John green etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
John green etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2014 Pazar

İlk Aşk / John GREEN

John Green kimilerine göre içten ve doğal yazan, okurken insanı güldüren bir yazar(mış). Bana ise hiçbirşey ifade etmiyor.Hiçbiryerinde gülmedim.Hatta gülümsemedim. Yani neredeyse kendimde bir anormallik olduğunu düşüneceğim. 3 kitabını okudum ve ikisini ite kaka bitirdim.Sadece "Aynı Yıldızın Altında" fena değildi.Çabuk okudum yani.Ama yine de ayılıp bayılmadım romana.Filmini de izlemek istiyorum bir ara.

Neyse sonuç olarak bu okuduğum son John Green kitabı olacak.Şansımı fazlasıyla zorladım ve artık bu yazarı sevme ihtimalimin olmadığına eminim. Yine de kitap yorumumu yazmadan geçmek istemedim. 

Colin üstünzekalı bir çocuk, fazlasıyla sorumluluk sahibi ve kendini öğrenmeye adamış biri. Katherine isimli kızlar tarafından tam 19 kere terk ediliyor. 19. Katherine tarafından terk edildiğinde hem bu aşk acısını unutmak hem de kafa dağıtmak için arkadaşı Hasan ile birlikte bir yolculuğa çıkıyorlar.Yolları Gutshot kasabasına düşüyor ve orada Lindsey adında bir kızla tanışıyorlar.Lindsey'in annesi onlara iş teklif edince orada kalmaya karar veriyorlar.

Bu sırada Colin yaratacağı formülle tüm ilişkilerin geleceğini hesaplamak için çalışmalar yapıyor.Formülün adı da Katherine öngürülebilirliği. Katherinelerle olan ilişkilerini kullanarak bu formülü geliştirmeye çalışıyor. Bu formüllerle ilgili matematiksel veriler ve grafikler de yer alıyor kitapta.

Kendimi bulduğum cümlelere gelince;

"Birilerini kazanma riskinin yanlış insanları da seçme ihtimalinde yattığını farketmişti."

"Bir süre önce insanların seni sevmesini sağlamanın en iyi yolunun onları çok sevmemek olduğunu öğrendim o kadar."

"Ve hikayeden çıkarilacak ders şu ki neler olduğunu hatırlamıyorsun. Hatırladığın şey gerçekleşen şey haline geliyor.Ve hikayenin ikinci dersi de, tabii bir hikayede birden çok ders olabiliyorsa, Terk Edenlerin tabiatları gereği Terk Edilenlerden daha kötü olmadığı. Terk etmek sana yapılan birşey değil,seninle olan birşey."

Bana birşey ifade etmeyen,oldukça sıkıcı bir kitaptı. Sizi soğutmak istemem ama yalan da söylemem şimdi :D

21 Ekim 2014 Salı

Karmakarışık adlı çalışmam *.*

Birkaç gündür sudokunun kolay ve zor olanını çözebildiğim ama orta seviyenin içinden çıkamadığım günler yaşıyorum. Ve hata yaptığımı farkettiğimde artık çok geç oluyor. Bazen aynı haberlerden sıkıldığımdan gazete okumayıp sadece bulmacasını çözmek için gazete alıyorum. Bu aralar Türkiyeyle ilgili iyi yada kötü hiçbir habere tahammülüm yok nedense. Canım ne duymak ne de görmek istiyor.

Bazen hiç yapmadığım şeyleri yapmak istiyorum.Mesela ben tek başıma oturup da çay demleyip keyif yapamam hayatta.Çay demlemem için misafir falan olması lazım. Ama nedense bunu bugün yapasım var.Eve giderken bir sürü abur cubur alıp akşama çayımı demleyip bloğumun başına oturacağım ve sonra da Friends izlemeye koyulurum büyük ihtimalle.

Geçtiğimiz pazar günü Serkan'la sinemaya gittik. Korku filmine gitmeyeceğiz bir daha desek de yine Dabbe'ye merakımıza yenildik. Serkan için çok riskli bir karardı aslında.Çünkü gece yarısı uykumdan korkuyla uyandığımda onu arıyorum :D Önceden annemi uyandırırdım.Artık bu görevi o üstlendi. Neyse işte filmi izlerken korkunç olacağını anladığım anlarda hemen gözlerimi kapattım yada bakmadım. Ben de böyle korku filmi izliyorum işte ne yaparsın. 

