22 Ekim 2014 Çarşamba

MİM'İK

KAFADERGİ'ya mim için teşekkür ederim. Kendisi mim dünyasına farklı ve güzel sorularla dönüş yaptı :)


Romantik:Bir süredir hoşlandığın biri var. Konuşmaya çekiniyorsun ama artık bu belirsiz gidişatı yönlendirmen lazım...
Bu soruda doğal olarak Serkan'dan başkasını düşünemiyorum :) Mesela ondan hoşlandığım zamanlarda bunu direk söyleyemedim ama gayet belli ettim yani.Ben anca bu kadar yönlendirebiliyorum :) Tabi öyle olunca adımın ondan gelmesi gerekiyordu. Öyle de oldu zaten. Bu konuda adım atabilecek kişinin ben olduğumu düşünmüyorum.



Dram:Çocukken öyle birşey yaptı ki kuzenin senin kör olmana neden oldu ama bunu aileleriniz bilmiyor. Herkese herşeyi anlatır ve o kuzeninle konuşur musun, yoksa acını içine atar, hiçbirşey olmamış gibi kuzeninle konuşup yaşamına devam mı edersin ?
Ailemin bilmemesinin imkanı yok.Çünkü ben herşeyi anlatırım. Bu kadar ciddi birşeyi neden saklayıp tek başıma başetmeye çalışayım ki? Kuzenimle konuşup konuşmamak da çok umrumda olmaz zaten.


Bilimkurgu: Süper bir gücün olacak. Bunun ne olmasını istersin?
Düşünceleri okumayı ve görünmez olmayı çok isterdim.



Macera:Gece uyurken eve hırsız girdiğini farkediyorsun. Dahası hırsızın odana girip çekmecelerini karıştırdığını duyuyorsun. Ne yaparsın?
Ölümüne uyku numarası yaparım :D Yusuf yusufken aynı zamanda hayatımın en derin uykusunu uyuyormuş gibi kükreyerek horlayabilirim hatta :D Kalp atışlarımı duymaz umarım :)



Komedi:Resmi bir ortamdasın. Deri koltuğa oturduğunda koltuktan ses çıktı. Ama herkes o sesin senden çıktığını düşünmüş olabilir...
Önceden olsa aynı şeyi tekrar edebilirdim. Ama artık büroda deri koltukta otura otura pek umursamamaya başladım sanırım :)

Korku:Elinde bıçak olan bir katil üzerine doğru geliyor. Kurtulmak için ne dersin?
Sanırım üç buçuk atarken sadece deli gibi ağlayarak nolur yapma diye yalvarırım :)

Şimdi de sırada reklamlar var. kafadergi.blogspot'ta en sevdiğin bölüm hangisi ?
Tabi ki öyküleer :)

Bu aralar mim cevaplamaya bayılan yaz-(s)aklan-kaç'ı mimliyorum :)


21 Ekim 2014 Salı

DART ÖDÜLÜ

Farkettiğin gibi kontrol paneli "Dart Ödülü" başlıklarıyla dolu sayın okuyucu :) Ee ödül almış biri olarak şımarmazsam ve  ödül dağıtmazsam olmaz tabi :)

Öncelikle listelerinde bana da yer verdikleri için Bir Delinin Pembe Defteri, Buralı Olmayanlar Lokali ve Deve Tuşu'na çok teşekkür ederim.

Biraz sorumluluk içeren bir ödül kendisi.Yapmamız gerekenler;
*Ödülün fotoğrafını paylaşmak
*Size ödül veren bloğun linkini paylaşmak
*Bu ödülü 15 bloğa dağıtmak gerek.











Ödül sahiplerine gelirseek :

yaz-(s)aklan-kaç

Keyaki

xCoach

Kreatif Baskan

Lady Witch

Beyaz Gemi

Vişne Çürüğü

Zamska

Keyf-i Kahve

maya

Moira M

Persephone

kedilievintarzi

Başrolde Ben Varım

Kızlı Erkekli Kedili

2 Çocuklu Hayat

Benimki 15'i geçti sanırım ama olsun. Kendimi durduramadım bir an :)

İyi Geceler Hepinizee :)



AŞK MİMİ ♥



yaz-(s)aklan-kaç Aşıkım Mimini cevaplamamı ister de ben geri çevirir miyim hiç :)

