14 Haziran 2014 Cumartesi

Dikkat Mim Var! :) 30 Yaş Mııı o_O

30 yaş mı? O da ne ? =))


Sevgili Pehito beni mimlemiş. Onun paylaşımını okuduğumda önce anlamamıştım mim olduğunu. O kadar güzel yazmış ki dibim düştü resmen :D Sonunda mimlendiğimi görünce "aa mimmiş buu" oldum :)

Tabi ki onun kadar güzel yazamayacağımı biliyorum. Gelelim mimin konusuna. 30 yaşını geçenler 30u nasıl karşılamış, neler yaşamış? 30 olmayanlarsa hayalini ve bu konudaki fikirlerini yazacakmış. Yani yanlış anlamadıysam böyle sanırım :))

30 yaşa benim için daha 7 sene var.

30 yaşa az kaldı sendromum var mı diye sorarsanız hayır yok :) Yani şimdiki düşüncem her yaşın insana kattığı birşeyler var ve biraz klasik olacak ama her yaş ayrı güzel bence :)
Tabi zaman ilerledikçe bu düşüncelerim değişir mi bilemiyorum. Aslına bakarsanız ben kendimi hala 20li yaşlarda bile hissetmiyorum. Sanki 18-19 muşum gibi bir ruh haline sahibim :)

 7 sene sonra hayatımın şöyle olmasını isterim. 30 u Sonsuzla evli olarak karşılamayı tercih ederim :) Ama bebiş konusunda birşey diyemem henüz. Zira o tatlı veletin sorumlulukları gözümü korkutuyor biraz :)

Kendime ait bir bürom olsun, kendi işimin patronu olayım istiyorum. Ki bir aksilik olmazsa 30umda bunu gerçekleştirmiş olacağımı düşünüyorum. O yaşlarda da ailem, sevdiklerim hep yanımda olsun istiyorum. Açıkçası sevdiklerimi kaybetmek biraz korkutuyor beni :(

Bir de mümkünse yurt dışında bir kaç yere gitmiş olmak istiyorum o yaşlarda. Hı bir de Nissan Micra'ma kavuşmayı ümit ediyorum :)

Aklıma gelenler bunlar. En büyük dileğimde 30 lu yaşlarımı sendromsuz geçirmek istiyorum.

Ablam benden 13 yaş büyük. Ve 30 yaşını felaket bir sendromla karşılamıştı. Sorularının ardı arkası kesilmezdi. "Kırışıklıklarım mı çıkmış? Göz torbalarım mı şişmiş? Saçlarımda çok mu beyaz var? Kilo mu aldım ben? Off cildim çok kötü görünüyor"... bla bla bla yani :D

Şu anda da 40 a merdiven dayadı. Daha büyük bir sendrom yaşıyor anlayacağınız. Deli gibi yürüyüş yapıp mekik çekiyor. Cilt ürünlerini de 40 lı yaşlara uygun yaşlanma karşıtı almaya başladı :D Doğum gününün kutlanmasından pek hoşlanmıyor artık. Doğum gü.... diye başladığım anda sağol teşekkürler diyor cümlemi tamamlayamadan. O haliyle dalga geçince de sinirleniyor hanımefendi :)

Bazen biraz kilo aldın deyince hemen başlıyor hıncını çıkarmaya. Seni de göreceğiz, sen böyle mi kalacağını sanıyorsun... bır bır bır :D

Yani belki  de 30 a yaklaşınca sendrom sahibi olabilirim bilmiyorum. Ama şu anda bu konuda psikolojim rahat :) Tabi zaman şu anda dursa ve ben hep 23 kalsam harika olur ama malesef umut dünyası işte :D

Sıra geldi mimlediklerime...

Kreatif Başkan
BLaCk SwaNn
Cessie



13 Haziran 2014 Cuma

B*ktan Bir Rüya...

Rüyamda eskiden çok iyi dostum olan bir arkadaşımı gördüm. Bir anda kendimi onların evde buluyorum. Nasıl zayıflamış, değişmiş. "Ben seni Sakarya'dasın sanıyorum. Ondan hiç gelmedim" falan diyorum.

