5 Temmuz 2014 Cumartesi

Neyi, Nasıl, Nereden Başlayarak Anlatacağından Emin Değildi...


Kafa Derginin dramiminden herkes haberdar tabi ki. Ve sanırım şimdiye kadar en zorlayıcı mim bu oldu. Çünkü insan baştan savma bir şekilde yapmak istemediği için sürekli erteliyor.

Dün paylaştığım yazımı yazıp yayınladıktan sonra aklıma Kafa Dergi'nin şu satırları geldi. "Aklıma gelen bu dramimin klasik mimden farkı şu: Onlarca soru yerine tek bir soru var. Kafanızdan uydurduğunuz -belki yaşadığınız- bir olayı anlatacaksınız, ama bu olay dram içerikli olacak ve en sonunda da "Siz olsaydınız ne yapardınız?" diye sorup, istediğiniz kişileri dramimleyeceksiniz! "

Yazıda anlattığım kişi psikolojik destek almayı gerçekten çok istiyor. Ama kendisine bunu söylediğimizde "ne anlatacağımı bilmiyorum" diyor. E eşiyle arasında neler yaşandığını ve nasıl bu hale geldiklerini biz de tam olarak bilmiyoruz. Sadece anlattığım şeylerden haberdarım hepsi bu. Yani o "aşkın" nasıl bu hale geldiği bir soru işareti. İşte tam da bu kısmını sizin hayal gücünüze bırakarak "siz olsanız ne yapardınız,psikoloğa neler anlatırdınız yada bu ilişkinin bu hale gelmesinin sebepleri neler olabilir?" diye sormuşken aklıma dramim geldi. Ve neden bu da yeni bir dramim olmasın dedim. Sonra yazının sonuna dramimle ilgili bir paragraf ekleyip güncelledim. Tabi uzuuuun uzuuun telefonda yazınca pek kontrol etmeden yayınlayıverdim yazıyı. Haliyle de Kafa Dergi de dahil herkes dramim cevabını verdiğimi sandı :) Ama bu yeni bir miiim :)

Şimdi bu açıklayıcı yazıyla birlikte mimleme zamanı :) Özellikle mimlemek istediğim iki kişi var. 

*Yazdığı Bir Anoreksik Hikayesi'ni çok çok beğendiğim ve yazdıklarını çok içten bir şekilde hissettirdiği için Şeyma(Umut Hikayem)

*Bir de Kötü Şans hikayesini çok severek takip ettiğim için Şenay(Beyaz Gemi)

 "Çok aşık olan bir adamın bu hale gelmesinin sebebi ne olabilir?" bunu hayal gücünüze bırakıyorum. Ve buna bağlı olarak da "psikoloğa neler anlatılabilir?"

Umarım sizi çok zorlamış olmam. Gerçekten merakla bekliyorum yazacaklarınızı :)

E bir de tabi ki isteyen herkes mimlendi :)

Not: Bir daha da telefondan bloggerlık taslamak yok arkadaş :)

O Tatlı, Masum Yüreğe...

Sabahın erken saatlerinde sanki bir felaketi haber verirmişçesine çalan telefonun sesine uyandı. Uyku haliyle rüya mı gerçek mi olduğunu algılamaya çalıştı. Evet evet, gerçekten çalıyordu. Yanında uyuyan 4 yaşındaki oğluna baktı. Eğer o da uyuyorsa saat çok erken olmalı diye düşünerek apar topar yorganın altından çıkıverdi. Bu saatte insan güzel bir haber için aramazdı ki. 

Arayan kendisinden kilometrelerce uzakta yaşayan annesiydi. Telefonu açtığında ise duyduğu sesi algılayamadı bir an. Annesi değil ablasıydı. İyi de ablasının bu saatte orada ne işi vardı ve neden onu arıyordu ? 

Ablası sakin olmaya çalışan bir ses tonuyla "Telaşlanma ama annem yeniden rahatsızlandı, illa seni görmek istediğini söylüyor. Ben de sabredemedim erken aradım seni" diyordu. Ama annesini telefona istediğinde ısrarla lafı dolandırıyordu.