Aşkı nasıl tanımlarsın?
Aslında aşkın karşılıklı yada karşılıksız oluşuna göre değişebilir bu tanım. Ben karşılıklı olan için tanımımı yapmayı tercih ederim :)
Bence AŞK:Sevgi+Heyecan+Bağlılık+Kıskançlık+Karın bölgesindeki kelebekler+Hayaller+Tatlı Tripler+Bolca Gülücük+Sahiplenmek+Özlemek.
En belirgin hissettiğim duyguları yazmak istedim :)

Sen hiç aşık oldun mu?
Evet şu an aşığım ki :)

Hayalindeki aşk nasıl birşey?
Aslında önceden olsa gerçekten aşkın böyle birşey olduğuna inanmazdım. Bana sadece alışkanlıkmış gibi gelirdi aşk.Ama değilmiş.Tam da hayalimdeki aşka sahibim.

Aşk öznel midir?
Tabi ki özneldir. Biraz da insanın beklentileriyle alakalıdır. Mesela kimileri aşkını seçerken mantığını kullanır. Kalbinin sesini duymazdan gelebilir. Kimileri için aşk para yada statü olabilir mesela. Kimileri de sadece huzur ve mutluluk arar. Fazlasıyla öznel bir duygu bence.

Sana aşık olduğunu söyleyen birine nasıl karşılık verirsin?
Bana aşık olan kişiye ben de aşık olduğum için herşey çok güzel :)
Ondan başka biri bunu söylese şu an tabi ki umrumda olmaz.

İlk görüşte aşka inanır mısın?
İnanmıyorum.Bence insanlar ilk görüşte sadece birbirinden hoşlanabilir.Ama aşk biraz imkansız gibi geliyor.

Aşk bir su mudur içip kudurduğun ?
Bu soru bir harika ya :D Hmm aslında evet düşününce insan her zaman daha fazlasını istiyor.

Aşkı bilene, derdi çekene mi sormalı?
Evet kesinlikle :D

Aşkla vişnenin ne alakası olabilir?
Vişne deyince aklıma hemen şarap gelir. Şarap deyince de nedense aşkı ve kadını simgeliyor bana. Tuhaf ama öyle işte.

Aşkla sevgi karşılaştırılmalı mıdır?
Bu iki duygu birbirine benzemesine rağmen aynı zamanda farklıdır da.Bir çok insanı sevebiliriz ama bizim için özel birine duyduğumuz sevgi aşk bence. O kişinin özel olması da ilk soruda belirttiğim duyguları beraberinde getirir.Ve işte sevginin aşklaşmış halinin formülü budur bence :)

En etkilendiğiniz aşk filmi hangisi?
Gerçekten öyle bir film yok benim için.

En hoşunuza giden aşk romanı hangisi?
Okuduğum kitaplar konusunda çok unutkan olduğumu bilmeyeniniz yok sanırım :) Ama Hasret ve Mart Menekşeleri'ni çok beğendiğimi söyleyebilirim.

Son olarak aşkta romantizm nasıl olur, en romantik haliniz nasıldı?
Vuhuuu ne kadar da müstehcen bir soru :D
Çok romantik bir insan olmadığımı söylesem yeterli olur sanırım :) Sorunun ikinci kısmı hak verirsiniz ki fazlasıyla özel :D


Karmakarışık adlı çalışmam *.*

Birkaç gündür sudokunun kolay ve zor olanını çözebildiğim ama orta seviyenin içinden çıkamadığım günler yaşıyorum. Ve hata yaptığımı farkettiğimde artık çok geç oluyor. Bazen aynı haberlerden sıkıldığımdan gazete okumayıp sadece bulmacasını çözmek için gazete alıyorum. Bu aralar Türkiyeyle ilgili iyi yada kötü hiçbir habere tahammülüm yok nedense. Canım ne duymak ne de görmek istiyor.

Bazen hiç yapmadığım şeyleri yapmak istiyorum.Mesela ben tek başıma oturup da çay demleyip keyif yapamam hayatta.Çay demlemem için misafir falan olması lazım. Ama nedense bunu bugün yapasım var.Eve giderken bir sürü abur cubur alıp akşama çayımı demleyip bloğumun başına oturacağım ve sonra da Friends izlemeye koyulurum büyük ihtimalle.