"Yok, ben okulu bıraktım. Sınıfta kalınca bizimkiler bırakmamı istedi" diyor. Sonra anlamsız bir şekilde saçını düzeltmeye, toplamaya başlıyor. Sanki ben yokmuşum gibi. O an bile ağzının ortasına yapıştırasım geldi iki tane. Umursamaz tavrı o kadar sinirlendirdi ki beni.

Fazla birşey hatırlamıyorum rüyamla ilgili. Sadece uyandığımda neden gördüm ki ben şimdi onu diye düşündüm. Çünkü uzun süredir görmediğim yada tanımadığım insanları rüyamda görünce huzursuz oluyorum biraz.

Çok yakındık. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. 3 aylık yaz tatilini gece gündüz birlikte geçirirdik. Sonra bir anda ne olduysa oldu ve yavaş yavaş birbirimizden uzaklaşmaya başladık. Bana göre bir sebebi yoktu. Ama ona göre var mıydı bilemeyeceğim. Varsa da bunu konuşması gerekirdi benimle.

Eğer konuşmadan etmeden beni hayatından çıkarmayı göze almışsa ben gidip de bir problem mi var demem, demedim de zaten. Ki ben dostluğumuzu kurtarmak için çok uğraştım. Ama en son evlerine gittiğimde sadece annesiyle muhabbet ederken buldum kendimi. Haspamm sanki benim arkadaşım değilmiş, yabancı biriymiş gibi davrandı. İşte o gün, o anda bitti benim için herşey.

Aynı mahallede oturmamıza rağmen en son 2 sene önce karşılaştık. Ne konuşacağımızı bile bilemedik. Bunun olmayacağını bile bile "bize  beklerim görüşelim mutlaka" dedik birbirimize.

Ondan sonra da tabi ki ne aradık ne sorduk.İstesem de arayamazdım zaten. Telefon numarasını bile sildim.

Ama üzülüyorum yine de aklıma geldikçe. Nasıl böyle olduk diyorum. Bari bir kavga gürültü olsa küssek neyse de...Off neyse olan oldu işte. O paçoz için kendimi üzemem şimdi. Umarım iyidir, hayatında herşey yolundadır demekten başka yapabileceğim birşey yok. Keşke gereksiz insanlara rüyalarımızda yer olmasa. Tıpkı hayatımızda da olmadığı gibi..

***

12 Haziran 2014 Perşembe

Ordan Burdan...



Bugün işten gelince öyle bir uyudum ki. Neredeyse 3 saat. Haliyle uykum yok şimdi de. Bakalım kaçta uyuyacağım kim bilir. Uykum gelene kadar, gözlerim kayana kadar kitap okurum artık. Sabah da kalk kalkabilirsen.


4 roman arasında bir seçim yaptım bugün sonunda. Cehennem'den sonra bir Dan Brown daha okumazsam olmazdı. Ama Kayıp Sembol'den önce Kanalizasyon Balığı Cessie'nin dediği gibi "çerez kitap yazarı" John Green'in Kağıttan Kentleri'ni seçtim.

Böyle birden çok seçenek olunca çok zor karar veriyorum. Hepsi benim bebeklerimm :) 

Bu ara gözüm hep daha çok aşk konulu kitaplara kayıyor. Önceden olsa ooff bu ne yaa içim şişti derdim :)


Nasıl  üşengeç bir kişilik oldum sormayın. Az önce mutfaktan elimde tabak, bardak, kase ve telefonumla gelmeye çalıştım.(İçinizden oha bu saatte bu ne açlık dediğinizi duydum sanki :)) İki elim olduğunu düşününce sınırları zorlamışım sanırım. E tabi hepsinin içi dolu olunca da dökmeyeceğim diye yavaş yavaş dakikalar sonra gelebildim odama. 
2 defa gidip gelmeyeyim diye çektiğim çileye bak hele :)

Pazar günü Sonsuz'la birlikte babalar günü hediyesi alacağız babasına. Bir de telefonla arama faslı var tabi . Ama artık tanıştığımız için fazla heyecanlı değilim. Bir kere bile görüşmüş olsak insana rahatlık veriyor.

Neyse bu kadar yeter. Ben Kağıttan Kentler'e döneyim artık :)





Patasana / Ahmet ÜMİT

Patasana kitapta yer alan Hititli saray yazmanının adıdır. Bu romanda tarih ve polisiye iç içe geçmiştir.

