Sarah Jio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sarah Jio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2015 Çarşamba

Son Kamelya / Sarah JIO

Sarah Jio geçmişle bugünü birleştirme tarzını Son Kamelya romanında yine harika bir kurguyla bizlere sunmuş. Bazı okurlar bütün romanlarının aynı tarzda olmasını, geçmişle bugün arasında bağlantı kurmasını eksi bir yön olarak değerlendiriyor. Ama ben Sarah Jio'da en çok bunu sevdim. Sonuçta kurgular, olaylar, karakterler farklı ve roman sonunda bizi mutlaka şaşırtıyor.

Roman 3 ana kadın karakter etrafında dönüyor. Anna, Flora ve Addison...

1930'lu yıllarda Anna, Lord Edward ile tanışır ve evlenip muhteşem bir köşkte yaşamaya başlarlar. Ancak Anna geçmişiyle ilgili bazı şeyleri Edward'dan gizlemektedir.  Edward bu sırları öğrendiğinde Anna'dan uzaklaşır ve ona aynı gözle bakamaz. Anna her gün kamelyalarla ve çeşit çeşit çiçeklerle dolu bahçesinde vakit geçirir.

Diğer bir karakterimiz ise Flora Lewis. Bir fırıncının kızı ve tek isteği ailesinin ekonomik anlamda daha rahat bir hayata kavuşması. Bitki çeşitlerinden anlayan Flora ailesini rahata kavuşturmak için kendini çiçek kaçakçılığının içinde bulur. Ona verilen görev Anna ve ailesinin yaşadığı Livingston köşkünde ender bulunan bir çiçek olan middlebury pembesi kamelyayı bulmak.

Köşk ise halk arasında lanetli olarak bilinmektedir. Çünkü Anna'nın ölümüyle beraber bir sürü genç kızın öldürüldüğü,kaçırıldığı konuşulmaktadır. (Anna'nın ölümüne gerçekten şaşırdım bu arada :)) Flora dadı olarak köşke gider ve kendini farklı olayların ve sırların içinde bulur. Aynı zamanda hiç planda olmayan bir aşk yaşamaya başlar ve dadılık yaptığı çocuklara bağlanır.

Romanın "şimdiki zaman" kısmında ise devreye Addison Sinclair giriyor.  Addison botanik ve bahçe düzenlemesiyle uğraşan karakterimiz. Livingston Köşkü eşinin ailesi tarafından satın alınıyor. Addison'ın da eşinden sakladığı geçmişiyle ilgili bazı sırlar ve daima onun peşinde olan bir karakter var. Addison eşiyle birlikte köşke taşınır. Eski yıllardan beri orada çalışan bir hizmetçi onlara bu macerada eşlik eder. Addison ve kocası evde buldukları eşyalar, insanların köşkte yaşananlar ile ilgili söyledikleri nedeniyle kendilerini bir sürü gizemin içinde bulurlar. Bu sırları çözmeye çalışırlar. Bu sırada köşkte yaşamış olan Edward ve Anna'nın çocuğuyla tanışırlar.

Romanı açıkçası biraz da "katil kim yaa" diyerek okudum :)

Yine Sarah Jio'dan harika bir kurgu, harika karakterler ve harika bir roman...

İyi okumalar :)

13 Kasım 2014 Perşembe

Böğürtlen Kışı / SARAH JIO

Böğürtlen Kışı da Sarah Jio'nun diğer romanları gibi harika bir kapağa sahip.Püsküllü kitap ayraçları zaten beni benden alıyor :) Sarah Jio'yu ben hep 50'li yaşlarda bir kadın olarak hayal etmiştim. Kadının sarışın, gencecik, güzel ve hatta taş gibi olduğunu görünce, bir de 3 çocuğu olduğunu öğrenince kısa süreli bir şok geçirdim :)
Neyse biraz romandan bahsedeyim en iyisi :) 

Böğürtlen Kışı da diğer Sarah Jio romanları gibi iki farklı zaman diliminde iki farklı hayat hikayesinden bahsediyor. Ve tabi ki romanın sonunda iki hikaye aklınıza gelmeyecek bir kurguyla kesişiyor.

