haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2014 Pazar

Sevdicekle Geçen Bir Gün ve "Pek Yakında"



Evet başlıktan da tahmin ettiğiniz üzere bugün Serkan'la beraberdim. Uzun zamandır saatlerce zaman geçirmemişiz gibi hissediyordum ki bugün imdadımıza yetişti. 12 gibi buluştuk ve önce çayımızı içip waffle yedik. Tatlı krizlerimi giderdim. Çok iyi geldi valla :) Ama Üsküdar'da jelibonlarla süslü olan çok daha güzel bir waffle yemişliğim var. Onu arattı yani. Hem zaten waffle üzerinde dondurma çok mantıksız geldi bana, sevmedim. Ayy ama mızmızlandım. Gören de Vedat Milor zannedecek beni :D

Neyse sonra sinemaya gitmeyi planlamıştık zaten akşamdan. Ve tabi ki tercihimiz Cem Yılmaz'ın filmi "Pek Yakında" oldu. E biraz bahsetmeden geçmek olmaz şimdi :)

Filmde Cem Yılmaz Zafer karakterinde. Zafer bir zamanlar dizilerde filmlerde figüran rollerde oynamış ama bir türlü bu alanda bir yere gelememiş bir adam. Korsan DVD'cilik yaparak para kazanıyor. Eşi ondan bu işlerle uğraşmak istediği için boşanmak ister. Zafer karısını çok sevdiği için bu işlere bulaşmayacağına dair tövbe eder ve karısını, oğlunu geri kazanmaya,evliliğini kurtarmaya çalışır.Eşi Arzu ise inat eder ve gençliğindeki oyunculuk hayallerini gerçekleştirmek için başvurular yapmaya başlar. 

Zafer 1970'lerden kalan Şahikalar isimli Yeşilçam tadında Türk Sineması filmini çekmeye karar verir. Bundan haberi olmayan Arzu'ya dönemin en popüler oyuncularından biriyle başrol oynaması için teklif gönderir.Arzu da kabul eder. Arzu filmin sonuna kadar yapımcının kocası olduğunu bilmez. Film boyunca kocasını sorumsuzlukla, iyi bir baba ve eş olmamayla suçlar. Film mutlu sonla bitti mi bitmedi mi o da bende kalsın bari :)

Ben keyifle izledim.Oyunculuklar harikaydı. Konusu basit gibi görünse de oyunculuklarla birleşince çok farklı bir şekilde işlenmiş. Hıı bu arada sadece komediden ibaret sanmayın.Oldukça da dram barındırıyor bence. 

Filmin çekimleri Cem Yılmaz'ın boşanma zamanına denk geliyor.O yüzden insan acaba Cem Yılmaz bir parça da olsa kendini mi oynamış demekten alıkoyamıyor kendini.

Bu arada vizyonda bir korku filmi akını var. Bir sürü çeşit çeşit tuhaf isimli korku filmleri var. Fragmanları bile hep aynı yaa. Güya görünmez birşey tarafında yerde süreklenen kız modeli mesela.Hepsinde var :)

Geçen gece de "Evim Sensin"i izledim.Biraz da duygusal bir anıma denk geldi.İzlemez olaydım.Ağlarken içim çıktı resmen. Özcan Deniz'i hiç sevmem.Sevmediğim için de çok direndim izlememek için ama izlemiş bulunduk bir kere :) Ağladım etkilendim falan ama yine de çok kayda değer bir film değil bence. Ay konuyu iyice dağıttım ben.Neyse...

***

Sonuç olarak çok güzel bir gün geçirdim.Pazartesi sendromundan önce çok iyi geldi. Bütün gün beraber olmamıza rağmen eve geldiğimizde mesajlaşıyor olmak da hem güzel hem de tuhaf. Biz hiç büyüyemeyeceğiz sanırım :)

Benden haberler bu kadar.Umarım hepiniz için güzel bir Pazar olmuştur. Hoşçakalınn...

15 Eylül 2014 Pazartesi

Haftasonu Özeti



Dolu dolu geçen bir haftasonundan sonra bu pazartesi hiç yakışmadı yaa.