Yine her korku filminde olduğu gibi aynada birşey görme,görünmez bir varlık tarafından yerde sürüklenme,burundan kan gelmesi,kapı ve dolap kapaklarının hızla kapanması,çarşaf giymiş ancak yüz kısmı karanlık olan varlıklar,sonracığımaa yapılan büyüler falan klasikleşmiş olarak bu filmde de vardı. Filmi beğendim mi ? Hayır. Korktum mu? Kesinlikle evet. Ama filmin sevdiğim yönü şu oldu.Beklemediğiniz ve tahmin edemeyeceğiniz bir sonuca bağlıyor filmi. Yani normal dini içerikli olan korku filmlerinde kızın içinden cini çıkarırlar ve mutlu sonla biter ya film. Hıh işte bu öyle değildi. Farklıydı sonu. 

Filmde çok güldüğümüz yerler de oldu. Bazı yerlerde saçmalık sınırlarını tamamen zorlamışlar.Ama bu durum yine de benim korkmama engel değil. 

Sırada gitmeyi planladığımız film İncir Reçeli - 2. Bu filmi de hem izlemek istiyorum hem de istemiyorum tuhaf birşey. 

Bu arada düşündüm de bir çiftin uzun süredir mi yoksa kısa süredir mi birlikte olduğunu anlayabileceğimiz en uygun yer sinema sanırım. Yeni olanlar hemen belli ediyorlar kendilerini.Arkamızda oturan çift mesela. Kız kendi yaptığı efektlerle dikkatimizin içine etti sağolsun. "hiii, aayyy, çok korkunç aşkııaamm, ayy bakamıycııaamm,ayy geldi geldi arkanda hiii,..." bu listeyi baya uzatabilirim. Resmen filmi zehir etti bize sevgilisine kur yapacak diye. Ben de korkuyorum ama konuşuyor muyum kardeşim. İzle işte insan gibi, akşama korkarsın :)

Kitap okuyamıyorum bu aralar. Bunun sebebi yine bir John Green faciası yaşamam.Hiç sevemedim ben bu yazarı. Çılgınlar gibi övülmedikçe de hiçbir kitabını almam bir daha.Aynı Yıldızın Altında idare ederdi yine neyse de Kağıttan Kentler ve şu an okuduğum İlk Aşk tam bir felaket. Çok kötü bence öyle böyle değil. Bitiremiyorum kitabı bildiğin.Akşam 2 sayfa okudum bıraktım. İçimdeki yarım bırakmama duygusuna yenildim yine sürünüp duruyorum o kitapla.

2 tane mim var yapmam gereken.Mimleyenler unuttum sanmasın :) Aklımda ama oturup cevaplayamadım bir türlü.

Ay ne anlatacaktım ben yaa ? :)) 

22 Haziran 2014 Pazar

Kağıttan Kentler / John GREEN

"Kağıttan Kentlere gideceksin ve geri dönmeyeceksin."

"Burada güzel olmayan şey işte şu: Buradan pası,çatlak boyaları filan göremiyorsun ama bu yerin gerçekte ne olduğunu anlıyorsun.Hepsinin nasıl da sahte olduğunu görüyorsun.Plastikten yapılmış kadar bile sağlam değil. Kağıttan bir kent.Yani şuna bir bak Q. Bütün şu çıkmaz sokaklara, aynı yere dönen caddelere, parçalanması için inşa edilmiş bütün şu evlere bak.Kağıttan evlerinde yaşayan bütün şu kağıttan insanlar, kendilerini ısıtmak için geleceği yakıyorlar.Bütün kağıttan çocuklar bir serserinin kağıttan büfeden onlar için aldığı birayı içiyor.Herkes birşeylere sahip olma çılgınlığıyla kendini kaybetmiş. Bütün bu şeyler kağıt inceliğinde ve kağıt kırılganlığında. Ve bütün insanlar da.18 yıldır burada yaşıyorum ve hayatımda bir kez olsun gerçekten önemli birşeyle ilgilenen tek bir insanla karşılaşmadım."