Gaziantep yakınlarındaki Hitit Antik Kentinde arkeologların başladığı kazıyla birlikte Patasana'nın herkesten gizli yazmış ve saklamış olduğu tabletler birer birer bulunmaya başlar.Bu tabletler aynı zamanda resmi olmayan tarihin ilk belgeleridir.

Patasana'nın bu tabletleri yazmasının en büyük nedeni de savaşsız, ölümlerin olmadığı, insanların acımasız olmadığı bir dünya düşlemesi ve tarihte yaşanılanların bir daha yaşanmaması için geriye kendinden birşey bırakmak istemesidir.Tabletlerinde çocukluğunu, babasını, büyük babasını, gençliğini, kaybettiği aşkını,nefretini ve pişmanlıklarını anlatır.

Kazı yapılan alanın yakınında bulunan Kara Kabir adlı yer halk tarafından kutsal sayılmaktadır.Halk bu nedenle önceleri kazıya karşı çıkar. Ancak imam olan Hacı Settar bu kazıyı destekleyince halk da sesini çıkarmaz. Hacı Settar'ın ölümüyle birlikte halk arasında bu kazının onlara uğursuzluk ve lanet getirdiği söylentileri başlar. 

Daha sonra iki cinayet daha işlenir.Bu cinayetlerin 78 yıl önce de benzer şekilde işlendiği anlaşıldığında olaylar daha da esrarengiz bir hal alır.Üçüncü cinayetin işlendiği zaman arkeologlardan Kemal de ortadan kaybolur. 

İşlenen cinayetler hem arkeologların kendi içinde hem de halkla aralarında problemler yaratır. Ancak ne olursa olsun kazıyı bırakıp gitmemeye karar verirler.

Katil cinayetlerini romanın sonunda hiç ummadık anda ve yerde itiraf eder. Cinayetleri işleme gerekçesi ise bana göre oldukça ilginç.

Romanın başlarında biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Ama ortalarından sonra baya sardı. Ahmet Ümit'in başarılı romanlarından biri daha diyebilirim.

"Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım.Tanrıların korkar haline getirdiği bir alçak." 

"Aşkın ne doğru düşünmeyle ne de mantıkla ilgisi vardı.Daha doğrusu aşkın kendine göre bir mantığı vardı da bunun doğru düşünmeyle bir ilgisi yoktu.Bu tutkuların egemenliğinde olan bir mantıktı, akla sürekli çelme takan, dibe çeken, yanlış yöne kanalize eden, bambaşka karmaşık bir süreç."

"İnsanlar cehennem azabından korkmadan iyi olabildiklerinde daha üst düzeyde bir uygarlığın ilk adımı atılmış olacaktır."

Trajikomik Sonlar-1 ...

Dün yazarların ilginç yönlerine ilişkin bir yazı paylaştıktan sonra onların nasıl öldükleri konusunda bir merak sardı beni. Çok ilginç ölümler var :) Neyse gülmeyeyim de başıma gelmesin :D Bir kısmını bugün paylaşacağım. Eceliyle ölenler neyse de bazıları yazık etmiş kendine yahu.

Euripides Makedonya Kralının köpekleri tarafından parçalanmış.

Christopher Marlowe gelen hesap üzerine çıkan bir bar kavgasında hançerlenmiş. (O kadar içmeyeydiniz siz de diyesi geliyor insanın. İç iç sonra hesap gelince çirkeflen yok yeaa :))

Thomas Chatterton 17 yaşındayken arsenik içmiş. Fazla tanınmadığı için ümitsizliğe kapılmış, öldükten sonra popülaritesi artmış. (Sabırdan yoksun bir şahsiyetmiş.Pek aceleciymiş haspam. 17 sin daha be. Ne acelen var :))

Lord Byron sıtma ateşini düşürmeye çalışan doktorlar tarafından öldürülmüş.