Bu konuşmanın üzerine oğlunu uyandırıp apar topar hazırlanıp yola çıktılar. Gece nöbette olan ve henüz eve bile gelmemiş olan kocasını yolda giderken aradı. Annem rahatsızlanmış demesine rağmen adam hala "ben gelmeden, bana sormadan nasıl evden çıkarsın" diyerek öfkesini kusuyordu. Yol boyunca korktuğu şeyle karşılaşmamak için dua etti. 

Evin olduğu mahalleye vardığında koşar adımlarla, oğlunu da kolundan çekiştirerek hızlı hızlı ilerlemeye başladı. Her adımında içindeki çığlıkları bastırmaya çalışıyordu. Oğluysa anlamadığı,algılamadığı bir çok soru sorarak onun adımlarına ayak uydurmaya çalışıyordu. Sadece arada "anne yoruldum ben" dediğini duyar gibi oluyordu. Oğlunu kucağına aldı ve hızlı adımlarla yürümeye devam etti. Evin bahçesine yaklaştıkça bir çok insan sesi duymaya başladı. Kalp atışlarını vücudunun her zerresinde zonklama şeklinde hissediyordu. Bahçenin önüne geldi ve görmekten korktuğu manzarayla karşılaştı. Telefonda annesinin rahatsızlandığını söyleyen ablası hıçkırıklara boğularak ağlıyordu.Hıçkırıklarının arasında ağzından arka arkaya aynı kelime dökülüyordu."Annem,annemm"

O an bu kelimenin aslında kendisine dünyaları ifade ettiğini anlamıştı. Bacaklarının uyuşmaya başladığını ve birinin kucağından oğlunu aldığını hayal meyal hatırlıyordu.Çocukluğunun gençliğinin geçtiği odada açtı gözlerini. Etrafını çevreleyen bir kaç kişi "ayıldı, kendine geldi" gibi birşeyler mırıldanıyordu. Karşılaştığı manzara belirdi bir an gözlerinde. "Annemi gösterin bana" diyerek fırlamaya çalıştı yattığı yerden ama engel oldular ona. O yatarken ablası ağlayarak annesinin öldüğünü söyledi. Ölüm kelimesi hiç yakışmamıştı annesiyle aynı cümleye. Kabul etmedi, kabullenemedi. Boğazını yırtarcasına "ölmedi" diye çığlıklar atmaya başladı. Annesinin mezarına toprak atılırken bile inanamadı. 

Günler sonra aklına kocası geldi. En zor zamanında yanında olması gereken asıl insan oydu. Ama yoktu. Zaten daha farklı davranmasını da bekleyemezdi ondan. Tanıdığı,aşık olduğu adam nasıl da bu hale gelmişti 5 yılda. O anda kendine acıdı. Annesinin öğütleri geldi aklına. "Bak kızım, evliliğin acelesi yok okulun bitsin hele bir öğretmen ol yine evlenirsiniz. Evlilik için okul mu bırakılır? Emek verdin sen bugünlerin için" ve bunlara benzeyen daha bir çok cümle. 

Ama yok, dinlemedi annesini. O kocam dediği adam da "ben ailemi kimseye muhtaç etmem senin okulunu bitirmene gerek yok, bak tayinim çıkacak gideceğim buralardan yıllarca hasretlik mi çekeceğiz okulun bitecek diye" diyerek ikna etmişti onu. O zamanlar için aşk galip gelmişti işte. Ama ya şimdi?

Kaç gün geçtiğinin bile bilincinde olmadığı bir anda artık evine dönmesi gerektiğini hatırladı. Her gün acıyla uyanıyordu. Belki kendi evinde oğluyla birlikte aşabilirdi bunu. Dönüş vaktiydi artık. Otobüste hayatının en değerli varlığını kaybettiğine inandırmaya çalıştı kendini. Oğlunun minik elleri gözlerinden düşen yaşları silerken yapabildiği tek şey onun mis gibi kokusunu içine çekmekti. Teselli eden bakışlarını gördükçe daha çok ağlıyordu.

