23 Eylül 2014 Salı

Mart Menekşeleri / Sarah JIO

Kocası tarafından başka bir kadın için terk edilen Emily boşandıktan sonra herşeyden uzaklaşmak ve kafa dağıtmak için Bainbridge Adasına Bee yengesinin yanına gider. Emily ünlü bir yazar olmasına rağmen artık eskisi gibi yazamadığını düşünür ve bu adada kalmanın bu açıdan da faydası olacağı umuduyla o adada ve yengesinin yanında olmaktan mutludur. Mart ayını orada geçirmeye karar verir.

Bee'nin en yakın arkadaşı Evleyn'le tanışır. Jack adında genç bir adamla ve Henry ile tanıştığında Bee'nin bu durumdan hoşnut olmadığını farkeder ancak nedenini sorduğunda bir cevap alamaz.
Bu arada  Jackla aşka yeniden adım atmaya çalışır. Belki bu sefer olur yada olmaz burada ipucu vermiyorum tabi ki :)

Emily Bee yengesinin evinde kaldığı odada komodinin çekmecesinde bir günlük bulur. 1943 yılından kalma eski bir günlük. Bir kaç sayfa okuduktan sonra kendini suçlu hissetmeye başlasa da okumaktan alıkoyamaz kendini.

İşte bu günlükle beraber Emily için aile sırlarına ve gerçek bir aşk hikayesine yolculuk başlar. Bainbridge Adası onu birçok insanla bir araya getirirken kendini bulmasını da sağlar. 

Emily, Bee'nin en yakın arkadaşı Evelyn'e günlükten bahseder.Evelyn onu sonuna kadar okumasını ve bu günlüğün kendisini de ilgilendirdiğini söyler. Bee yengesine belli etmeden günlüğü okumaya devam eder.

Okudukları Esther ve Elliot adında iki kişi arasında yaşanan bir aşk hikayesidir. Önce bunun bir günlük mü yoksa yazılmaya başlanmış ama yarım kalmış bir kitap mı olduğuna anlam veremez. Ancak onların yaşadığı aşk Emily'i o kadar etkiler ki sonuna kadar okuyup bitirir.

Emily günlükte okuduğu isimlerin gerçekten var olup olmadığı konusunda bazı araştırmalar yapar. Elliot ve Esther'in hayali değil gerçek kişiler olduğu bilgisine ulaştığında hiç bilmediği gerçeklere de ulaşır. Günlüğün neden kendisini bu kadar ilgilendirdiğini artık anlamıştır. Orada okuduğu her ismin aslında gerçek hayatta birinin karşılığı olduğunu anlar. Ve tabi ki Bee yengesinin Henry ile tanışmasından neden memnun olmadığını da çözmüş olur.

Emily adadan evine döndüğünde Esther'in hayatını yazmaya başlar. Düşündüğü gibi ada kendisine iyi gelmiş ve yeniden eskisi gibi yazmaya başlamıştır. Ancak okuduğu günlükte Esther'in hayatı yarım kalmıştır. Onu nasıl tamamlaması gerektiğini düşünürken adadan bir telefon gelir.Tekrar adaya gittiğinde artık Esther'in hayatını yazdığı kitabını tamamlayacak şeyler olmuştur.Emily için kitabını ve Esther'ın hayat hikayesini tamamlama zamanıdır...

***

Mart Menekşelerini alırken tereddüt etmiştim aslında. Çünkü bu ara bu tür kitap kapakları moda.Her yer birbirine benzer romanlarla dolu.Sanki boş bir kitapmış hissi veriyor bana bazen bu tür renkli kapaklar. Ama kesinlikle yanıldım.Gerçekten severek ve keyifle okudum.Merak duygusu hiç peşinizi bırakmıyor zaten. Bir sonraki sayfanın merakıyla bir günde sayfalarca okuyabilirsiniz.

Romanda Esther karakteri nedense bana Audrey Hepburn'ü anımsatıyor.Sanki ona benzeyen bir kadınmış gibi hissediyorum. Okurken zihnimde o rolü üstlenen kişi oldu kendisi :)

Şimdi sırada Böğürtlen Kışı ve Yağmur Sonrası var. Hemen aldım tabi ki. Sarah Jio artık favori yazarlarımdan biri. Sanki Jojo Moyes ile benziyor tarzları. 

Sonuç olarak sevdiğim romanlar arasında yerini aldı Mart Menekşeleri :)






21 Eylül 2014 Pazar

MİMM...