Percy Bysshe Shelley deniz yolculuğu yaparken boğularak ölmüş. Vücudu sahilde yakılmış. Sadece kalbi yakılmamış ve karısına verilmiş.(Iyyk okadar da değil yaa. Elimde bir kalp olduğunu düşündüm de şu an. Öğğ fırlatıp kaçardım sanırım :))

Balzac çok fazla kahveden boğularak ölmüş.(Ah be Balzac baba bir kahve sevdasına canından oldun iyi mi ? Az tüketeydin ya şunu. Bir günde 50 fincan kahve mi içilir? Nefes almadan içmiş zaar :))

Edgar Allan Poe beyninde yaşadığı akut tıkanıklık yüzünden ölmüş.

Tolstoy bir tren istasyonunda donarak ölmüş.(Bak yine sinirlendim Tolstoy deyince. Sen kaç yıllık karına bir not bırakıp kaç git. Ondan sonra donarak  ay neyse susuyorum :) Yalnız karısı feci beddua etmiş bence :))

Arthur Rimbaud sifilis kurbanıydı. Sağ bacağı kesilmiş, felç geçirmiş ve yavaş yavaş komaya girmiş.(En korktuğumdan. Yavaş yavaş acı çeke çeke ölmek :(

Lionel Johnson içtiği bir gece bar sandalyesinden düşerek ölmüş.(Bir adam varmış sandalyeden düşmüş ölmüş gibi. Bu ne yaa. Böyle ölüm mü olur :))

Sherwood Anderson bir kokteyl partisinde kürdanı yuttuktan sonra karın zarı iltihabı geçirmiş ve ölmüş.(Buna söyleyecek lafım yok.  Kürdan yenir mi yaa? Açken beni bile yer la bu :))

Jock London aşırı doz morfin alarak üremiden 40 yaşında ölmüş.

Vachel Lindsay dezenfektan içerek kendini öldürmüş.

Virginia Woolf ceplerini taşla doldurarak kendini Ouse ırmağına bırakmış. (Ölümü sağlama almış :))

Franz Kafka veremden ölmüş.

Maxwell Bodenhaim manyak bir bulaşıkçı tarafından silahla öldürülmüş.

Oscar Wilde menenjitten ölmüş.

Devamı başka bir yazıda... Görüşmek üzeree :)


11 Haziran 2014 Çarşamba

MIŞ-MİŞ-MUŞ-MÜŞ (Başlığımın kusuruna bakmayın içimden böyle geldi :))

Bir kaç yazarın hayatını okurken bunlara denk geldim. İlginç bulduklarımı yazıverdim hemen. Bu şahsiyetler hiç normal değilmiş valla. Belki de geride bu kadar güzel eserler bırakmak için bu kafada olmak lazım bilemedim :)

Shakespeare yazdıklarından kazandığından daha fazla geliri tefecilik yaparak kazanıyormuş.(Hiç oldu mu şimdi yaa. Tefecilik nedir Allah aşkına. Karizma yerle bir bence şu an :))

Charles Dickens dünyanın en tuhaf  uyku alışkanlığına sahipmiş.Yatarken yüzü mutlaka kuzey kutbuna bakacak uzanırmış. En fazla vakit geçirdiği yer kimsesizler morguymuş.(Bu neyin kafası bebeğim ya. Yat zıbar işte ne yapacaksın uyurken kuzey kutbuna bakıp.)

Sivil itaatsizlik teorisini ortaya atan Hendry David Thoreau nadiren banyo yapar, saçlarını neredeyse hiç taramaz ve yamalı giysiler giyermiş.(Bööğğ iğrençsin. O günlerce yıkanmamış yağlı ve keçeleşmiş saçlarını taraman imkansız zaten :))

Walt Whitman eşcinselmiş ve en büyük aşkı ABD Başkanı Abraham Lincolnmüş. Şiir yazmadığı yada ona duyduğu aşkı anlatmadığı zamanlarda banyo küvetinde içki içerek bağıra bağıra şarkılar söylermiş.(Wuhuu aşka bak aşka :))

Balzac'ın günde yaklaşık 50 fincan kahve içtiği söylenirmiş. Kahve yapacak birisi olmadığında kahve çekirdeklerini çiğnermiş.(Hadi 50 fincan kahveyi de geçtim.. Afedersin de yani, kalkıp da bir kahve yapamadın mı kendine çekirdekleri çiğniyorsun şekerim. Bu kadar da hazırcılık görmedim :))