Tamamen Serkan'la dolu bir haftasonu geçirdiğim için zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.Bir de baktım ki p.tesi gelmiş ve gözümü büroda açmışım sanki. Serkan'ı ablamın kızıyla tanıştıracağımdan bahsetmiştim. Planımızı gerçekleştirdik. Pazar günü birlikte güzel bir kahvaltı yaptık. Daha doğrusu biz yaptık yeğenim baktı. Yabancı birinin yanında birşey yiyemiyor hanımefendi.Öyle saçma bir takıntı ki bu.Eminim koskoca yerde açık büfe kahvaltıdan aç kalkan bir tek odur :) Tabağına koyduğu bir yudum şeyden çöplenip durdu. Bir de utanmadan kulağıma aç kalırım diye ben evde kahvaltı yaptım dedi.Orada cinlerim tepeme çıktı :) Ama birşey diyemedim tabi.O da yiyormuş görüntüsü vermeye devam etti.

Sevdiler sanırım birbirlerini. Yeğenimin beni paylaşabilmesine de acayip şaşırdım.Çok kıskanç bir insan kendileri.Mesela ben en son ablama ne zaman sarıldığımı hatırlamıyorum.Çünkü hem beni hem de annesini kıskanıyor. İşimiz çok zor :) Ama Serkan'ı kabullendi neyse ki. Bazen bizi zor sorularla sıkıştırdığı da oldu ama idare ettik :)

Kahvaltıdan sonra da sinema keyfi yapalım dedik. Ama seçenek o kadar azdı ki.Resmen mecburiyetten Azazil diye saçma bir korku filmine girdik. Saçma olması korktuğum gerçeğini değiştirmez tabi :D in,cin varsa işin içinde korkmamam imkansız. Ben filmi izlerken korkmuyorum da gece yatarken o filmi kendim geliştirip son teknoloji haliyle rüyalarıma sokuyorum :)

Zaten izlerken de korkacağımı anladığım yerlerde hiç bakmıyorum. Korku filmine gidip de korkmamak için gözlerimi kapatmak ne kadar mantıklı bilmiyorum ama öyleyim işte.

Bu arada 7 Eylül'de Serkan'la 1.yılımızı bitirmiş bulunmaktayız :) Zaman o kadar hızlı geçiyor ki. Askerliğe de adım adım yaklaşıyoruz ve düşündükçe bile sinir oluyorum :( Napalım hepsi geçecek. Birlikte geçireceğimiz nice mutlu,huzurlu ve aşk dolu senelerimiz olur umarım :)

Bir gelişme daha oldu. Serkan'ın bir akrabası ve eşiyle birlikte c.tesi akşamı yemeğe gittik. Çok güzel geçti. Ama onlar 3 kişi birbirini gayet iyi tanıyınca biraz gerildim tabi :) o kadar sıcak davrandılar ki yabancılığı hemen attım üzerimden.  Ailelere karışmaya başladık anlayacağınız. Serkan benden baya geride kaldı ama olsun :) Önce ailenin küçüğünden başladı.Yavaş yavaş ilerler artık :)

Yazın sona yaklaştığını hissettirmeye başladı artık. Ve her ne kadar yazı çok sevsem de sanırım üşümeyi çok özledim. Montlar çizmeler... Güzeldi ya :)

İşten fırsat bulup azıcık karalayayım dedim ama böyle devam edersem sonunu getiremeyeceğim :)

Bu arada hala okuyamadım bir çoğunuzu. Haftasonu da fırsat olmadı. Telafiler gittikçe çoğalıyor :)

Hoşçakalın  ♥

7 Haziran 2014 Cumartesi

Yarım Kalan İşler ve Teşekkür Konulu :)

Merhaba...

Öncelikle bloğumdaki saat için  Ferhat'a  teşekkür ederim. Çok sevdim eline sağlık :) Kendisi her gün bloğuna yeni bir şeyler ekliyor. Ben de böyle işlerden anlamadığım için özeniyorum (bkz. fesatlık ve bkz. kıskançlık :)) haliyle. En son bloğuna saat eklediğinde isyan ettim yeter artık her gün kıskanacak bir şey çıkarıyorsun başıma diye . İstersen senin bloğun için de hediye saat yapabilirim deyince hayır der miyim hiç? Tabi ki hayır :)) Sonuç olarak benim de bir saatim var :)


***

Bu hafta içi büroda yeterince tembellik yapıp bütün günümü blogda geçirince bir sürü yarım kalan iş oldu tabi. Avukata çaktırmadım. Babamın iş yeri değil sonuçta. Bloglara bakıp kendimi kaybetmişken adamcağız ya beni dilekçe yazıyor sanıyor yada bilgisayardaki dilekçe örneklerine baktığımı sanıyor galiba :) 