Sevgili  DAFİN YAPRAĞI beni mimlemiş. Teşekkür ediyorum ve daha fazla gecikmeden cevaplara geçiyorum.

*Canan Tan mı Debbie Macomber mı?
Debbie Macomber hiç okumadım. Canan Tan'ın hep aynı tarzda yazdığının farkındayım ama yine de okumayı seviyorum.

*Küpe mi kolye mi ?
Kolyelere bayılırım :) Küpede biraz seçici olmam gerekiyor.Çünkü altın ve gümüş dışındakiler alerji yapıyor. O yüzden seçimim her zaman kolyeden yana.

*Gelecekteki hedefin nedir?
Önceden fazlasıyla planlı yaşayan biriyken artık bu takıntımdan kurtulduğumu hissediyorum.Belki de okulun ve stajın bitmesinden kaynaklanıyor bilmiyorum. Ama şu an tek hedefim işimi gerektiği gibi yapmak ve ilk maaşımla istediğim herşeyi almak :)

*Bira mı sigara mı ?
Sigara kullanmıyorum ama bira sevdiğin insanlarla birlikte güzel tabi ki :) Yalnız mı ? Aklımın ucundan bile geçmez :)

*Bloğunun ismi neden bu ?
Bu soru daha önce iki mimde de sorulmuştu.Sanırım artık pas diyebilirim :)

*Favori makyaj malzemen/malzemelerin?
Pudra,eyeliner,rimel.

*Gerçek aşk bana göre....
Tamamlamak ve tamamlanmak.

*Yabancı dil mi anadil mi ?
Herhangi bir yabancı dili çok iyi konuşabilmeyi isterdim.

*Kuzey Amerika Kıtası mı Güney Amerika Kıtası mı ?
Güney Amerika daha bir ilgi çekici sanki.

*Kurşun kalem mi uçlu kalem mi ?
Uçlu kaleemm :) Özledim ya :)

Mimlediklerim: Kreatif Baskan  ve   Loretta B.

Cevaplarsanız sevinirim :)

18 Eylül 2014 Perşembe

Friends Günlüğü



Eski blog okuma düzenime geri dönemiyorum bir türlü. Kaçırdığım yazıları okuyayım derken üzerine yenileri de ekleniyor. Yetişemiyorum vallahi :)

Uzun zamandan sonra dizi izlemeye başlamamın etkisi de var tabi bunda. İşten eve geldiğimde yemek,kitap,dizi ve blog arasında mekik dokuduğum günler yaşıyorum şu ara :)

Friends gerçekten harika bir dizi ♥ :) Bu diziyi izlerken Avrupa Yakası'nı özlediğimi farkediyorum bazen. Ona da bayılırdım.

2.Sezonu izlemeye başladım. Beni en çok şaşırtansa Ross'un Çin'den çekik gözlü bir hanımefendiyle dönmesiydi :) Gerçi izlerken oh iyi oldu Rachel'a dedim ama olsun. Ben onları hep sevgili olarak hayal etmiştim yaa.Hatta bu sefer kesin olacak demiştim ama şu an zavallı Rachel isyanlarda :)

Favorim Phoebe ve Chandler.Bayılıyorum ikisine de. Ama Phoebe gerçekte gayet güzel bir bayanken o dizide nasıl o kadar kötü görünebiliyor anlamış değilim.Sanırım giydiklerinin de etkisi var bunda. O saf hallerine çok gülüyorum izlerken :)

Diziyi izlemeye başladığımda Joey ve Chandler'in saçlarının kesinlikle kısa olması gerektiğini düşünmüştüm. Hayalim gerçek oldu ve saçlar kısaldı :) Bence böyle çok daha iyi oldu. En azından Chandler erkek gibi görünüyor gözüme :D

Şimdiden diziyi bitirince ne yapacağımı düşünüyorum. Keşke hiç bitmese. Bitince sizin önerilerinize ihtiyacım olacak yeni bir dizi için :)

Bölümlerin çok uzun olmaması da çok iyi. Mesela Game of Thrones izlerken sanki film izliyormuşum gibi hissediyordum.Ama kısa olunca çok daha iyi oluyor. Yatmadan önce açıp 20-25 dk bir bölüm izleyip kapatabiliyorum en azından.