Vera Rey zengin ve isim yapmış bir aileden olan Charles'a aşık olur. Birbirlerini çok sevseler de Charles'in ailesi bu aşkı onaylamaz. Vera daha kötü şeylere sebep olmamak için Charles'in hayatından çıkar.Ancak o sırada hamiledir. Daniel doğduğunda onu tek başına büyütmeye başlar. Charles'in Daniel'dan hiçbir zaman haberi olmaz. 1933 yılında Mayıs ayında şaşırılacak şekilde kar yağar. Vera Rey karlı ve fırtınalı bu günde işten geldiğinde üç yaşındaki Daniel'ı evde bulamaz. Sokakta aramaya çıkar ve karların üzerinde Daniel'ın mavi oyuncak ayısını bulur. Günlerce oğlunun eve dönmesini bekler. Onu sokaklarda aramaya başlar.Ancak hiçbir iz bulamaz. Polise gitse de polis bu konuyla pek ilgilenmez. Vera Charles'e bu konuyu anlatmaya karar verir.Onun evine gittiğinde beklenmedik şeyler olur. 

Romandaki diğer hikaye ise gazeteci olan Claire'in hikayesi. Aşık olduğu kocasıyla mutlu bir evlilik sürerken hamileyken yaşadığı bir kaza sonucu bebeğini kaybeder. Kocasıyla birbirlerinden uzaklaşırlar ve eskisi gibi olamazlar. İşyerinde de işler yolunda gitmez. Mayıs ayında tıpkı 1933'teki gibi kar yağar. Patronu seneler önce de aynı ayda kar yağdığı ile ilgili bir haber yazmasını ister. Başlığının da zamansız ve mevsimsiz yağan kar ve fırtına anlamına gelen "Böğürtlen Kışı" olmasına karar verilir. Claire araştırırken 1933'te Daniel adında bir çocuğun kaybolduğunu öğrenir ve arşivlerde onun izini sürmeye başlar. Belki de kendi bebeğini kaybetmiş olduğundan bu olayı çözmeyi, annesine ve çocuğuna neler olduğunu öğrenmeyi çok ister. 

Vera'nın Daniel'la birlikte yaşadığı evi bulur ve bu evle ilgili tesadüf onu çok şaşırtır. Yaptığı araştırmalarla Vera'nın nasıl öldüğünü öğrendiğinde ve bu olayların kendi ailesiyle ilgisini keşfettiğinde öğrendiklerine inanamaz. 

Geçmişle şimdi harika bir olay örgüsü ile birleştirilmiş. Harika bir romandı. Anlatılan herşeyi hissederek okudum. Akıcı ve zamanınız varsa bir iki günde bitirebileceğiniz bir roman. 

Keyifli Okumalar :)

"Hangisi daha zor bilmiyorum" dedim. "Birini aniden kaybetmek mi, yoksa onu yavaş yavaş günden güne kaybetmek mi?"

"Çoğu insanın sandığının aksine gerçek arkadaş sen zor bir dönemden geçerken yanında koşan değildir. Bunu herkes yapar. Gerçek arkadaş kendisi mutlu değilken senin mutlu olmana sevinen -hatta mutluluğunu kutlayan- kişidir."


8 Ekim 2014 Çarşamba

Yağmur Sonrası / Sarah JIO



"İkinci Dünya Savaşı'nın tam ortasında yaşanan yasak bir aşk ve işlenen korkunç bir cinayet"

Anne İkinci Dünya Savaşı'nda Bora Bora Adası'nda görev yapmış olan bir hemşiredir. O yıllarda nişanlıyken ailesini ve nişanlısını geride bırakarak en yakın arkadaşı Kitty ile birlikte savaşta görev almak için Bora Bora Adası'na gider. 

Nişanlısına duyduğu sevginin gerçek aşk olup olmadığı konusunda kafası karışık olan Anne, parmağındaki nişan yüzüğüne rağmen orduda görev yapan Westry adında bir askere aşık olur. Duyduğu bu aşk Westry'den de karşılık bulur.Adada gözlerden uzak bir bungalov keşfederler ve her fırsatta orada buluşmaya başlarlar. Aynı  zamanda buluşamadıklarında gizli bir yere mektup bırakırlar. Daha sonra adanın yerlilerinden o bungalovun lanetli olduğuna ve o kapıdan içeri girenin ömür boyu kalp acısı çekeceğine dair birşeyler duyarlar ancak umursamazlar.