***

Margo Roth Spiegelmen okuldaki popüler kızlardan biri. Quentin (Arkadaşlarının hitap ettiği şekilde Q.) ile Margo  küçüklüklerinde birlikte vakit geçirmiş olsalar bile uzuuun zamandır hiçbir iletişimleri yok. Ama tabi ki Margo Quentin'in her zaman dikkatini çekiyor.

Margo aniden Quentin'in hayatına giriyor. Q'nun penceresinde belirerek onu intikam macerasına davet ediyor. Quentin biraz mırın kırın etse de sonunda kabul ediyor. Ve o gece Margo'nun ne kadar maceraperest ve farklı bir insan olduğunu bir kez daha anlıyor. Ertesi gün görüşeceklerini ve hatta belki yakınlaşacaklarını düşünürken Margo tam bir gizeme dönüşüyor. Çünkü ortadan kayboluyor. Ailesi ve tabi ki Quentin oldukça endişeleniyor. Onun nereye gitmiş olabileceğini tahmin etmeye çalışırken kendisine bırakılmış bazı ipuçları buluyor. Bu ipuçları Margo'nun bilmediği birçok yönü olduğunu öğrenmesini sağlıyor. Bir yandan yaşayıp yaşamadığından endişe ederken bir yandan da onu bulmak için herşeyi yapabileceğini düşünüyor.

İpuçları tamamlandığında ve taşlar yerine oturduğunda onu bulacağını düşündüğü yere gitmeye karar veriyor. Yakın arkadaşları Ben,Radar ve Lacey de ona bu macerada eşlik ediyor.

Burada da ortadan kaybolan kızı Margo'yu helyum dolu balona benzeten babadaki rahatlığı görüyoruz :) Adamın cümlelerinde oh gitti de kurtulduk havası var. Bizde olsa hemen Müge Anlı'da görürdük bu aileyi :))






"Terk etmek çok zordur... ta ki terk edene kadar. Ondan sonra dünyadaki en lanet olası kolay şeydir."

"Sadece insanların bazen gerçekte düşündüğün gibi olmadığını hatırla."

"İnsanlar onları hissedebildiğinde onları yakından görebildiğinde daha farklı."


***
Şimdi gelelim kişisel düşüncelerime.. ÖNYARGI YARATABİLİR VE OKUMA İSTEĞİNİZİN İÇİNE EDEBİLİR!!!  

Oldukça sıkılarak okuduğum bir kitap oldu benim için. Çevirisi bence tuhaftı. Şımarık ergen bir kızın dünyanın kendi etrafında döndüğünü zannederek ortadan kaybolması, geride ipuçları bırakarak insanları peşinden sürüklemesi çok aptalca :) Okurken Margo'ya sinir oldum. Hatta tokatlayasım geldi. Quentin'e gelirsek tam bir ahmak bence. Hiç işim yok o şımarık şıllığı mı arayacağım şehir şehir :D Ne bileyim sevemedim işte konusunu. Fazla basit ve anlamsız bir kitap bence. Aynı Yıldızın Altında fena değildi. Ondan sonra bu kadar kötü olacağını düşünmemiştim. Beni heyecanlandıran hiçbirşey yoktu kitapta. Margo ölmüş mü yaşıyor mu nerede bulacaklar birbirlerine aşık olacaklar mı hiçbiri bir merak uyandırmadı bende. Sırf yarım bırakmamak için ite kaka okudum. Bu yazarın İlk Aşk kitabı var elimde bir de. Umarım o güzeldir.

