyor. Babam güzel olmuş deyince çekemedi tabi benim pilavımı :P Ama gerçekten de güzel olmuştu, mütevazi olamam şimdi :)

Eve gelince yemek bulaşık çamaşır derken mahvoluyorum vallahi. Annemi 23 yaşımda anlayabildim çok şükür :D

Bu aralar bloglarda bir durgunluk mu var bana mı öyle geliyor? Başka zaman olsa okumaya yorum yapmaya yetişemezdim. Her dakika yeni bir yazı olurdu. Ama bu ara çok durgun sanki. Yada ben öncekine göre daha sık girmeye başlamış da olabilirim.

Sonunda en yakın arkadaşlarımın okulları kapandı da döndüler buraya. Bir tanesi zatürre olmuş kıyamam :( Of önceden ne güzel istediğim zaman giderdim onlara. Onlar da bize gelirdi. Ama şimdi iş güç bir haftasonuna bağlı herşey. Ne sıkıcııı :)

İşten geldikten sonra çok sıkılıyorum yaa. Bazen gerçekten sıkıntıdan avazım çıktığı kadar bağırasım geliyor. Artık internette de kendime bir uğraş bulamaz oldum. Bloğa bakıp çıkıyorum sürekli. Google bile çare olamıyor bu aralar. Bir tavsiyesi olan var mı ki acaba bu konuda ? :)

Ne kadar daldan dala bir yazı oldu değil mi?  :)

Neyse gittim ben daha pilav yapıciiiimm :D



5 Temmuz 2014 Cumartesi

...Bir Çıkış Yolu Olmalıydı...




Önceden olsa psikolog dendi mi "olur mu öyle şey, herşeyin çözümü insanın kendisinde, kendi kafasındadır, öyle psikologla olacak iş değil bunlar,psikolog çözüm olamaz" diye düşünürdü. Ama artık kendini o kadar çaresiz hissediyordu ki, sorunlarını kendi kendine çözmeye çalıştıkça daha çok dibe batıyor ve kafası daha çok karışıyordu. "Acaba gitsem mi, herkes gittiğine göre bir sebebi var herhalde" diye düşünmeye başlamıştı.

17 sene önce yaşıtı olan akrabasının göğsüne attığı yumruklar gözünün önünden gitmiyordu. Oysa morluklar zamanla silinip gittiğinde bir süre de olsa unutmuştu olanları. Ta ki göğsündeki ağrı varlığını sürdürünceye kadar. Kim derdi ki çocukluğunda yaşadığı bir an onu buralara sürükleyecek diye. 

Çok çaresizdi ve artık çare olmaz dediği psikolog yolunu denemeliydi. Çünkü hastalığının ilerleyeceğini ve her an ölebileceğini düşünüyordu. Hayatta hiçbir şey onu mutlu etmez olmuştu. Ne insanlar, ne işi, ne de uğraşları.. Hiçbirşeyden zevk almıyordu. Herşeyden şikayet ediyor ve herkese herşeye karşı hemen sinirlenip ağlayabiliyordu. Duygularını kontrol etme yeteneğini kaybetmişti. Gün içinde aynı şeyleri düşünmekten kendi kendini yiyip bitirir olmuştu. Onu gülümseten,mutlu eden hiçbir şey yoktu.Herşeyden bıkmıştı.

Sadece yaşıtı olan ve ona bunları yaşatan kişi de dahil olmak üzere sağlıklı olan herkesi kıskanıyordu. Özellikle de ona karşı ayrı bir nefret duyuyordu. Aklından bin bir türlü şey geçerken onun bundan habersiz olması ve sağlıklı bir şekilde görünmesi canını sıkıyordu.

Tüm belirtileri taşıdığı için bir depresyon evresinde olduğunun farkındaydı. Herşeyin daha kötü olacağı korkusuyla uyanıyordu hergün.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi olanları ve hissettiklerini ailesine de anlatamıyordu. Anlatırsa bunun yaratacağı sonuçlardan korkuyordu. Onların bunu kaldıramamasından,üzülmelerinden korkuyordu. Kimseyle paylaşamadığı için yükü kat kat artıyordu. 

Belki de çözüm olmayacağını bile bile sırf biriyle paylaşıp rahatlamak adına gitmeliydi psikoloğa. 8 yaşındayken yaşıtı olan bir akrabasının yumruk atmasıyla göğsünde morluklar oluştuğunu, izlerin zamanla geçtiğini ancak bir süre sonra ağrılarıyla birlikte iç organlarının hasar gördüğünü öğrendiğini ama bunu kimseyle paylaşamadığını, mutsuz olduğunu ve hastalığının ilerleyip onu ölüme sürüklemesinden korktuğunu söylemeliydi. Yaşadığı tüm depresyon belirtilerini tek tek anlatmalı,bunları ailesine bile anlatamadığını söyleyerek ve hatta ağlayarak içini dökmeliydi.