Bakalım ileriki bölümlerde neler olacak. Ross'un sevgilisi defolup gitmeli bence :D

Bu da böyle bir dizi yorumuydu işte.Aslında ben mim için gelmiştim ama o kadar zor ve özen isteyen bir mim ki buna hazır değilim sanırım :)

Hoşçakalın :)

16 Eylül 2014 Salı

Pucca 1-2-3-4



Merhaba uzun zamandır kitap yorumu yazmıyorum. Ne okursam okuyayım beğensem de beğenmesem de o kitapla ilgili fikirlerimi yazmak için söz vermiştim kendime. Bu sözümden dönmemeye karar verdim.


Başlıktan da anlaşılacağı üzere konumuz Pucca.

1-Küçük Aptalın Büyük Dünyası
2-Ve Geri Kalan Her Şey
3-Allah Beni Böyle Yaratmış
4-Ay Hadi İnşallah!

4 kitabını da okudum. Çok hızlı okunan,sizi yormayacak,dili oldukça bizden olan :) bol olaylı bir seri bu 4 kitap...Tüm özel hayatını ayrıntılarıyla anlatıyor bize. İlişkileri,ailesi,arkadaşıkları, sevgilileri, hissettikleri,düşündükleri aklınıza gelebilecek herşeyi...


Daha pucca kimdir, nasıl bir yazardır bilmeden kapaklarına bayılıp dördünü de kucaklayıp almıştım :) Herkes çoktan okudu bıktı bile o kitapları görmekten ama ben aldıktan çok çok sonra okudum. Tam yaz dönemi serisi bence. Zihninizi yormayacak, bir çırpıda bitireceğiniz ve sanki bir arkadaşla dedikodu yaparmış hissi veren kitaplar...


Pucca hayatının her anından iyi kötü bir çok anıyı paylaşıyor bizimle. Kimi zaman çok eğlenceli ve sizi güldürecek olaylar okuyorsunuz. Kimi zaman da o kadar neşeli ve vurdumduymaz olan bir kız nasıl bu kadar duygusal ve karamsar olabilir diyorsunuz. Sanki hep neşeli şeyler anlatacakmış beklentisi vardı bende :) Kimi zaman da sizi şaşırtıp "hayır yaa,nasıl olur" dedirtiyor. Özellikle çocukluğuna dair ailesiyle yaşadıklarını okurken gerçekten üzüldüm. Hatta ailesiyle ilgili kısımları okurken bu kızdan bildiğin bir Canan Tan çıkabilir diye düşündüm :) Çünkü o kısımlarda gayet duygusal bir dili var. Sanki oraları Pucca yazmamış gibi :)

Bazen yuh artık fazla abartmış dediğim de oldu. En çok sevdiğim yanı ise kendini çok rahat bir şekilde eleştirebilmesiydi. Sövüp saydığı,kendini yerin dibine soktuğu sayfalar o kadar fazla ki. Özeleştiri anca bu kadar geliştirilebilir :)

Size bilgi anlamında bir şey katar mı ? Hayır kesinlikle katmaz. E o zaman neden okuyayım derseniz; mesela kitap okumaktan yorulduğunuz ve okumak istemediğiniz dönemlerde sizin okuma isteğinizi yerine getirebilir belki. Tıpkı bende olduğu gibi :)

Deniz,kum,kumsal ve güneşle harika uyum gösterebilecek kitaplar. Tam tatillik bence :)


Okuduğu kitabın kendisine katkısı olması gerektiğini düşünenler için kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ama kitap okumayı istemediğim dönemde bana iyi geldi açıkçası. Bu dönemde bulunanlara tavsiye ederim :) Yada okula,işe giderken otobüste okunabilecek ideal bir seri olabilir :)


Kendisinin çok çirkin olduğunu yazmış defalarca.Ya dedim ne kadar çirkin olabilir. Görsellerden baktım da gayet güzel bir kadın yahu :)


Bir de hangisinde olduğunu hatırlamıyorum ama yaşlandığında geçmişini hatırlamama korkusuyla hep günlük tuttuğunu yazmış. Ben çocukluğumdan beri bu konuda o kadar başarısızım ki. Küçükken bir hevesle süslü püslü günlükler alıp iki sayfa yazıp atardım. Ama aslında yapılması gereken birşey belki de. Evet 23 yaşımdayım ve bunu tekrar deneyeceğim :)

Pucca okuyup okumamakta kararsız olanlar en azından birinciyi alıp öyle karar verebilirler.