16.00 gibi geldim büroya, işlerimi tamamladım. P.tesi gayet çalışkan stajyer modunda yazdığım dilekçeleri masasında görecek avukat. Ah bir bilse "nasıl olsa c.tesi gelir yazarsın Seda keyfine bak boşveeer" diyerek blogda fink attığımı. Ama ne yapayım canım bak geldim kapattım işte eksikleri. Güneşli bir c.tesi büroda olmam bile bir fedakarlık sayılır bence :)

  İşleri hallettiğim gibi de kendimi buraya attım gördüğünüz gibi :) Şu blog bağımlılık yaptı bende sanırım. Ama bu durumdan gayet hoşnutum.  Daha önce keşfedeydim iyiydi. Twitter ve facebookum hala kapalı. Uzun bir süre de açmayacağım sanırım. Tumblr alemine bir katılayım dedim ama nedense ısınamadım oraya bir türlü. Gerçi ısınmak için bir çaba gösterdiğim de söylenemez. Açtım kaldı öyle. Belki zamanla alışırız birbirimize.

Bugün bir güneş yüzü gördük hele şükür. Hemen incecik giyinip güneş gözlüğümle fırladım sokağa oh be. Ben güneş insanıyım. Sonsuzla bu açıdan  farklıyız. Hiç sevmez sıcak ve güneşli havaları. Hatta kışın o soğukta yürüyüş yapmaya da bayılır. Ben de soğuktan dişlerim birbirine vura vura eşlik ediyorum tabi ki :) Ama artık onun dönemi kapandı sayılır. Şimdi ellerimizin terlemesine aldırmadan ele ele gezme zamanı :)

Neyse eve gideyim ben artık :)

Musmutlu bir haftasonu sizinle olsun :))


5 Nisan 2014 Cumartesi

Mod Haftasonu

Öncelikle kendi kendimin Avukatlar Gününü kutlayarak başlamak istiyorum =) Daha stajyer olabilirim ama bugünün ithaf edildiği kişilerden olduğumu düşünüyorum :) 

Bugün 5 Nisan olduğunun bile farkında değildim. Ofisteki sekreter Avukatlar Günümü kutlamak için aramasa hala da farkında olmayabilirdim. Tam da o anda annemle çarşıdaydık. "Herhalde böyle bir günde bir ayakkabı hediye etmek istersin kızına değil mi anne?" deyince yüzsüz yüzsüz, annem de hayır diyemedi tabi :D Bugünden çok kârlı çıktım anlayacağınız :D

Şimdi eve geldim. Hemen üzerimi değiştirip, makyajımı tamizleyip, saçımı tepeden topladım ve haftasonu moduma girdim   Haftasonunu canımdan çok seviyorum vallahi =)

Yaa bu GFC sorunu çözüldü, nasıl sevindim anlatamam. İlk kişiyi takip edebildiğimde gözlerime inanamadım. Vallahi sıkmıştı artık. Bu ne canım teknoloji çağında olacak şey mi? =)


Bir mimim var yapılacak. Sevgili Keyaki beni mimlemiiiş. Birazdan ona da el atacağım. Mimleri bekletmeyi hiç sevmem  

İki gündür Ankara'ya giderken yanıma neler almam gerektiğini düşünüyorum. Ve eminim ki kocaman bir valizle gidip herkesin elinde minicik çantaları görünce sinirlerim bozulacak :) Ama koca 1 hafta bu yani. Hava nasıl olacak bilmiyorum. Her ihtimali göz önünde bulundurup ona göre birşeyler almalıyım. Off oldum olası sevmedim şu valiz hazırlama işini. Üniversiteden kalma bir nefret bu.

Çünkü her seferinde valizin sapı ya otobüs muavininin yada taksi şoförünün elinde kalırdı. Adamların tepkileri de hep aynı olurdu "Ne var ya bunun içinde?"

Hiç unutmuyorum şu espriyi otobüs muavini yapmıştı. Valizin sapı koptu ve valiz yere düştü. "Abla yeaa ne var bunda bu kadar, münevveri mi koydun içine ne yaptın?" Bunun bende yarattığı hasarı anlatamam size.

Bu espri üzerine baya düşünmüştüm o an. Münevver? Valize koymak? Tabi o olayın üzerinden yıllar geçmiş, unutmuşum. Sonra adam şapşal şapşal bakmaya devam edince "hımm çok esprilisiniz" dedim yapmacık bir şekilde gülümseyerek. Deli dolu ortalık :D İşte o zamanlardan beri valizlerden nefret eder oldum. 