Evine girdiğinde kocasının buz gibi bakışlarını üzerinde hissetti. İçinden "belki aramız düzelir, bu durumdayken de bana soğuk davranacak değil ya" diyerek bekledi. Adam yaklaştı, yaklaştı... Oğlunu kucağına alıp hiçbirşey demeden arkasını dönüp odaya gitti. Oysa birşey demesini beklememişti. Tek istediği eskisi gibi ona sarılması ve desteğini hissettirmesiydi. Ama olmadı. O koskoca adam minicik yüreğiyle kendisini teselli etmeye çalışan oğlu kadar olamadı.. Kocasının buz gibi bakışlarından kendisini daha zor günlerin beklediğini anlamıştı.

Haftalar geçmesine rağmen her sabah kalbindeki ağır yük ve acıyla uyanıyordu. Ve hiçbir sabah bu acıyı anlamlandıramıyordu. İnanamıyordu,kabullenemiyordu annesinin öldüğünü. Çoğu sabah olduğu gibi o sabah da kocasını uyandırıp "bana ne oldu, neden kendimi çok kötü hissediyorum, kalbimdeki bu yük neden" diye sormuştu. 

Adam yataktan kalktı ve "sen benimle dalga mı geçiyorsun. her sabah aynı şey bıktım artık öldü annen öldü öldüüüü. Anla artık anlaa" diye tükürürcesine sıraladı kelimeleri. İşte o anda sağ yanağına inen bir darbeyle kafası yastığa düştü.

Evliliği boyunca yiyeceği tokatların ilki oldu. Ne acı hissetmişti ne de kızgınlık... Aklına gelen tek şey annesinin öğütleri oldu...Bundan sonra yaşayacaksa bunun tek sebebi masum,küçük bir yürekti...

Tedavi olmasi gerektiğini hissediyordu. Ama neyi nasıl nereden başlayarak anlatacagindan emin değildi
***

Bu yazımı Kafa Dergi gibi dramim olarak adlandırabilir miyim acaba ? Neden olmasın ? Bence olabilir :) Kafa Dergiye teşekkür ederim beni dramimlediği için.Çok çok geç kalmış bir  mim oldu ama kisa surede bir anda yazilacak gibi degildi.özür dilerim kendisinden.Bu aksam taslaklardaki mim cevabimi da birkac duzenlemeden sonra yayinlayacagim :) (telefondan yazılan bir yazi oldugu icin dramimi cevaplamisim gibi anlasildigindan duzeltilen ve guncellenen paragraf. Bu yeni bir dramim anlayacaginiz :)
Bir daha da telefondan post yayinlamam :D insan bazi seyleri gozunden kacirabiliyor.

Yazarken tek hissettiğim şuydu; keşke gerçekten yaşanmış birşey olmasaydı. Ama maalesef ...

Hepinize güzel bir haftasonu diliyorum.

İyi geceler...

4 Temmuz 2014 Cuma

" AÇIKLAMA!!! "

Günaydın herkese...Bir konuya açıklık getirip gideceğim. Hani bana aldığı hediye kolyeden dolayı Sonsuz ismiyle anlattığım erkek arkadaşım var ya işte o konuda bir karışıklık yaşanıyor sanırım. Ben de Butterfly'ınız ve Şeyma sayesinde farkettim bu yanlış anlaşılmayı. Onlar gibi bazılarınız da erkek arkadaşım olan Sonsuzu bloğu olan Sonsuz arkadaşımız sanıyor olabilirsiniz.Ancak öyle değil. Böyle bir karışıklık yaşanacağı aklıma gelmemişti. Sonuç olarak o sonsuzla o sonsuz aynı kişi değil. Bu yazıyı dün yazmak istedim fakat vaktim olmadı.