Geçtiğimiz pazar günü Serkan'la sinemaya gittik. Korku filmine gitmeyeceğiz bir daha desek de yine Dabbe'ye merakımıza yenildik. Serkan için çok riskli bir karardı aslında.Çünkü gece yarısı uykumdan korkuyla uyandığımda onu arıyorum :D Önceden annemi uyandırırdım.Artık bu görevi o üstlendi. Neyse işte filmi izlerken korkunç olacağını anladığım anlarda hemen gözlerimi kapattım yada bakmadım. Ben de böyle korku filmi izliyorum işte ne yaparsın. 

Yine her korku filminde olduğu gibi aynada birşey görme,görünmez bir varlık tarafından yerde sürüklenme,burundan kan gelmesi,kapı ve dolap kapaklarının hızla kapanması,çarşaf giymiş ancak yüz kısmı karanlık olan varlıklar,sonracığımaa yapılan büyüler falan klasikleşmiş olarak bu filmde de vardı. Filmi beğendim mi ? Hayır. Korktum mu? Kesinlikle evet. Ama filmin sevdiğim yönü şu oldu.Beklemediğiniz ve tahmin edemeyeceğiniz bir sonuca bağlıyor filmi. Yani normal dini içerikli olan korku filmlerinde kızın içinden cini çıkarırlar ve mutlu sonla biter ya film. Hıh işte bu öyle değildi. Farklıydı sonu. 

Filmde çok güldüğümüz yerler de oldu. Bazı yerlerde saçmalık sınırlarını tamamen zorlamışlar.Ama bu durum yine de benim korkmama engel değil. 

Sırada gitmeyi planladığımız film İncir Reçeli - 2. Bu filmi de hem izlemek istiyorum hem de istemiyorum tuhaf birşey. 

Bu arada düşündüm de bir çiftin uzun süredir mi yoksa kısa süredir mi birlikte olduğunu anlayabileceğimiz en uygun yer sinema sanırım. Yeni olanlar hemen belli ediyorlar kendilerini.Arkamızda oturan çift mesela. Kız kendi yaptığı efektlerle dikkatimizin içine etti sağolsun. "hiii, aayyy, çok korkunç aşkııaamm, ayy bakamıycııaamm,ayy geldi geldi arkanda hiii,..." bu listeyi baya uzatabilirim. Resmen filmi zehir etti bize sevgilisine kur yapacak diye. Ben de korkuyorum ama konuşuyor muyum kardeşim. İzle işte insan gibi, akşama korkarsın :)

Kitap okuyamıyorum bu aralar. Bunun sebebi yine bir John Green faciası yaşamam.Hiç sevemedim ben bu yazarı. Çılgınlar gibi övülmedikçe de hiçbir kitabını almam bir daha.Aynı Yıldızın Altında idare ederdi yine neyse de Kağıttan Kentler ve şu an okuduğum İlk Aşk tam bir felaket. Çok kötü bence öyle böyle değil. Bitiremiyorum kitabı bildiğin.Akşam 2 sayfa okudum bıraktım. İçimdeki yarım bırakmama duygusuna yenildim yine sürünüp duruyorum o kitapla.

2 tane mim var yapmam gereken.Mimleyenler unuttum sanmasın :) Aklımda ama oturup cevaplayamadım bir türlü.

Ay ne anlatacaktım ben yaa ? :)) 

19 Ekim 2014 Pazar

Öyle İşte...


Bugün herkesin birbirinin arkasından konuştuğu ama yüzüne güldüğü canım cicim dediği bir ortamdaydım. Baro seçimleri vardı. Yaklaşık 4 saat aynı ortamda bulundum ve gerçekten ağzım açık kaldı. Birkaç kişi yanımda bir aday için "aman o baro başkanlığı yapamaz,kalıbının adamı değil üç kağıtçının teki" diye konuştu. Bana fikrimi sordular. Kişiliği hakkında yorum yapacak kadar kimseyi tanımadığımı söyledim. 

Sonra arkasından attıkları adam yanımıza geldi. Konuşmalar aynen şöyle "ayyy harika bir konuşma yaptınız gerçekten hayran kaldık.Diğer aday halt etmiş.Gönlümüz sizden yana.Oylarımız da size" Sonra kakara kikiri muhabbet ettiler. Evet o an surat ifademi ben bile tahmin edemiyorum. Ya insan azıcık tutarlı olur.Fikrin neyse arkasında dur değil mi? Oyunu o adaya vermediysen yada vermeyeceksen yorum yapma.Hayırlısı neyse o olsun de geçiştir işte adamı.