Bungalovda kaldıkları bir gece korkunç bir cinayete şahit olurlar. Anne bu cinayeti şikayet edip adaleti yerine getirmeleri gerektiğini savunsa da Westry kimseye bundan söz etmemeleri gerektiği konusunda ısrarcı olur ve sebebini de söylemez. Bunu gizli tutmaya karar verirler. Adanın yerlilerinden yaşlı bir kadın ancak bu cinayetin çözülmesi ve adaletin yerini bulmasıyla bu lanetin ortadan kalkacağını söyler. İşlenen cinayet yıllarca Anne'nin omuzlarında bir yük gibidir.

Ada Kitty'nin de hayatında çok şey değiştirir.Bu arada Anne Kitty'nin  kendisine karşı davranışlarını değiştirdiğini farkeder. Çok yakın arkadaş olmalarına rağmen zamanla birbirlerinden uzaklaşırlar.

Annesinden gelen mektupla Anne ailesiyle ilgili bir çok değişikliğin yaşandığını da öğrenir.

Savaş sona erdiğinde Westry bir başka yerdeki savaş için görevlendirilir ve oraya gönderilir. Anne tekrar evine dönmeye karar verir. Kitty yine savaşta görev alarak başka bir yere gider.Savaş hepsini ayrı yerlere sürükler. 

Anne eve dönüp düğün hazırlıklarına başladığında aklında hep bir soru işareti kalır. Acaba  gerçek aşk bu mudur? Evlenmek onun için bir hata mı olacaktır? İşte bunları düşündüğü sırada Westry'nin ağır yaralı olduğuna dair bir telefon alır ve onun yanına hastaneye gider. O hastanede çalışan Kitty Westry'nin onu görmek istemediğini söyler. Anne duydukları karşısında yıkılır ve Westry ile Kitty arasında birşeyler olduğunu düşünüp tekrar evine geri döner. 

Uzun yıllar sonra Anne'ye bir mektup gelir. İşlenen cinayetle ilgili kitap yazan biri bu konuyla ilgili bildiği birşey olup olmadığını sormakta ve aynı zamanda adaya gelmek isterse elinde kendisine ait birşey  olduğunu söylemektedir. 

Mektubu okuduğu sırada Anne'nin torunu yanındadır. Torunu bir heykelle ilgili araştırma yapmaktadır. O heykeli yapan kişiye ulaşmaya çalışır. Bu heykeltraşın Anne ile ne ilgisi olabilir ve torununun yaptığı araştırma Anne'nin hayatında ne gibi bir dönüm noktası olabilir ?

İşte kitabın en heyecan verici kısmı buradan sonra başlıyor. Anne adaya gidecek mi ? Cinayetle ilgili bildiklerini anlatacak mı ? Westry neden cinayeti gizli tutmaları konusunda bu kadar ısrarcıydı? Mektup gönderen kişi kim ve elinde Anne'ye ait olan ne var ? 

Anne ve Westry'nin yolları bir daha kesişecek mi ? Geç de olsa kavuşacaklar mı ? Westry Anne'ye ulaşmaya çalıştı mı ? Onu sevmeye devam etti mi ? Kitty'e ne oldu ve Anne'nin hayatının gidişatını nasıl değiştirdi? Hastanede birbirlerini gördükten sonra bir daha görüşecekler mi ? Kitty neden Anne'den uzaklaştı ve sonra yaptıklarından pişman oldu mu ? Westry ve Kitty arasında birşeyler yaşandı mı ? Cinayeti kim işledi ? 

İşte tüm bu soruların cevabını bulabilmek için son hızla okuyacağınız bir kitap. Sarah Jio kesinlikle en sevdiğim yazarlar arasında yerini aldı. Mart Menekşeleri de bu da harika romanlar. İkisinin de tarzı aynı.Geçmiş ve bugünü birbirine bağlayan olaylar var. Ama ikisi de birbirinden güzel. Keyifle okudum ve itiraf ediyorum bazen gözlerim bile doldu. Bu ara çok mu duygusalım ne :)

Sıra Böğürtlen Kışı'nda. Eminim ki o da çok güzel. 

Yağmur Sonrası'nı ve hatta Sarah Jio'yu tavsiye ediyorum.Bence okumalısınız :)

"Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır... 
 Ya yoksa ?"