Tolstoy'un 13 çocuğu varmış. 48 yıllık evliliğinin ardından karısına "Benim yaşımdaki insanların sıkça yaptıkları birşeyi yapıyorum. Son günlerimi tek başıma ve sükunet içinde geçirebilmek için dünyadan vazgeçiyorum" yazan bir not bırakarak evinin terk ettiğinde 82 yaşındaymış. Birkaç gün sonra bir tren istasyonunda donarak ölmüş.(Evet Tolstoy abimiz iyi çalışmış. 13 çocuk ne yaa. Yazmak dışında yaptığı tek şey üremekmiş zaar :) Ayrıca çok ayıp etmiş. Sen kaç senelik karına not bırakıp kaç. Herhalde canına tak etmiş olmalı. Böyle beddua alırsan donarak ölürsün işte. Müstahak sana diyeceğim de severim seni içim cız etti kıyamadım yine hadi neyse :))

Mark Twain bugünkü anlamda stand-up gösterilerini dünyada ilk defa uygulayan kişiymiş.Daktiloyla yazılmış olarak yayın evine teslim edilen ilk kitap onun Missisippi'de Yaşam adlı kitabıymış.

Oscar Wilde çocukluğu boyunca annesinin isteği üzerine kız kıyafetleri giymiş.(Vah yavrııımm kıyamam sana ya. Nasıl bir annedir, nasıl bir vicdandır bu oğluna kız kıyafeti giydirmiş. Zorla tercihlerini değiştirecek çocuğun :))

Jack London 5 yaşında içkiye başlamış, 40 yaşında ölmüş.(Vaay 5 yaş mı o_O Erken ölmek için güzel bir yöntem. En iyisini yapmışsın bebeğim fazla yaşayıp da ne yapacaktın sanki :))

Virginia Woolf konuşmayı çok severmiş ve bir seferinde 48 saat aralıksız konuşmuş. Bütün eserlerini ressam olan kız kardeşinin çalışma biçiminden ilham alarak ayakta durarak yazmış.(Allah aşkına Virginia bu neyin kafası hayatım? 48 saat kime konuştun gözünü sevdiğim? Kim dinledi seni bu kadar? Taş olsa çatlar yahu. Ayakta durarak yazmışmış özenti şey. Kardeşin ressammış la ressam. Ne diye ilham alırsın ki ondan. Otur yaz işte ne yazacaksan. Bence bu kesin ressam olmak istemiş ama yeteneği yokmuş. Kıskançlığından  böyle yapmış :))

Franz Kafka et yemeği cinayetle bir tutuyormuş.Vasiyetinde yakın arkadaşından bazı eserleri dışında kalan diğer eserlerini yakmasını istemiş. Ancak arkadaşı onun vasiyetini yerine getirmemiş.(Aferin adama bak takdir edilesi birşey yapmış. Başkası olsa ya vasiyeti yerine getirir yada bunları ben yazdım diye çıkardı piyasaya. Türk olsa kesin ikinciyi yapardı ondan eminim :))

Agatha Christie 36 yaşındayken ortadan kaybolmuş. 10 gün sonra sahte bir kimlikle bir otelde bulunmuş. Soranlara ise ne olduğunu hatırlamadığını söylemiş ve bu olay sır olarak kalmış.(Ne olduğunu çok feci merak ettim yaa.)

Umarım sıkılmamışsınızdır okurken :)


10 Haziran 2014 Salı

Burçlarından Soğumak İsteyenler Buyursun :)

Burçlarla ilgili buna benzer bir yazı takip ettiğim bloglardan birinde okumuştum. Yeminle nefret ettim kendi burcumdan. Allahım bu nasıl bir rezalet dedim :D Burcum koç bu arada.