Ben hepsini kucaklayıp eve götürmeseydim sanırım birinciden sonrasını almazdım. Ama alınca hepsini okudum.Böyle de saçma bir takıntıya sahibim. Alındıysa o kitaplar okunacak arkadaş ! :)

Benden bu kadaaarr :))


15 Eylül 2014 Pazartesi

Haftasonu Özeti



Dolu dolu geçen bir haftasonundan sonra bu pazartesi hiç yakışmadı yaa.

Tamamen Serkan'la dolu bir haftasonu geçirdiğim için zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.Bir de baktım ki p.tesi gelmiş ve gözümü büroda açmışım sanki. Serkan'ı ablamın kızıyla tanıştıracağımdan bahsetmiştim. Planımızı gerçekleştirdik. Pazar günü birlikte güzel bir kahvaltı yaptık. Daha doğrusu biz yaptık yeğenim baktı. Yabancı birinin yanında birşey yiyemiyor hanımefendi.Öyle saçma bir takıntı ki bu.Eminim koskoca yerde açık büfe kahvaltıdan aç kalkan bir tek odur :) Tabağına koyduğu bir yudum şeyden çöplenip durdu. Bir de utanmadan kulağıma aç kalırım diye ben evde kahvaltı yaptım dedi.Orada cinlerim tepeme çıktı :) Ama birşey diyemedim tabi.O da yiyormuş görüntüsü vermeye devam etti.

Sevdiler sanırım birbirlerini. Yeğenimin beni paylaşabilmesine de acayip şaşırdım.Çok kıskanç bir insan kendileri.Mesela ben en son ablama ne zaman sarıldığımı hatırlamıyorum.Çünkü hem beni hem de annesini kıskanıyor. İşimiz çok zor :) Ama Serkan'ı kabullendi neyse ki. Bazen bizi zor sorularla sıkıştırdığı da oldu ama idare ettik :)

Kahvaltıdan sonra da sinema keyfi yapalım dedik. Ama seçenek o kadar azdı ki.Resmen mecburiyetten Azazil diye saçma bir korku filmine girdik. Saçma olması korktuğum gerçeğini değiştirmez tabi :D in,cin varsa işin içinde korkmamam imkansız. Ben filmi izlerken korkmuyorum da gece yatarken o filmi kendim geliştirip son teknoloji haliyle rüyalarıma sokuyorum :)

Zaten izlerken de korkacağımı anladığım yerlerde hiç bakmıyorum. Korku filmine gidip de korkmamak için gözlerimi kapatmak ne kadar mantıklı bilmiyorum ama öyleyim işte.

Bu arada 7 Eylül'de Serkan'la 1.yılımızı bitirmiş bulunmaktayız :) Zaman o kadar hızlı geçiyor ki. Askerliğe de adım adım yaklaşıyoruz ve düşündükçe bile sinir oluyorum :( Napalım hepsi geçecek. Birlikte geçireceğimiz nice mutlu,huzurlu ve aşk dolu senelerimiz olur umarım :)

Bir gelişme daha oldu. Serkan'ın bir akrabası ve eşiyle birlikte c.tesi akşamı yemeğe gittik. Çok güzel geçti. Ama onlar 3 kişi birbirini gayet iyi tanıyınca biraz gerildim tabi :) o kadar sıcak davrandılar ki yabancılığı hemen attım üzerimden.  Ailelere karışmaya başladık anlayacağınız. Serkan benden baya geride kaldı ama olsun :) Önce ailenin küçüğünden başladı.Yavaş yavaş ilerler artık :)

Yazın sona yaklaştığını hissettirmeye başladı artık. Ve her ne kadar yazı çok sevsem de sanırım üşümeyi çok özledim. Montlar çizmeler... Güzeldi ya :)

İşten fırsat bulup azıcık karalayayım dedim ama böyle devam edersem sonunu getiremeyeceğim :)

Bu arada hala okuyamadım bir çoğunuzu. Haftasonu da fırsat olmadı. Telafiler gittikçe çoğalıyor :)

Hoşçakalın  ♥

10 Eylül 2014 Çarşamba

Normale az kala :)

Artık normal yazılarıma bir başlangıç yapmak istedim.Zor zamanları yavaş yavaş geride bırakıyorum.Daha doğrusu geride bırakmak değil de alışmak,kabullenmek diyelim biz buna. Bugünlerde beni mutlu eden en güzel şey annemin kendini daha iyi hissetmesi. Kıyamıyorum ona hiç. Bazen azıcık tartşıyoruz da içime öküz oturuyor resmen :)

