20 Ekim 2014 Pazartesi
Okunası Şahıslar - 4
Okunası şahıslarımı yazmaya devam ediyorum.Buyrun bakalımm :)
yaz-(s)aklan-kaç
Kafa Dergi
Hercai.
hazioz
Kızlı Erkekli Kedili
Kozmetik Aşığı
Kiraz Çiçeği Ninja
Keyf-i Kahve
Keyaki'nin Defteri
Kelebenk
kedilievintarzı
Kanalizasyon Balığı
19 Ekim 2014 Pazar
Öyle İşte...
Bugün herkesin birbirinin arkasından konuştuğu ama yüzüne güldüğü canım cicim dediği bir ortamdaydım. Baro seçimleri vardı. Yaklaşık 4 saat aynı ortamda bulundum ve gerçekten ağzım açık kaldı. Birkaç kişi yanımda bir aday için "aman o baro başkanlığı yapamaz,kalıbının adamı değil üç kağıtçının teki" diye konuştu. Bana fikrimi sordular. Kişiliği hakkında yorum yapacak kadar kimseyi tanımadığımı söyledim.
Sonra arkasından attıkları adam yanımıza geldi. Konuşmalar aynen şöyle "ayyy harika bir konuşma yaptınız gerçekten hayran kaldık.Diğer aday halt etmiş.Gönlümüz sizden yana.Oylarımız da size" Sonra kakara kikiri muhabbet ettiler. Evet o an surat ifademi ben bile tahmin edemiyorum. Ya insan azıcık tutarlı olur.Fikrin neyse arkasında dur değil mi? Oyunu o adaya vermediysen yada vermeyeceksen yorum yapma.Hayırlısı neyse o olsun de geçiştir işte adamı.
Bu sadece küçük bir örnek. Sürekli böyle bir ortam vardı.Kimse gerçek fikrinin arkasında durmadı.Herkes muhabbet ederken karşısındakine göre belirledi tavrını. Bir o yana bir bu yana...Hayır anlamadığım şey de şu; karşındakine açıklama yapma zorunluluğun yok ki. Kimse sana oyunu kime verdin yada neden ona verdin demiyor. Durup dururken kendini açıklamanın bir de üstüne yalan söylemenin anlamı ne? Allahım hepsi mi aynı olur yaa. Daha önceleri tanışıp sevdiğim birçok insandan midem bulandı bugün.Nasıl bir karaktersizlik bu?
İki adayın da konuşması upuzundu.Üstüne bir de belediye başkanı ve milletvekili konuşma yapınca cinnet geçirecek hale geldim. Adayların bir konuşmaları var.Sanırsınız ki bizim baro bütün Türkiye'yi kurtaracak.Bir vaatler bir vaatler..
O kadar uzun konuşuldu ki ara vermeden çok yaşlı bir avukat ön taraftan(ki büyük ihtimalle kulakları çok iyi duymadığı için nasıl fısıldadığının farkında değildi) kalktı yanındaki arkadaşına suratını buruşturup karnını tutarak "fazla sıkıştım" diyerek fısıldadığını zannederken mikrofonda konuşan kişi susmuş bulundu.Bizim oturduğumuz taraftaki herkes duydu ve kıkırdamaya başladık :) Aslında çok sempatik ve doğal buldum o halini,çok tatlıydı :)
Bu akşam haberi aldım.Yine aynı kişi başkan olmuş. Bu tantana da böyle bitti.Olan cumartesi günüme oldu yaa. Hiç dinlenmiş hissetmiyorum kendimi. Bugünden bana kalan uykusuzluk ve başağrısı oldu.