Bu sadece küçük bir örnek. Sürekli böyle bir ortam vardı.Kimse gerçek fikrinin arkasında durmadı.Herkes muhabbet ederken karşısındakine göre belirledi tavrını. Bir o yana bir bu yana...Hayır anlamadığım şey de şu; karşındakine açıklama yapma zorunluluğun yok ki. Kimse sana oyunu kime verdin yada neden ona verdin demiyor. Durup dururken kendini açıklamanın bir de üstüne yalan söylemenin anlamı ne? Allahım hepsi mi aynı olur yaa. Daha önceleri tanışıp sevdiğim birçok insandan midem bulandı bugün.Nasıl bir karaktersizlik bu? 

İki adayın da konuşması upuzundu.Üstüne bir de belediye başkanı ve milletvekili konuşma yapınca cinnet geçirecek hale geldim. Adayların bir konuşmaları var.Sanırsınız ki bizim baro bütün Türkiye'yi kurtaracak.Bir vaatler bir vaatler.. 

O kadar uzun konuşuldu ki ara vermeden çok yaşlı bir avukat ön taraftan(ki büyük ihtimalle kulakları çok iyi duymadığı için nasıl fısıldadığının farkında değildi) kalktı yanındaki arkadaşına suratını buruşturup karnını tutarak "fazla sıkıştım" diyerek fısıldadığını zannederken mikrofonda konuşan kişi susmuş bulundu.Bizim oturduğumuz taraftaki herkes duydu ve kıkırdamaya başladık :) Aslında çok sempatik ve doğal buldum o halini,çok tatlıydı :)

Bu akşam haberi aldım.Yine aynı kişi başkan olmuş. Bu tantana da böyle bitti.Olan cumartesi günüme oldu yaa. Hiç dinlenmiş hissetmiyorum kendimi. Bugünden bana kalan uykusuzluk ve başağrısı oldu.

Yarın öğlene kadar uyuyup sonra da Serkan'la buluşup haftasonumu telafi edeceğim inşallah. Belki sinemaya falan gideriz.Dabbe'yi merak ediyorum da g*tüm yemiyor bir türlü afedersiniz ama :)

***

Az önce Friend 3.sezonu bitirdim. Hı bu arada yazacaklarım belki spoiler içerebilir baştan söyleyeyim de :) 

Rachel ve Ross'un ayrılmasına çok şaşırdım ya.Ben onların bütün sezonlarda hep birlikte olacaklarını hayal etmiştim. Chandler'ı her bölümde daha çok seviyorum. Ama bence sık sık giydiği o krem rengi gibi kumaş pantolonunu giymesin mümkünse.Ona ait gibi hissedemiyorum bir türlü.Hı bir de top sakal hiç mi hiç olmuyor ya :)

Dizide en çok takdir ettiğim şey insanların birbirinden ayrılma şekilleri. Biri sevgilisinden ayrılmak istediğinde "artık görüşmememiz gerektiğini düşünüyorum" gibisinden bir cümle kuruyor ve karşıdaki "anlıyorum. Sorun değil" ve benzeri şekilde karşılık veriyor. Biz neden yapamıyoruz bunu acaba? Neden bir çift ayrıldığında bir taraf için dünyanın sonuymuş gibi oluyor? Yada ayrılmamak için kendini paralıyor? Hatta ve hatta haberlerde duyduğumuz gibi durumu abartıp bıçaklayanlar öldürenler var. Ne tuhaf.. Aslında düşününce ayrılmak yada boşanmak biriyle birlikte olmaya karar vermek kadar olağan ve doğal birşey. Sanırım biz millet olarak bağlanmayı aşırı seviyoruz. Yada birlikte olduğumuz kişiyi bir başkasıyla düşünmek bile çıldırmamıza yetiyor. Aman neyse karışık işler bunlar :)

Aslında ben başka birşeyler yazmak için geldim ama nedense yazı böyle gelişti. Ne mi yazacaktım ? Sanırım toparlayamıyorum şu an.En iyisi burada sonlandırmak. 

Güzel bir pazar günü diliyorum hepinize. İyi geceleerr... Bu da pazar şarkımız olsun :)

17 Ekim 2014 Cuma

Beden Dili - 4

BASKIN VE EDİLGEN EL SIKIŞMALAR

Gün içinde "özellikle de çalışıyorsanız" bir çok kişiyle el sıkışmak durumunda kalıyoruz.Her beden hareketi gibi bunun da bazı özel anlamları var. Bilinç dışı yapsak bile.