Kitabın arkasında iki yorum var. Birinde kahkaha attıracak kadar komik ve dokunaklı olduğu yazıyor. Kahkahayı bırak şöyle bir gülümsemeye yakın bir kıvrım bile olmadı dudaklarımda. Dokunaklı kısmına gelince valla bana hiç dokunmadı :D

Diğer yorumda büyüleyici, zekice kurgulanmış ve duygusal olduğu yazıyor.Ya yorumlar bu kitap için değil yada bende bir tuhaflık var. Yada yorum sahipleri John Green'e torpil geçmiş de olabilirler bilemedim :))

***

2 Şubat 2014 Pazar

Aynı Yıldızın Altında / John GREEN

Aynı Yıldızın Altında beklentimi çok yüksek tutarak başladığım bir kitaptı. Fakat hayal kırıklığına uğramış bulunmaktayım :) Aslında beklentimi neden yüksek tuttuğumu da bilmiyorum. Sanırım kapağının cazibesine kapılmış olmalıyım :) Kitabı gördüğüm gibi vurulmuştum oysa ki ayyy ne şirin diye :)

Neyse biraz bahsedeyim bari kitaptan. O kadar okudum. İçimde kalmasın yorumcağızlarım :)

16 yaşındaki Hazel Grace kanser hastası. Bu hastalık hayatının büyük bir kısmını kısıtlamasına yetiyor. Ailesi sürekli normal bir yaşam sürmesi daha doğrusu olması gerektiği gibi bir ergen hayatı sürmesi için uğraşıyor.

Hazel istemeyerek gittiği Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubu'nda Augustus ile tanışıyor. Ve birbirlerine aşık oluyorlar tahmin ettiğiniz gibi.

Birlikte sayılı günlerinde sonsuzluğu yaşamak için çabalıyorlar. Fakat Augustus bu savaşta yeniliyor ne yazık ki. Bu da tahmin ettiğim bir sondu. Sanırım o yüzden zevk alamadım bu kitabı okurken.

Biraz da öldükten sonra hatırlanmak ve bir iz bırakabilmek konusunda düşündürüyor.

Kitap bittiğinde biliyordum ya of neden daha farklı bitmedi ki dedim içimden.

Kitabın en güzel kısmı Hazel'in en sevdiği kitabın -Görkemli Izdırap'ın- yazarına Augustus ile birlikte ulaşmaları. Fakat ihtiyarın onları bekledikleri gibi karşılamaması ve kitap ile ilgili sorularına karşılık bulamamaları. Augustus'un cenazesinde bu yazarın çıkagelmesi ve bunun sebebinin de ölmeden önce Augustus'un ihtiyara yazdığı mektup olması. Tek şaşırdığım kısım bu oldu.

Görkemli Izdırap adlı kitapta da kanserden ölen bir kızın hikayesi anlatılıyor. O kitap bir cümlenin yarısında son buluyor. Çünkü kız ölüyor. Aynı Yıldızın Altında'da dendiği gibi "hayatın ortasında, bir cümlenin ortasında ölüveriyorsun." Hazel de kendini o kitaptaki kahramanla özdeşleştiriyor.

Hastalık ile sağlık arasında bocalayan iki gencin hikayesini anlatıyor yani anlayacağınız. Öyle işlenmiş bolca olay ve konu yok. Açıkçası ben biraz basit buldum. Hep beni içine çekecek daha farklı birşeyler bekledim ama maalesef olmadı  :)
                         
***

Kitaptan şu alıntıyı yapmadan geçmek istemiyorum.

 " Öyle bir zaman gelecek ki, hepimiz ölmüş olacağız. Hepimiz. İnsanların varolduğunu veya türümüzün herhangi birşey yaptığını hatırlayabilecek tek bir insan evladının bile kalmadığı bir zaman gelecek. Sizi beni bırakın, Aristotales veya Kleopatra'yı bile hatırlayan kimse kalmayacak. Yaptığımız inşa ettiğimiz, yazdığımız, düşündüğümüz ve keşfettiğimiz herşey unutulacak ve tüm bunlar boşa olacak. Belki o zaman yakınlardadır. Belki de milyonlarca yıl uzakta.

Ama güneşin çökmesinden sağ kurtulsak bile sonsuza kadar yaşamayacağız. Organizmalar bilinç kazanmadan önce de vakit vardı, sonra da olacak. Eğer unutulmanın kaçınılmazlığı seni endişelendiriyorsa bunu görmezden gelmeye çalışmanı öneririm. İnan bana diğer herkes böyle yapıyor."

                                                            Sevgilerle...

                                                               =)