Erkek arkadaşımdan ismiyle bahsetmeyi düşündüğüm şu günlerde böyle bir karışıklık yaşanınca da kesin kararımı vermiş oldum. Son olarak Serkan'lı günler başlasın o zaman diyorum ve blogger arkadaşımız Sonsuz'dan özür dileyerek gidiyorum.

1 Temmuz 2014 Salı

Veee Tatil Planı Hazııırr :) Deniz,Kum,Güneş Ollaalaaa :)



Sonsuz'la tatil planımız netleşti sonunda. Erikli'de yazlık kiralandı ve tarih de belli olduu :) Böylece oturduğumuz yere de yakın oldu. Gidip gelirken uzun yol çekmek yok. 11 Ağustos'ta gidiyoruz 18'inde de dönüyoruz. Koca bir hafta yihhuuu :)

Kaç gündür ne zaman netleşecek diye içim içimi yiyordu. Artık rahat rahat bavula dolduracağım şeyleri düşünebilirim :)

Gitmeden birkaç çeşit yemek yapmayı öğreneyim de bari o Ağustos sıcağında pizza,hamburger,pide,kebap yemekten içimiz şişmesin :D Yoksa orada bir beden büyük yeni bir bikini aramak zorunda kalabilirim sanırım :)

Ayy nasıl mutluyum. Haberi aldım hemen buraya koştum valla. Sevinç çığlıkları atasım var. Haftada bir bazen de 2 gün görüşebilen biz bildiğin koca biiir haftayı birlikte geçireceğiz. Bundan güzel bir şey olamaz :) Daha bir buçuk ay var yaa ooff :)Bir an önce gidip denize girdiğimde "başta soğuk geliyo ama girince alışıyosun" cümlesini sarf etmek istiyorum :D  Hayatımın en güzel tatili olacak kesinlikle.

Aa gelmişken size menekşelerimin fotoğrafını da göstereyim bari. Pembe olan yaşıyor da mor olan sizlere ömür sanırım. Hiç çiçeği yok o kadar da dikkat ettim, özen gösterdim ama olmadı :( Sonsuz'a sakın annene söyleme dedim :D O da olmadı internetten bir menekşe fotoğrafı buluruz photoshoplu dedi :D



Ayy şunun tipine bakın yaa kıyamam. Kel kel kaldı resmen. Ama elimden gelen herşeyi yaptım yaşatmak için vallahi bak :) Ömrü bu kadarmış ne yapalım :D

Neyse mutluluğumu paylaştım. Şimdi de gidip annemle balkon keyfi yapayım biraz.

İyi geceleer :)




Sevgilimden Son Mektup / Jojo MOYES



1960'lı yıllardan bir aşk hikayesi. Jennifer herkesin hayran olduğu güzel bir kadın. Geçirdiği trafik kazası nedeniyle hayatıyla ilgili hiçbir şey hatırlamıyor. Kocası olan adama, evindeki hayatına,arkadaşlarına, çevresine yeniden uyum sağlamaya çalışıyor. Herkese ve herşeye yabancı olduğunu hissediyor.

Ve bir gün kendisine yazılmış bir mektup bulduğunda kafası daha çok karışıyor. Çünkü mektupta ismini bile yazmayan bir adam kocasını terk edip kendisiyle gelmesini istiyor. Ve başkasına aşık olduğunu anladığında kocasından tamamen soğuyor. Mektubu yazan kişinin kim olduğunu bulmak için ipuçları arıyor. Belki kavuşuyorlar belki de kavuşamıyorlar. Fazla ipucu vermeyeceğim tabi ki :)

Sonra 2003 yılında Ellie  çalıştığı gazetenin arşivinde bir aşk mektubu buluyor. Kendi özel hayatında yaşadığı karmaşadan dolayı o mektuptan çok etkileniyor ve bu mektupla ilgili gazetede bir iş çıkarmayı düşünüyor.Öncelikli amacı da bu mektuptan bomba gibi bir şeyler çıkarıp gazetedeki kaybettiği kariyerine bir çeki düzen vermek. E tabi mektubun devamını ve kimden kime yazıldığını bulma çabasına giriyor. Ve Jennifer'ı buluyor.