Ablam,yeğenim bizdeydi.Yeni gittiler.Ev kalabalık olunca zaman o kadar hızlı geçiyor ki. Eylül'ün de ortasına gelmişiz neredeyse. Artık staj tantanasından da kurtuldum.Ruhsatım da 15 güne kadar gelir diyorlar. Artık herşey daha belirli, daha ciddi geliyor gözüme.Çalışma şartlarımızı da konuştuk. Bürodaki işleri tamamen ben üstlenip yorulacağım. Çok mutluyum bunun için,çok hevesliyim.Bir zaman sonra yorgunluktan küfür edeceğimi de biliyorum ama olsun :) 

Daha önce Pucca'nın kitaplarını çoktan aldığımı ve bir türlü okumadığımı söylemiştim.Canım okumak istemediği dönemde 3 tanesini çıkardım aradan.Bana ne mi kattı? Hiçbirşey.Zaten öyle bir beklentim de yoktu.Amaç kafa dağıtmak. Çok abartılı bulduğum yerler de oldu. Hatta bazen yok artık iyi sallamış bu kadar hayalgücü fazla dediğim de oldu :) 

Aslında Pucca sayesinde bir kaç bloğu okumamaya karar verdim. O blogları çok farklı,samimi, keyifli ve eğlenceli bulurdum.Meğer Puccavari birşey olmaya çalışmışlar.Kullandıkları bazı kelimeler bazı cümleler espriler tıpatıp aynı. Hatta bazı olaylar bile ! Ne yani o kelimeleri başkası kullanamaz mı diyeceksiniz şimdi. Tabi ki kullanır ama benim anlatmak istediğim farklı birşey.Tarz tamamen aynı işte ne bileyim bir tuhaf geldi bana.

Akşam da o kadar sıkıldım ki ne yapsam ne yapsam diye düşünürken Friends izlemeye başladım. 3 bölüm izledim ve gerçekten çok sevdim çok tatlılar :) Uzun zamandır dizi izlemiyordum bence de zamanı gelmişti.

Bu arada Serkan'ı yeğenim ve ablamla tanıştırdım. Ablamla biraz ayaküstü oldu ama yeğenim beni çok kıskanmasına rağmen Serkan'ı sevdi.Pazar günü de birlikte kahvaltıya gidiyoruz.Sonra da belki bir sinema yaparız.Küçük hanım film de beğenmiyor.En son Serkan'la Herkülü izlediğimizi söylemiştim :) "Ama ben öyle film istemem romantik birşeylere gidelim" diyor yüzümüze bir de utanmadan :)

Serkan adım adım aileye doğru ilerliyor ama bakalım :) 

Benden haberler bu kadar şimdilik. 
Hoşçakalın...

3 Eylül 2014 Çarşamba

Geri Dönüş



Merhaba herkese. Evet günlerdir yazabilecekken yazmadım. Bazen böyle aylarca yazmayıp dönenleri görünce insan nasıl vakit yaratamaz ki derdim. Demek ki bazen o vakti bulsak da canımız istemeyebiliyormuş.

Ananemi kaybettik ne yazık ki. 82 yaşındaydı. Yaşına rağmen de o kadar neşeli ve hayat dolu bir kadındı ki.O gülüşü hala gitmiyor gözümün önünden. İnsan herşeyi kabulleniyor zamanla. Tek tesellim ağır hasta olmadan yada yatalak olmadan yaşamış olması.En büyük korkum insanı yataklara düşüren bir hastalığa yakalanmak olduğu için böyle düşünüyorum belki de. En büyük isteği de bebekken ölen oğlunun yanına gömülmekti.Onu da gerçekleştrdik. Geriye sadece çekildiğimiz fotoğraflar ve videolar kaldı. Mekanı cennet olsun.

Tatilden döndüm,tam ablama gitmişken ananemin hastalandığı haberini aldık bir anda tekrar eve döndüm.Sonra da ananemin vefatı cenaze derken kendimi işe başlamış buldum. Kafam allak bullak.Kendimi hiçbir şeye veremiyorum.Ama bu haftadan sonra herşey daha düzenli olacak eminim.

En kısa zamanda yazdıklarınızı okumaya ve yorumlarınıza cevap vermeye çalışacağım.İyi bakın kendinize...