Yarın öğlene kadar uyuyup sonra da Serkan'la buluşup haftasonumu telafi edeceğim inşallah. Belki sinemaya falan gideriz.Dabbe'yi merak ediyorum da g*tüm yemiyor bir türlü afedersiniz ama :)
***
Az önce Friend 3.sezonu bitirdim. Hı bu arada yazacaklarım belki spoiler içerebilir baştan söyleyeyim de :)
Rachel ve Ross'un ayrılmasına çok şaşırdım ya.Ben onların bütün sezonlarda hep birlikte olacaklarını hayal etmiştim. Chandler'ı her bölümde daha çok seviyorum. Ama bence sık sık giydiği o krem rengi gibi kumaş pantolonunu giymesin mümkünse.Ona ait gibi hissedemiyorum bir türlü.Hı bir de top sakal hiç mi hiç olmuyor ya :)
Dizide en çok takdir ettiğim şey insanların birbirinden ayrılma şekilleri. Biri sevgilisinden ayrılmak istediğinde "artık görüşmememiz gerektiğini düşünüyorum" gibisinden bir cümle kuruyor ve karşıdaki "anlıyorum. Sorun değil" ve benzeri şekilde karşılık veriyor. Biz neden yapamıyoruz bunu acaba? Neden bir çift ayrıldığında bir taraf için dünyanın sonuymuş gibi oluyor? Yada ayrılmamak için kendini paralıyor? Hatta ve hatta haberlerde duyduğumuz gibi durumu abartıp bıçaklayanlar öldürenler var. Ne tuhaf.. Aslında düşününce ayrılmak yada boşanmak biriyle birlikte olmaya karar vermek kadar olağan ve doğal birşey. Sanırım biz millet olarak bağlanmayı aşırı seviyoruz. Yada birlikte olduğumuz kişiyi bir başkasıyla düşünmek bile çıldırmamıza yetiyor. Aman neyse karışık işler bunlar :)
Aslında ben başka birşeyler yazmak için geldim ama nedense yazı böyle gelişti. Ne mi yazacaktım ? Sanırım toparlayamıyorum şu an.En iyisi burada sonlandırmak.
Güzel bir pazar günü diliyorum hepinize. İyi geceleerr... Bu da pazar şarkımız olsun :)
17 Ekim 2014 Cuma
Beden Dili - 4
BASKIN VE EDİLGEN EL SIKIŞMALAR
Gün içinde "özellikle de çalışıyorsanız" bir çok kişiyle el sıkışmak durumunda kalıyoruz.Her beden hareketi gibi bunun da bazı özel anlamları var. Bilinç dışı yapsak bile.
El sıkışmayla üç temel tavırdan biri sergilenir :
*Hakimiyet: Bu insan üzerimde egemenlik kurmaya çalışıyor,temkinli olmalıyım.
*Edilgenlik:Bu insanın üzerinde egemenlik kurabilirim ne istersem yapar.
*Eşitlik:Bu kişiden hoşlandım.İyi anlaşacağa benziyoruz.
Egemenlik, el sıkışma sırasında elinizi avcunuz aşağıya bakacak şekilde çevirerek iletilir.Avcunuz doğrudan yere bakmaz ama karşınızdakinin avcuna göre aşağıya bakar.Bu durum denetimi ele alma mesajı iletir.Avcun yukarı baktığı el sıkışma şekli edilgen bir tavır gösterse de el sıkışmadan sonraki davranışlar size daha sağlıklı ipuçları sağlayacaktır.
İki baskın kişinin el sıkışması durumunda her ikisi de karşısındakinin avcunu edilgen konuma getirmeye çalışacağından sembolik bir savaş yaşanır.
Birisi size baskın bir el uzattığında avcunu edilgen konuma getirecek şekilde çevirmek hem zor olur hem de ne yapmaya çalıştığınız belli edersiniz.Baskın eli etkisiz hale getirmek için şu tekniği uygulayabilirsiniz :
El sıkışırken sol ayağınızla ileri adım atın. Sağ ayağınızı sol ayağınıza çapraz olacak şekilde öne getirin. Bu durumda sağ ayağınızla karşıdakinin kişisel alanına girmiş olacaksınız. Bu durum el sıkışma konumunu düzeltmenizi ve el sıkışmayı dikey yanı "eşit" konuma getirmenizi sağlar.Çünkü adımlarınızla ona yaklaştığınız için bileğini düzeltme durumunda kalır.
Avuç içinin aşağıya baktığı durum karşıdakine eşit bir ilişki kurma şansı vermediğinden en saldırgan el sıkışma hareketidir.
Eldiven şeklinde el sıkışmaya "politikacı el sıkışma" da denir. Bu hareketi yapan karşısındakine güvenilir ve dürüst olduğu izlenimini vermeye çalışır.Ama yeni tanıdığı birine uygulandığında tam tersi etki yaratabilir.Sadece iyi tanıdığınız insanlara yapılmalıdır.