Ben de böyle komik burç yorumları bulunca paylaşayım da onlar da kendilerini kötü hissetsin biraz dedim :D Sonsuz'un burcu da koç. Umarım aşağıdakiler doğru değildir. Yoksa Sonsuz'la kedi köpek gibi birbirimizi yiyeceğimiz günler çok yakında gösterime girebilir :)

Bence burçlar arasında kadın erkek ayrımı olmalı. Hayatımda bir tek bu konuda ayrımcılığı savunuyorum. Şimdi hiç yakışıyor mu yani bir kadına koç burcuyum demek. Bence iğrenç. Kadın dediğin balık,başak,terazi falan olur yani :)

Bu arada burçlara inanmam ama okumaktan keyif alırım. Gerçi aşağıdakiler dalgasına yazılmış şeyler ama ciddi ciddi burç özelliklerini okuduğumda koç burcunun özelliklerinin çoğunu taşıyorum. Arada inanasım geliyor yani :)

Neyse buyrun bakalım siz de burcunuzu okuyun da bir köşeye geçip utanın azıcık :)

Koç: Baylar bayanlar alkışlarınızla, işte karşınızda Koç ekselansları!!! Ego tatminine en çok ihtiyaç duyan burçtur kendisi. Bay ukala ya da bayan buz diye geçer iteratürde. Kendini göstermek için yapmayacağı şey yoktur. Hep başrole çıkmak ister. Yatakta, aşkta, işte, güçte daha bencil bir burç dünyada bulamazsınız! Yok karşısındakini kırmışmış yok ezip geçmişmiş, hiiiç umursamaz. Kolay kolay da beğenmez. Burnu o kadar büyüktür ki, ölse af dilemez. (Bir deneyin öldürmeyi, kendiniz görün!) Ona kalsa dünyadaki herkes aptal, bir kendisi akıllıdır! İsteyene istemeyene öğüt verir, ukalalık taslar, ama iş kendisine gelince burnundan kıl aldırmaz (Bkz. Koç burnu kıl şeması). Düşman başına yani!

Burcumu okurken düşündüklerim :  Yaa burcumda yazan şeylere baaak. Egodan başka bir şey yok. Hep ben hep ben. Bencillikten yalnız ölebilirim sanırım. Cenazeme bile kimse gelmez eminim. Hiç de bi kerem eğer suçluysam yada haksızsam çok pis özür dilerim. Zaten içim rahat etmez ki benim kırgın kırgın. Aa aa herkes aptal diye düşünüyormuşum. Yerden yere vurmuşlar beni. Ezik miyim lan ben  :D Burcumu değiştirme imkanım olabilir mi ki acabaa :D Şayet koç buysa ben  istemiyorum ya bananee :D


Boğa:
Hımbıl şey n'olcak! Boğa'nın kafası her şeye kolay kolay basmaz (Tamam, işin doğrusu kafası hiçbir şeye basmaz, ama zaten Boğa için ikisinin arasında pek bir fark yok!). Ağırkanlıdır, yani kanı vücudunda bir tur atana kadar siz Ağrı Edirne arasında rahat bir tur atabilirsiniz! Harekete geçmesi için arkasından birilerinin itmesi gerekir. Bir söyleneni bir kerede anlayamaz, 10 kere tekrarlamak gerekir. Pek konuşmaz, hem ağzından ilgi çekici bir şey çıkma olasılığı milyonda birdir; dinliyormuş gibi yapsanız da olur. Aşkta ona elini veren kolunu kaptırır, kendinizi ikinci randevunuzda nikah dairesinde bulabilirsiniz! Yaşınız geçkin ya da yüzüne bakılmayacak kadar çirkin değilseniz, hiç yaklaşmayın!!!



İkizler:
İkizlerden uzak durmakta fayda var. İkiyüzlü ve yalancı bir burçtur. Dışardan saf ve (hani olmaz ya) sevimli gözükse de, nerede ne sinsilik yapacağı belli olmaz. Çenesi de öyle düşüktür ki, esir aldı mı, yanarsınız (en az altı ayı gözden çıkarın). Ruhen pozitif bir tarafı olmadığı için kendini beğendirmek için fiziksel özelliklerini kullanır. Zaten güzelliği de olmasa çekilir bir yanı yoktur ya. Bir an yüzünüze güler, en zorlu günlerin dostudur, bir an sonra size ilk tekme atanlar arasında yerini almaktan çekinmez! (Siz de çekinmeyin ve onunkilerin en az 5 katı şiddette tekmelerle karşılık verin!) Ayrıca çoğu şizofrenin de İkizler burcundan çıktığı söyleniyor, bilemiycem artık.