Onunla konuşuyor. Hikayesinden o kadar etkileniyor ki. Ve bu mektup onu şaşırtıcı bir sonuca götürüyor. Mektubu yazan kişi hiç ummadığı -ve benim de hiç ummadığım- biri çıkıyor. Bir şekilde ona ulaşıyor anlayacağınız.

Kitabı okurken tarihlere dikkat etmenizi tavsiye ederim. Aksi halde benim gibi dikkatsiz olursanız aaaa ben neden dikkat etmemişim diyebilirsiniz :)
Çok fazla ipucu vermek istemiyorum. Ama gerçekten severek okuduğum bir kitaptı. Konusunu, yıllar öncesi ve sonrasıyla kurulan bağlantıları, kahramanları ve sanırım kitabın herşeyini sevdim :) Jojo Moyes işi biliyor :)

İki kitabı daha çıkacaktı en son. Çıktı mı bilmiyorum. Onları da hemen alırım sanırım. Sevdim bu yazarı.

Şimdi gelelim kendimi bulduğum cümlelere...

"En azından şunu bil ki bu dünyada seni seven bir adam var. Seni her zaman seven ve bu ona zarar verse de hep sevecek olan bir adam..."

"Geçen yıl ona birşey öğrettiyse o daanı yaşamaktı. Ödeyeceği bedeli düşünerek gününe gölge düşürmek yerine yaşadığı her anın tadını çıkarmaya baktı. Hüzün yakındaydı-hep öyle olurdu-ama genellikle etkisini biraz olsun azaltacak kadar anı biriktirirdi."

"Senin dünyanda kimse hata yapmaz mı?"
"Bir kez yapar" dedi Rory. "Bir kez hata yapabilirsin."

"Bir insan kendiniancak evden uzaktayken yeniden keşfedebilirdi.Ellie ebeveynlerini ziyarete gittiğinde o ortak geçmişin içinde boğulduğunu hissediyordu."

"Hayatta karmaşık olmayan hiçbir şey yoktur Rory.Sonunda hepimiz bir şeylerden ödün vererek uzlaşmaya varırız."

"Düşünmeye fırsat bulamayacağı bir yerde olmalıydı. Hayatta kalmak için düşünebileceği tek şeyin hayatta kalmak olduğu bir yere gitmeliydi."

Gecenin 2.Mimi :)

Reenkarnasyon miminden sonra yoruldum sanırım. Karnım da acıktı vallahi. Kalktım bir tost yaptım yedim içtim yine döndüm sahalara :)

GRİ LADYden gelen bu mimi de yapıp öyle uyumalıyım. Yoksa içim rahat etmez vallahi :) Sevgilimden Son Mektup kitabının yorumunu da yarına bırakıyorum artık. Çünkü uykular fena geldi :)



1-Blog yazmak sana neler kazandırdı?
Öncelikle çok iyi ve ilgili insanlar tanıdım. Bir çok kişinin yazdıklarını okumak, olaylara biraz da başkalarının bakış açısından bakabilmeyi öğrendim. En önemlisi de birbirimizden öğrenebileceğimiz ne çok şey olduğunu fark ettim. Blog benim için bir arkadaş haline geldi sanırım. Yazmadan okumadan yorum yapmadan rahat edemiyorum ve gerçekten iyi ki de bir blog açmayı kafaya koymuşum diyorum. Keşke daha önceden başlasaymışım.Sıkılacağımı da düşünmüyorum hiç bir zaman. Ama neyse ben yine de büyük konuşmayayım. Azıcık boşlarsam bu yazıyı önüme koyarsınız yoksa :)

2-Ne tür kitaplar ve filmlerden hoşlanırsın?
Kitaplarda uzun bir süredir duygusal aşk meşk olaylarını tercih ediyorum :) Özellikle de okul bittiğinden beri ağır şeyler okuyasım yok.
Filmlere gelince beni sıkmadıktan sonra her tür filmi izleyebilirim. Ama bilim kurgu falan pek bir uzak bana :)

3-Tekrar tekrar okuduğun bir kitabın var mı?
Bir kitabı tekrar tekrar okuduğum olmadı. Ama bir ara Suç ve Ceza'yı tekrar okumak istiyorum.