Ama yolculukları çok seviyorum. En kötü özelliğimse yolda asla muhabbet edememek :) O yüzden tanıdık biriyle yolculuk yaparken strese giriyorum. Hiç konuşmuyorum. Acaba yanlış anlıyor mudur diye düşünüp duruyorum. Yolculuk arkadaşı olabilecek en son insanım sanırım.

 Bana göre yolculuk şunlardan ibaret: Kulaklık, müzik, kitap ve cam kenarı  ツ  Bunların dışına çıkamıyorum ne yazık ki. Cam kenarı için çok mücadele etmişliğim var. Özellikle cam kenarı alıyorum bileti. Bir bakıyorum başka bir bayan oturuyor. Bir de "ben cam kenarına bilet almıştım" deyince sanki haklıymışçasına "cam kenarı benim" diye diretmiyorlar mı çıldıracak gibi oluyorum. 

Bir de yolculuğun kabusu yaşlı teyzeler. Anana, babana, gittiğin yere, çalıştığın, okuduğun yere, yaşına, evli bekar olup olmadığına kadar herşeyi öğrenmek isterler. Çeneleri hiç durmaz yol boyunca. Benimkiler biter sonra kendi hayatını anlatmaya başlar. Komşusunu gelinini falan çekiştirir. Sen de dinlemek zorunda kalırsın tabi.

Ha bir de çocuklu kadınlar. Hele bir de o çocuk olmuştur 4-5 yaşında kazık kadar. Onu ortamıza oturtmaya çalışır. Çocuk elimdeki telefona falan saldırır. Ayağıyla beni tekmeler, pantolonumun her yeri ayak izi olur. Ayyy nefretlik :D

İçim şişti, soğudum yolculuktan. Gitmiyorum ben yaaa :D

Kendime bir kahve yapayım müziğimi de açayım azıcık kendime geleyim  ♪ ♫ 
Bu da dileğim olsunn :)


Hoşçakalın =)   

3 Nisan 2014 Perşembe

8 Gün Sonra Ankara...


Evet başlıktan da anlaşıldığı üzere Ankara'ya yolculuk var. Staj eğitim programıymışşş. Yine saçmasapan mecburiyetler. 
Sabahtan akşama kadar ders olacakmış poooff. Hem de 1 hafta yaa insaf. 10 saat yolculuğu da cabası.

Hiç gitmek istemiyorum. Ama mazeret uyduracak durumda da değilim ne yazık ki. 

Ankara hep soğuk bir şehir gibi gelmiştir bana. Ablam orada otururken gitmiştim. Hiç sevmemiştim. Ama çok oldu tabi gideli. Böyle sanki eksik birşey var orada ama çözebilmiş değilim. Neyse boğaz yapacaklar ya hani! belki de o eksiklik budur :)

 Belki de sadece bir önyargı. Bu sefer fikrim değişir diyeceğim ama hoş bir sebeple gitmeyeceğim için sanmıyorum. 

Yarın cuma yaaa. Oh şükürler olsuun :) Çok bunaldım bu hafta. Haftasonu gelse de bir yaysam kendimi pijamalarımla. Tabi annem temizlik diye başımın etini yemezse. Beni evde yakalamışken köşe bucak temizletmeye bayılır kendileri :)

Gerçi ben de bir süre sonra kendimi kaptırıyorum ay orayı da temizleyeyim burayı da derken saatlerce cebelleşiyorum. Bazen eğlenceli bile olabiliyor. Mutfakla pek aram olmasa da temizlikle iyi anlaşıyoruz :)

Artık sokakta kedi gördükçe gülesim geliyor yaa. Psikolojim bozuldu sanırım. Kediler bana hiç bu kadar manidar gelmemişti şimdiye kadar. 

Ay benim yine karnım aç yaa. İki gündür bu saatlerde hep açıım. Ne oluyor ki bana böyle. Canım ne istedi şimdi biliyor musunuz? Bir kuşbaşılı pide olsa hiç fena olmaz :D Ayy hayal ettim. Dur bir fotoğrafına bakayım da bari gözüm şenlensin.


Ouuf. Hayatımda ilk defa görsellerden böyle birşey aradım. Sıyırmaya az kaldı. Neyse ben bir mutfağa gideyim en iyisi. Bulduğumla yetineceğim artık. Ama hiçbirşey yukardakinin yerini tutamaz o da ayrı =)

İyi geceler hepinize =)