"İkinci Dünya Savaşı'nın tam ortasında yaşanan yasak bir aşk ve işlenen korkunç bir cinayet"
Anne İkinci Dünya Savaşı'nda Bora Bora Adası'nda görev yapmış olan bir hemşiredir. O yıllarda nişanlıyken ailesini ve nişanlısını geride bırakarak en yakın arkadaşı Kitty ile birlikte savaşta görev almak için Bora Bora Adası'na gider.
Nişanlısına duyduğu sevginin gerçek aşk olup olmadığı konusunda kafası karışık olan Anne, parmağındaki nişan yüzüğüne rağmen orduda görev yapan Westry adında bir askere aşık olur. Duyduğu bu aşk Westry'den de karşılık bulur.Adada gözlerden uzak bir bungalov keşfederler ve her fırsatta orada buluşmaya başlarlar. Aynı zamanda buluşamadıklarında gizli bir yere mektup bırakırlar. Daha sonra adanın yerlilerinden o bungalovun lanetli olduğuna ve o kapıdan içeri girenin ömür boyu kalp acısı çekeceğine dair birşeyler duyarlar ancak umursamazlar.
Bungalovda kaldıkları bir gece korkunç bir cinayete şahit olurlar. Anne bu cinayeti şikayet edip adaleti yerine getirmeleri gerektiğini savunsa da Westry kimseye bundan söz etmemeleri gerektiği konusunda ısrarcı olur ve sebebini de söylemez. Bunu gizli tutmaya karar verirler. Adanın yerlilerinden yaşlı bir kadın ancak bu cinayetin çözülmesi ve adaletin yerini bulmasıyla bu lanetin ortadan kalkacağını söyler. İşlenen cinayet yıllarca Anne'nin omuzlarında bir yük gibidir.
Ada Kitty'nin de hayatında çok şey değiştirir.Bu arada Anne Kitty'nin kendisine karşı davranışlarını değiştirdiğini farkeder. Çok yakın arkadaş olmalarına rağmen zamanla birbirlerinden uzaklaşırlar.
Annesinden gelen mektupla Anne ailesiyle ilgili bir çok değişikliğin yaşandığını da öğrenir.
Savaş sona erdiğinde Westry bir başka yerdeki savaş için görevlendirilir ve oraya gönderilir. Anne tekrar evine dönmeye karar verir. Kitty yine savaşta görev alarak başka bir yere gider.Savaş hepsini ayrı yerlere sürükler.
Anne eve dönüp düğün hazırlıklarına başladığında aklında hep bir soru işareti kalır. Acaba gerçek aşk bu mudur? Evlenmek onun için bir hata mı olacaktır? İşte bunları düşündüğü sırada Westry'nin ağır yaralı olduğuna dair bir telefon alır ve onun yanına hastaneye gider. O hastanede çalışan Kitty Westry'nin onu görmek istemediğini söyler. Anne duydukları karşısında yıkılır ve Westry ile Kitty arasında birşeyler olduğunu düşünüp tekrar evine geri döner.
Uzun yıllar sonra Anne'ye bir mektup gelir. İşlenen cinayetle ilgili kitap yazan biri bu konuyla ilgili bildiği birşey olup olmadığını sormakta ve aynı zamanda adaya gelmek isterse elinde kendisine ait birşey olduğunu söylemektedir.
Mektubu okuduğu sırada Anne'nin torunu yanındadır. Torunu bir heykelle ilgili araştırma yapmaktadır. O heykeli yapan kişiye ulaşmaya çalışır. Bu heykeltraşın Anne ile ne ilgisi olabilir ve torununun yaptığı araştırma Anne'nin hayatında ne gibi bir dönüm noktası olabilir ?
İşte kitabın en heyecan verici kısmı buradan sonra başlıyor. Anne adaya gidecek mi ? Cinayetle ilgili bildiklerini anlatacak mı ? Westry neden cinayeti gizli tutmaları konusunda bu kadar ısrarcıydı? Mektup gönderen kişi kim ve elinde Anne'ye ait olan ne var ?
Anne ve Westry'nin yolları bir daha kesişecek mi ? Geç de olsa kavuşacaklar mı ? Westry Anne'ye ulaşmaya çalıştı mı ? Onu sevmeye devam etti mi ? Kitty'e ne oldu ve Anne'nin hayatının gidişatını nasıl değiştirdi? Hastanede birbirlerini gördükten sonra bir daha görüşecekler mi ? Kitty neden Anne'den uzaklaştı ve sonra yaptıklarından pişman oldu mu ? Westry ve Kitty arasında birşeyler yaşandı mı ? Cinayeti kim işledi ?
İşte tüm bu soruların cevabını bulabilmek için son hızla okuyacağınız bir kitap. Sarah Jio kesinlikle en sevdiğim yazarlar arasında yerini aldı. Mart Menekşeleri de bu da harika romanlar. İkisinin de tarzı aynı.Geçmiş ve bugünü birbirine bağlayan olaylar var. Ama ikisi de birbirinden güzel. Keyifle okudum ve itiraf ediyorum bazen gözlerim bile doldu. Bu ara çok mu duygusalım ne :)
Sıra Böğürtlen Kışı'nda. Eminim ki o da çok güzel.
Yağmur Sonrası'nı ve hatta Sarah Jio'yu tavsiye ediyorum.Bence okumalısınız :)
"Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır...
Ya yoksa ?"