4-Seni tanımlayan en iyi beş kelime ?
Dağınık/Aşık/Sulu Göz (Bu iki kelime oldu ama çaktırma :))/Hassas/Üşengeç(Bazen:))

5-Okumaktan en çok keyif aldığın blog içeriği hangisidir? Kişisel-moda-yemek-teknoloji ?
Kişisel olsun, özel hayat olsun başka da bir şey istemem :D

Mimi paslayıp cumburlop yatağa girmek istiyorum. Vee mimliyorum...

Dr.coffee
çokomel
Kelebenk
böğürtlenlim
Ferhat

Karnım tok sırtım pek artık uyku vakti :) Tatlı uykular hepinize :)

30 Haziran 2014 Pazartesi

Reenkarnasyon MİMİ (Bolca Kafa Karışıklığı İçerir)

xCoacha kendimi zorla mimlettim :) Bir mime böyle zorla sahip olunur :D
Mimin konusu başlıktan da anlaşıldığı üzere reenkarnasyon. Şimdi önce şu soruyu soruyorum kendime reenkarnasyona inanıyor muyum? Aslında inanmayı çok istiyorum. Ama beni inandıracak yeterli delile ulaşamadım henüz :) Yani daha önce başka bir hayatım olmuş gibi hissetmiyorum. Ama nedense ölmek ve bir anda dünyadan silinip gitmek bana anlamsız geliyor. Bence bir şekilde devam etmeli. Böyle bitemeez :) Ama işte buna da tam anlamıyla reenkarnasyona inanıyorum denilemez.  Cennet,cehennem,ahiret hayatına gelirsek açıkçası onlarla da bir bağ yok aramda inanç olarak.

O yüzden reenkarnasyona inanmak isteme çabalarım doğrultusunda cevaplar vereceğim biraz. Ayrıca tek tek kimseyi mimlemeyeceğim. Konusu dikkatini çeken, bu konudaki fikirlerini paylaşmak isteyen herkes mimlendi! :)

*Bunda yada başka bir dünyada birden fazla kez yaşadığına inanıyor musun?
Yukarda da söylediğim gibi inanmayı çok istiyorum. Birden fazla kez yaşadığım hissine hiç kapılmadım. Ama umarım  bu dünyadan defolup gittikten sonra hangi dünyada olursa olsun tekrar bir yaşamım olur :) Yani en azından böyle hayal ediyorum.

*Buna seni inandıran şey nedir?
Maalesef henüz inancını sağlayabilecek bir şey edinemedi bu bünye :( Anlayacağınız benimki inançtan çok bir hayal gibi.

*Buna seni inandırmayan şey nedir?
İnandırmayan şeeeyyy,hmmm.. Sanırım daha önce başka bir dünyada yada burada yaşamışım hissine kapılmayışım. Yada etrafımda benim en az bir kere başka bir yaşamım oldu diyen ve bunu ispatlayan kimsenin olmayışı...

*Senin düşüncene göre neden birden fazla kez dünya denilen ve gezegen olarak tanımlanan yerlere geliyoruz?
Bu konuda biraz kararsız olduğum anlaşıldı zaten :) O yüzden hem aşağıdaki soruyu hem de bunu cevaplayacağım.  Reenkarnasyona inanmak istiyorum çünkü sonsuza kadar yok olup gideceksek bu hiç hoş değil :) Yapamadığım ama yapmak istediğim bir sürü şey bırakmak istemiyorum geride. Yani birden çok yaşamımız olacaksa bunun sebebi bu olmalı bence.