23 Eylül 2014 Salı

Mart Menekşeleri / Sarah JIO

Kocası tarafından başka bir kadın için terk edilen Emily boşandıktan sonra herşeyden uzaklaşmak ve kafa dağıtmak için Bainbridge Adasına Bee yengesinin yanına gider. Emily ünlü bir yazar olmasına rağmen artık eskisi gibi yazamadığını düşünür ve bu adada kalmanın bu açıdan da faydası olacağı umuduyla o adada ve yengesinin yanında olmaktan mutludur. Mart ayını orada geçirmeye karar verir.

Bee'nin en yakın arkadaşı Evleyn'le tanışır. Jack adında genç bir adamla ve Henry ile tanıştığında Bee'nin bu durumdan hoşnut olmadığını farkeder ancak nedenini sorduğunda bir cevap alamaz.
Bu arada  Jackla aşka yeniden adım atmaya çalışır. Belki bu sefer olur yada olmaz burada ipucu vermiyorum tabi ki :)

Emily Bee yengesinin evinde kaldığı odada komodinin çekmecesinde bir günlük bulur. 1943 yılından kalma eski bir günlük. Bir kaç sayfa okuduktan sonra kendini suçlu hissetmeye başlasa da okumaktan alıkoyamaz kendini.

İşte bu günlükle beraber Emily için aile sırlarına ve gerçek bir aşk hikayesine yolculuk başlar. Bainbridge Adası onu birçok insanla bir araya getirirken kendini bulmasını da sağlar. 

Emily, Bee'nin en yakın arkadaşı Evelyn'e günlükten bahseder.Evelyn onu sonuna kadar okumasını ve bu günlüğün kendisini de ilgilendirdiğini söyler. Bee yengesine belli etmeden günlüğü okumaya devam eder.

Okudukları Esther ve Elliot adında iki kişi arasında yaşanan bir aşk hikayesidir. Önce bunun bir günlük mü yoksa yazılmaya başlanmış ama yarım kalmış bir kitap mı olduğuna anlam veremez. Ancak onların yaşadığı aşk Emily'i o kadar etkiler ki sonuna kadar okuyup bitirir.

Emily günlükte okuduğu isimlerin gerçekten var olup olmadığı konusunda bazı araştırmalar yapar. Elliot ve Esther'in hayali değil gerçek kişiler olduğu bilgisine ulaştığında hiç bilmediği gerçeklere de ulaşır. Günlüğün neden kendisini bu kadar ilgilendirdiğini artık anlamıştır. Orada okuduğu her ismin aslında gerçek hayatta birinin karşılığı olduğunu anlar. Ve tabi ki Bee yengesinin Henry ile tanışmasından neden memnun olmadığını da çözmüş olur.

Emily adadan evine döndüğünde Esther'in hayatını yazmaya başlar. Düşündüğü gibi ada kendisine iyi gelmiş ve yeniden eskisi gibi yazmaya başlamıştır. Ancak okuduğu günlükte Esther'in hayatı yarım kalmıştır. Onu nasıl tamamlaması gerektiğini düşünürken adadan bir telefon gelir.Tekrar adaya gittiğinde artık Esther'in hayatını yazdığı kitabını tamamlayacak şeyler olmuştur.Emily için kitabını ve Esther'ın hayat hikayesini tamamlama zamanıdır...

***

Mart Menekşelerini alırken tereddüt etmiştim aslında. Çünkü bu ara bu tür kitap kapakları moda.Her yer birbirine benzer romanlarla dolu.Sanki boş bir kitapmış hissi veriyor bana bazen bu tür renkli kapaklar. Ama kesinlikle yanıldım.Gerçekten severek ve keyifle okudum.Merak duygusu hiç peşinizi bırakmıyor zaten. Bir sonraki sayfanın merakıyla bir günde sayfalarca okuyabilirsiniz.

Romanda Esther karakteri nedense bana Audrey Hepburn'ü anımsatıyor.Sanki ona benzeyen bir kadınmış gibi hissediyorum. Okurken zihnimde o rolü üstlenen kişi oldu kendisi :)

Şimdi sırada Böğürtlen Kışı ve Yağmur Sonrası var. Hemen aldım tabi ki. Sarah Jio artık favori yazarlarımdan biri. Sanki Jojo Moyes ile benziyor tarzları. 

Sonuç olarak sevdiğim romanlar arasında yerini aldı Mart Menekşeleri :)