Yengeç :
Yengeçler sempatik ve başkalarının problemleriyle ilgili görünmeye çalışan, son derece yapmacık tiplerdir. Biz bu sahte şirinlik numaralarını yemeyiz ama!!!! Bir sırrınızın yedi düvele yayılmasını istiyorsanız Yengeç'e söyleyin, o halleder, bunun için bir ücret ödemeniz de gerekmez. Tembeldir, bir iş yapıcam diye aklı çıkar (Döve döve yaptırmak mümkün tabi). Saftır da biraz. Yapmacıktır ve kolay kandırılır, tek kelimeyle ifade etmek gerekirse salak denebilir (Ama yine de yüzüne karşı bir şey demeyin). Karşı cins konusunda kırmadığı ceviz kalmamıştır; masum olduğu hikayelerine kanmayın (Masal bunlar masal). Akıl hastanelerindeki nüfusun yüzde 90'ının Yengeç olduğu söyleniyor, haberiniz ola!

Aslan:
Evet bir küçük aslancık, içi dolu egocuk! Ho ho ho! Sen kendini dünyanın zirvesindeki kusursuz insan sanmaya devam et, ohoo millet senle ne dalga geçiyo, haberin yok! Eleştiriye hiç gelemeyen, kendini beğenmiş zavallı aslan parçası, iyisi mi kendini bir odaya kapat ve hayatının geri kalanını aynada oranı buranı seyrederek geçir... Ya, hoşuna gitmedi, öyle mi? Peki buna ne dersin; seni kimse sevmiyor aslanım, annen bile!! Nedenine gelince, insanları sinir ediyor ve sürekli kırıyorsun da ondan! Her düşündüğünü söylemen gerekmez. Yapayalnız bir şekilde ölüp gitmeye niyetli değilsen bir beyin ameliyatı yaptırmayı düşünsen iyi edersin, ama söyle de diline bir düğüm atmayı unutmasınlar! Hadi öptüm!!



Başak:
Ayrıntılar arasında kaybolur. Hayatı ayrıntıdır (Tabi hayattaki en güzel ayrıntı kendisidir, o başka!). Bir de titizdir ki, koparır insanı (Ben bir kere kopmuştum, zor toparladım). Hastalıktan ödü patlar. Düzenli, tertipli olacam diye kendi huzurunu kaçırır. Zaten rahat da huzur da batar ona. Her tarafı didik didik kontrol etme huyundan cinnet geçirenleri sıralamaya kalksak sayfalar almaz! Dili de acayip sivridir. Onunla dialog kurmak için sağlam bir sinir sistemi gereklidir ve böyle bir oluşumun varolmadığı bilim çevrelerince ispatlanmıştır! Soğuk, ruhsuz tipin tekidir. Depresyona girmek ve hiç çıkmamak istiyorsanız onunla arkadaş olun (önce ona arkadaşın ne olduğunu açıklamanız kaydıyla).

Terazi:
Çok pis sanatçı ruhludur, acayiptir yani. O nedenle de apayrı saçma salak bi boyutta yaşar (fazla elleşmeyin). Böyle aklı bir karış havada gezen adamın iş bulması da pek mümkün değil, ömrünün sonuna kadar aylak aylak gezer. İnsan kılığında gezinen bir asalaktır denebilir. Ama bütün bunlar süsüne düşkün olmasını engellemez. Kendini yırtar (son yırttığında koptu diye sevinmiştik ama, yine de toparlandı köfte) yeter ki güzel görünsün. Zaten bunun dışında bir halt da beceremez. Aklı bi karış havadadır. Dengesizin tekidir, ne zaman ne yapacağı belli olmaz (ailenizle tanıştırmayı unutun). Öylelerini bir yere kapatmalılar aslında, ayrıca Terazi burcunda bir ünlü bile yok, dikkat ettiniz mi!!!



Akrep
:Adı üstünde, akrep gibi sokar adamı (en iyi panzehiri, üzerine basmak suretiyle çıkaracağınız suyunu kaynatıp içmektir). İçten pazarlıklı, dalavereci, kıskanç, ahlak anlayışı sıfır biridir! O o o, o var ya o! Aşkta, yatakta, işte, ilişkilerde hayvansıdır (evde vahşi hayvan beslemek isteyen varsa buyursun). Duygusuzun tekidir (tektir yani bu konuda, aşmış duygu olayını). Yeterince kötü huyu yokmuş gibi bir de kıskançtır, ama ne kıskanmak! Aşkta yapmayacağı rezillik yoktur. Hava atmayı çok sever, oysa beş para etmez. En iyisi onu görmezden gelmektir. Çoğu akrebin eninde sonunda korkunç bir cinayete kurban gittiği (ve cinayet zanlıların büyük bir yüzdesini astrologların oluşturduğu) söylenir.