*Senin düşüncene göre dünya denilen ve gezegen olarak tanımlanan yere yalnızca bir kez geliyoruz?
Yalnızca bir kez dünyaya gelme fikrine gerçekten alışamıyorum :( Bunun sebebini bulamıyorum henüz. Umarım gerçek bu değildir :)

*İçinde bulunduğumuz ve henüz sınırları tam olarak kesinleştirilememiş boşluk içinde yaşadığın gezegenden başkasında da yaşam olduğuna ve orada yaşamış olma ihtimalini nasıl değerlendiriyorsun?
Başka bir gezegende yaşam olduğuna inanmıyorum şu anda. Ama olamaz da demiyorum. Bence bir gün mümkün olabilir. Başka bir gezegende yaşamış olma ihtimali gerçekten kulağa heyecanlı ve hoş geliyor :)

*Dünyaya gelmemizdeki amaç ne, neden dünyaya geliyoruz halihazırda gelmişken neden tekrar ölüyoruz?
Dünyaya gelmemizdeki amaç yaratıcının ideal varlıklara ulaşma isteği diye düşünüyorum bazen. Deneme yanılma yöntemi yani :) Ama neden varlıklarda sürekli aynı üretim hatalarının tekrarlandığına aklım ermiyor bir türlü :) Ölmek mi? Ölmek deme yaa pff. Sanırım bu olmadı ya deyip geri alıyor bizi yaratıcı :) Yada bizden sıkılıp yenilerine yer açıyor bilemiyorum.

*Çevresel yaşam içindeki rolümüz sence ne ve rolümüzün dışında neler yapıyoruz?
Bence rolümüz en büyük değişimi sağlamak. Ve dünyanın gelişiminde yada gerileyişinde araç olmak.
Rolümüzün dışında da bolca gülüyoruz, ağlıyoruz, aşık oluyoruz ve nefret ediyoruz :)

*Tamamen sana bağlı olarak eğer bunda yada herhangi başka herhangi bir gezegen üzerinde birden fazla kez yaşadıysak hep ekolojik piramidin en tepesinde tanımlanan insan formunda mıydık yoksa yalnızca maddesel/kütlesel halde şimdi cansız olarak tanımlanan varlıklar veya hayvanlar da olmuş muyuzdur?
Eğer daha önce herhangi bir gezegende yaşadıysam ve farkında değilsem :) yada ilerde yaşayacaksam bence cansız varlık yada bir hayvan olarak yaşamış olma veya yaşama ihtimalim de var tabi ki. Neden sadece insan olalım ki? Ama her zaman insan olmayı dilerdim :)

*Eğer hep insan olduğunu düşünüyorsan neden insandın, insandan farklı canlı yada cansız bir varlıksan seni farklı biçimlerde herhangi bir derecedeki yaşam alanlarına bırakmalarının sebebi ne olabilir?
Hep insan olma fikri bana pek yakın gelmiyor. Sebebi ne derseniz sadece hislerim :) 

*Hangi formda yeniden bir gezegende var olacağımıza kim nasıl karar veriyor?
Yaratıcı. Bu yaratıcı kim derseniz herkese göre değişen evren,tanrı,allah, doğa yada başka herhangi bir güç. Ne olduğunun ne önemi var ki ? Sonuçta bir yaratıcı var ve o karar veriyor. Nasıl mı? Bilemiyorum ilk fırsatta sormak isterim :)

*Geçmiş yaşamlarının birinde kendini hangi şekildeki bir varlık olarak görmek isterdin?
Sanırım yine insan olmayı dilerdim. Zira cansız varlık olmak oldukça sıkıcı. Ve sürekli kullanılmak da bunaltıcı olabilir :) Hayvan olmayı istemezdim sanırım. Olduysam yada olacaksam da umarım asil bir hayvan tercih edilmiştir yada edilecektir :)

*Geçmişte bir yerlerde sence hangi şekildeydin?
Dediğim gibi böyle bir hisse kapılmadım hiç. Ama geçmişte bir yerlerde olduysam da insan olmuşumdur umarım. Özellikle de mutlu bir insan :)