El sıkışmayla üç temel tavırdan biri sergilenir :
*Hakimiyet: Bu insan üzerimde egemenlik kurmaya çalışıyor,temkinli olmalıyım.
*Edilgenlik:Bu insanın üzerinde egemenlik kurabilirim ne istersem yapar.
*Eşitlik:Bu kişiden hoşlandım.İyi anlaşacağa benziyoruz.


Egemenlik, el sıkışma sırasında elinizi avcunuz aşağıya bakacak şekilde çevirerek iletilir.Avcunuz doğrudan yere bakmaz ama karşınızdakinin avcuna göre aşağıya bakar.Bu durum denetimi ele alma mesajı iletir.Avcun yukarı baktığı el sıkışma şekli edilgen bir tavır gösterse de el sıkışmadan sonraki davranışlar size daha sağlıklı ipuçları sağlayacaktır.

İki baskın kişinin el sıkışması durumunda her ikisi de karşısındakinin avcunu edilgen konuma getirmeye çalışacağından sembolik bir savaş yaşanır.

Birisi size baskın bir el uzattığında avcunu edilgen konuma getirecek şekilde çevirmek hem zor olur hem de ne yapmaya çalıştığınız belli edersiniz.Baskın eli etkisiz hale getirmek için şu tekniği uygulayabilirsiniz :

El sıkışırken sol ayağınızla ileri adım atın. Sağ ayağınızı sol ayağınıza çapraz olacak şekilde öne getirin. Bu durumda sağ ayağınızla karşıdakinin kişisel alanına girmiş olacaksınız. Bu durum el sıkışma konumunu düzeltmenizi ve el sıkışmayı dikey yanı "eşit" konuma getirmenizi sağlar.Çünkü adımlarınızla ona yaklaştığınız için bileğini düzeltme durumunda kalır.

Avuç içinin aşağıya baktığı durum karşıdakine eşit bir ilişki kurma şansı vermediğinden en saldırgan el sıkışma hareketidir.

Eldiven şeklinde el sıkışmaya "politikacı el sıkışma" da denir. Bu hareketi yapan karşısındakine güvenilir ve dürüst olduğu izlenimini vermeye çalışır.Ama yeni tanıdığı birine uygulandığında tam tersi etki yaratabilir.Sadece iyi tanıdığınız insanlara yapılmalıdır.



Ölü balık el sıkışında ise kişi karşısındaki eli hiç sıkmaz ve çok hafif bir biçimde tokalaşır.Bazıları bunu zayıflık göstergesi olarak kabul eder.Bu el sıkış biçimini kullanan çoğu kişi bunun farkında değildir.

Parmak ezici : saldırgan ve kabadayı karakterinin göstergesidir.Güçlü olduğunu kanıtlamak istercesine elinizi acı verecek kadar sıkar.

Gergin kol uzatma da avcun aşağıya bakması gibi saldırgan tipler tarafından sıkça kullanılır.Amaç sizi belli bir mesafede ve kendi mahrem bölgesinin dışında tutmaktır.

Parmak ucu tutma : Bu hareketi yapanın karşısındakine karşı hevesli ve istekli bir tavrı varmış gibi görünse de aslında özgüven eksikliği vardır ve amacı karşıdakini kendini rahat hissedebileceği bir mesafede tutmaktır.



Kol çekme : Karşıdakinin kolunu kendine doğru çekerek el sıkışan kişiler genelde kendi kişisel alanı içinde rahat eden güvensiz bir tiptir.

İki eli kullanarak el sıkışmanın anlamı içtenlik ve güvenin belirtisidir. Bunun derecesi sol elin karşı tarafın sağ kolunun ne kadar yukarıya götürüldüğü ile ilgisi vardır. Mesela dirsek kavrama bilek tutmadan daha fazla duygu iletirken omuz tutuş üst kol kavramadan daha fazla duygu iletir.


Bunlar genelde aralarında belli bir yakınlık olan insanlar arasında kullanılır.Tam tersi olması durumunda bir güvensizlik hissi yaratabilir.

Çoğumuz nasıl el sıkıştığımızın farkında değiliz bence. Yakın olduğumuz birine sorup fikir almalıyız bence.Kimse ölü balık gibi el sıkışmak istemez sanırım :)