Yay:
En kötü durumda bile her şeyin iyi tarafını gören şen şakrak bir tiptir (uyuz bir durum). Yeteneksizliğini de başka türlü örtemez zaten. Şahsiyetsizdir (o nee!). Ne kadar sevimli görünmeye çalışırsa çalışsın, gizliden gizliye acayip gergin ve sevimsiz bir tiptir. Dikkat edin, işsiz güçsüz takımı hep bu burçtan çıkar. Aptal da denilebilir (çekinmeyin canım deyin, ısırmaz). İşi gücü aylak aylak gezmek ve alemlerin karizması şeklinde dolanmaktır. Oysa karizması çok rahat bozulabilecek biridir (bunların boyları genelde kısa olur, ordan vurabilirsiniz, hobbit hobbit diye bağırmayı deneyin! Ağlayarak kaçarlar). Çoğu Yay burcu alkoliktir. Zaten bu burcu adam yerine koyup bu kadar yazanda kabahat...



Oğlak
: En duygusuz burçtur. Duvar gibidir. Tepkisizdir (deneyin bir; terkedin, aldatın, ağlayın, tepinin, tık göremezsiniz). Duvar bile yıkılır yani hiç olmadı, oğlağa bir şeycikler olmaz! Aşırı maddiyatçıdır (halk arasında paragöz, malcı da denir). Cimridir (günahını bile vermez, iste bak valla). Tutucudur (diyanet işleri bile daha esnektir yani) ve risk almaktan kaçar (tırsar bir başka deyişle). Böyle biri dünyada ne diye yer işgal eder ki (ama doğanın nedenleri sorgulanmaz)! Sallandıracaksın bunlardan üç beş tanesini Taksim meydanında, bak bakalım bir daha yapabiliyorlar mı? Hayır yani, gerekirse Astroloji Derneğine şikayet edelim, doğumlar oğlak burcuna denk gelmeyecek şekilde ayarlansın, di mi!



Kova :
Güya çok atak biridir, ama yalancıdır da üstelik (yalan söylemek konusunda atak olabilir pekala). Bir şeyi elde etmek için her türlü yalanı söyler. Menfaatçilerin menfaatçisidir. (İğrençtir ya, aynı odada iki dakika durmam onunla yani, şunu yazıyım çekip gitcem zaten.) Kendini beğenmiştir, her şeyden o anlar yani (çok biliyosa oturup yazsın aylık falları da göriyim!). İnsanların arkasından çok konuşur (çenesi çıktı bir kere, yazarak devam etti, inanamıyorum ya). Dedikoducudur, öz annesini bile çekiştirir. Çok pis nazarı değer sonra (vur tahtaya, allahkorusun)! Çıkarı için yapmayacağı şey yoktur, bozuk para gibi harcar adamı. Ne diye sinirleniyorsun ki? Doğruları söyleyince kabahat oluyo di mi?!


Balık
: Balık işte, adı üstünde, eşittir alık (sazan falan diye çeşitleri vardır bunların, her şeye atlamalarıyla ünlüdürler). Salaaaan tekidir, ensesine vur, lokmasını al (bir dene bak, çok matrak oluyo, alıyosun lokmasını, anlamıyo!). Maşallah hayal gücü pek gelişmiştir. Sürekli FBI'dan ya da CIA'den birilerinin peşinde olduğunu düşüne düşüne kafayı yiyen balık çoktur. Belki suda çok durduklarından, belki büyük balık küçük balığı yer deyiminin yarattığı stresten, cibiliyetsiz ve en zeka yoksunu burç balıktır. Söyleyecek pek bir şey yok. Allah ıslah etsin. İnsanın kaderi güzel olmadıktan sonra gerisi boş yani, ne diyelim. Yazık be, hem ıslak hem.... Neyse, gene de acımamak lazım, acımazsan acınırsın.