*Hiç geçmiş yaşamındaki benliğin ile iletişim kurmaya çalıştın mı?
Tam anlamıyla bir inanca sahip olmadığım için uğraşmadım. Ama inancım olsa bile iletişim kurmaya çalışmanın sağlıklı olabileceğini düşünmüyorum. Aksi halde tırlatmak yakındır :)

*Birden fazla kez yaşadığını bilmek seni heyecanlandırır mıydı, kaygılandırır mıydı, endişelendirir miydi yada ne yapardı, neden?
Sanırım çok heyecanlanırdım ve deli gibi merak ederdim :) Çünkü başka bir şekilde ve başka bir yerde bulunmuş olmak, başka bir yaşama daha sahip olmak merak edecek bir sürü şey barındırıyor. Neden o şekilde yaratıldığım yada nasıl bir hayatım olduğu gibi vs.

*Yalnızca bir hayatın olduğunu ve onu da yaşayıp bitirdikten sonra karanlığın içinde sonsuza dek uyuyacağın gerçeği ile yüzleşmek seni nasıl etkilerdi, neden?
Etkiliyor zaten. Çok korkunç bir fikir bence. Sonsuza dek yok olmak ve yerini bir başkalarının alması, unutulmak hiç adil değil :) Bu hayata gelmenin ve yaratılmanın bir sürekliliği olmalıı :)

*Beden olarak tanımladığımız yapı işlevini yitirdiğinde ve öldüğümüzde sence nereye gidiyoruz?
Hiçbir fikrim yok. Hem de hiç !  Umarım başka bir bedende yada şekilde başka bir hayata kavuşuyoruzdur.

*Reenkarnasyonu dillendirmek, varlığına inanmak yada varlığını açık şekilde savunmanın günah olduğunu düşünüyor musun? 
Sorgulamak, biraz kurcalamak, düşünmek neden günah olsun ki? Dünyada bir sürü eziyet ve kötülük kol geziyorken günah sırası buna gelmemeli bence.

*İnanmayı seçtiğin din bu konuda neler söylüyor?
İnanmayı seçtiğim din konusunda da bazı kafa karışıklıkları yaşıyorum aslında. Ben sadece bir yaratıcı olduğuna inanıyorum. Bu nedir dediğimde de bilmiyorum cevabını alıyorum. Ama her neyse (doğa,evren,tanrı,allah ....) ben onun adını Allah koydum. Ve her gün şükredip herkes için dua etmekten geri kalmıyorum. Tek amacım iyi bir insan olmak. "İnsan olabilmek" Dinlerden ve dinlerin gerektirdiği şekli şeylerden, ibadetlerden biraz uzağım anlayacağınız. Ama her tür inanca da saygım var. İnsan kendini nasıl huzurlu hissediyorsa ona inanmalı. Kimseyi inancıyla yargılamam. Herkesin kendi bileceği iş. Ama bir yandan da hergün ağzından Allah lafını düşürmeyip namaz kılan, ramazanda oruçluyken bile milletin dedikodusunu yapan ve bana akıl vermeye çalışan insanları gördükçe de o yapılan ibadetlerin bir anlamı olmadığını düşünüyorum. En azından onlar için. Yapmayın o zaman kardeşim :)
İşte böyle inanmayı seçtiğim din şudur diyemesem de ben bu düşüncelerimle mutluyum. Ve benim inancıma göre ise günah olan tek şey tüm evren ve canlılar için kötülüğü istemek ve kötülüğü düşünmek.

Kafanızı şişirmedim umarım :) Biraz öyle olsa böyle olsa, bol umarımlı hayalli bir mim cevabı oldu ama olsun. Kafam karışık biraz :)
Yaptığım en ilginç mim oldu sanırım. Sevdim. xCoach teşekkürler güzel sorular için :) Ama ben senin cevaplarını da çok merak ediyorum. Yapar mısın ki acaba ?? :)