Yada tüm bunları anlatmaya gerek var mıydı? Bu daha uzun ve yorucu bir süreci beraberinde getirmez miydi? Sorular cevaplar,seanslar,antidepresanlar,uzun süreçli bir tedavi... Evet belki de sadece sebebi olmayan bir depresyon dönemi gerçirdiğini söylemeliydi. Herşeye sinirlendiğini,ağladığını ve mutsuz olduğunu anlatmalıydı.

Ama ya bu şekilde bir yere varamazsa? Sonuçta bilinçaltında aynı düşünceler hep varlığını sürdürecekti.Ya bütün hayatını bu şekilde sürdürmek zorunda kalırsa? Düşündükçe çıldıracak gibi oluyordu. 

Karar veremiyor, içi içini yiyordu. Herşeyiyle tüm olanları anlatırsa uzun bir tedavi sürecinin onu yıpratacağından,daha çok üzeceğinden korkuyordu. Karar vermişti. Psikoloğa gidip nedeni olmayan bir depresyon süreci geçirdiğini anlatacak ve mutsuz olduğunu söyleyecekti.Asıl sebebi gizleyecekti. En azından ilk olarak bunu denemeliydi. Bir süre sonra hala aynı düşünceler içini kemirmeye devam ederse bu sefer diğer seçeneği deneyip psikologla herşeyi paylaşırdı.

***

Randevu saatinin gelmesini bekliyordu. Oturduğu deri koltukta durmadan bacaklarını titretiyor ve parmaklarını çıtlatıyordu. Duvarların üstüne üstüne gelmesini izledi uzun bir süre. Sonra gözlerini kapattı, derin derin nefes alıp sakin olmaya çalıştı. Ama yapamıyordu. İçinden sürekli " sadece sebepsiz bir depresyonda olduğumu anlatacağım. Bir anda herşeyi anlatıp kendimi zorlu bir sürece sokmama gerek yok" diyerek kendini ikna etmeye çalışıyordu.

Bir anda düşüncelerinden sıyrıldığında odaya çağrıldığını farketti. Yerinden kalkmak için bile cesaret bulamadı kendinde. Elleri ter içinde kalmıştı.

Odaya doğru adeta geri dönmek isteyen adımlarla ağır ağır ilerlemeye başlamıştı. Aslında biraz da geldiğine pişman olmuştu. Aklı karışmıştı, ne anlatacağını bilemez haldeydi.Ardından kapı kapandığında "saçmalama buraya gelmekle en doğrusunu yaptın" dedi içinden.

***

Korkularını anlattığı, gerçeklerle yüzleştiği odadan çıktığında gözleri kıpkırmızıydı. Sadece mutsuz olduğunu ve ağladığını anlatmaya başladığında kendini tutamamış ve hıçkırıklara boğularak ağlamaya başlamıştı. Bu şekilde kendini bırakacağını hiç düşünmemişti aslında. Nereden bilecekti ki ? İlk defa bunları biriyle paylaşıyordu. Hafiflediğini hissetmişti. Ve hayatında ilk defa ağlaması bir işe yaramış, kendini iyice bırakarak tüm olanları, 17 yıl öncesini, yumrukları, morlukları, göğsünde hissettiği acıyı, ölüm korkusunu,sağlık konusunda duyduğu kıskançlığı, sinirlenip herşeye ağladığını, çok mutsuz olduğunu, hastalığının ilerlemesininden korktuğunu herşeyi,tüm hislerini en ince ayrıntısına kadar anlatmıştı.

Rahatlamak böyle birşeydi. Ve bir kez daha anladı ki paylaşmak kadar insana destek olan bir şey daha yok. Gözyaşlarını sildiği peçeteyi elinin içinde sıkarak bir sonraki seansa gelmek üzere oradan ayrıldı...

***
Böylece bir Dramim'in sonuna geldim :) Sanırım ben olsam gerçekleri anlatmaktan önce çekinir ama sonra büyük ihtimalle ağlayacağım için kendimi kaybedip herşeyi döküverirdim ortaya :) Bu konudaki düşüncelerimi öyküleştirerek ve kendimi o kişinin yerine koyarak anlatmayı daha doğru buldum.

Teşekkürler Kafa Dergi  :)