Ölü balık el sıkışında ise kişi karşısındaki eli hiç sıkmaz ve çok hafif bir biçimde tokalaşır.Bazıları bunu zayıflık göstergesi olarak kabul eder.Bu el sıkış biçimini kullanan çoğu kişi bunun farkında değildir.
Parmak ezici : saldırgan ve kabadayı karakterinin göstergesidir.Güçlü olduğunu kanıtlamak istercesine elinizi acı verecek kadar sıkar.
Gergin kol uzatma da avcun aşağıya bakması gibi saldırgan tipler tarafından sıkça kullanılır.Amaç sizi belli bir mesafede ve kendi mahrem bölgesinin dışında tutmaktır.
Parmak ucu tutma : Bu hareketi yapanın karşısındakine karşı hevesli ve istekli bir tavrı varmış gibi görünse de aslında özgüven eksikliği vardır ve amacı karşıdakini kendini rahat hissedebileceği bir mesafede tutmaktır.
Kol çekme : Karşıdakinin kolunu kendine doğru çekerek el sıkışan kişiler genelde kendi kişisel alanı içinde rahat eden güvensiz bir tiptir.
İki eli kullanarak el sıkışmanın anlamı içtenlik ve güvenin belirtisidir. Bunun derecesi sol elin karşı tarafın sağ kolunun ne kadar yukarıya götürüldüğü ile ilgisi vardır. Mesela dirsek kavrama bilek tutmadan daha fazla duygu iletirken omuz tutuş üst kol kavramadan daha fazla duygu iletir.
Bunlar genelde aralarında belli bir yakınlık olan insanlar arasında kullanılır.Tam tersi olması durumunda bir güvensizlik hissi yaratabilir.
Çoğumuz nasıl el sıkıştığımızın farkında değiliz bence. Yakın olduğumuz birine sorup fikir almalıyız bence.Kimse ölü balık gibi el sıkışmak istemez sanırım :)
Gün içinde "özellikle de çalışıyorsanız" bir çok kişiyle el sıkışmak durumunda kalıyoruz.Her beden hareketi gibi bunun da bazı özel anlamları var. Bilinç dışı yapsak bile.
El sıkışmayla üç temel tavırdan biri sergilenir :
*Hakimiyet: Bu insan üzerimde egemenlik kurmaya çalışıyor,temkinli olmalıyım.
*Edilgenlik:Bu insanın üzerinde egemenlik kurabilirim ne istersem yapar.
*Eşitlik:Bu kişiden hoşlandım.İyi anlaşacağa benziyoruz.
Egemenlik, el sıkışma sırasında elinizi avcunuz aşağıya bakacak şekilde çevirerek iletilir.Avcunuz doğrudan yere bakmaz ama karşınızdakinin avcuna göre aşağıya bakar.Bu durum denetimi ele alma mesajı iletir.Avcun yukarı baktığı el sıkışma şekli edilgen bir tavır gösterse de el sıkışmadan sonraki davranışlar size daha sağlıklı ipuçları sağlayacaktır.
İki baskın kişinin el sıkışması durumunda her ikisi de karşısındakinin avcunu edilgen konuma getirmeye çalışacağından sembolik bir savaş yaşanır.
Birisi size baskın bir el uzattığında avcunu edilgen konuma getirecek şekilde çevirmek hem zor olur hem de ne yapmaya çalıştığınız belli edersiniz.Baskın eli etkisiz hale getirmek için şu tekniği uygulayabilirsiniz :
El sıkışırken sol ayağınızla ileri adım atın. Sağ ayağınızı sol ayağınıza çapraz olacak şekilde öne getirin. Bu durumda sağ ayağınızla karşıdakinin kişisel alanına girmiş olacaksınız. Bu durum el sıkışma konumunu düzeltmenizi ve el sıkışmayı dikey yanı "eşit" konuma getirmenizi sağlar.Çünkü adımlarınızla ona yaklaştığınız için bileğini düzeltme durumunda kalır.
Avuç içinin aşağıya baktığı durum karşıdakine eşit bir ilişki kurma şansı vermediğinden en saldırgan el sıkışma hareketidir.
Eldiven şeklinde el sıkışmaya "politikacı el sıkışma" da denir. Bu hareketi yapan karşısındakine güvenilir ve dürüst olduğu izlenimini vermeye çalışır.Ama yeni tanıdığı birine uygulandığında tam tersi etki yaratabilir.Sadece iyi tanıdığınız insanlara yapılmalıdır.
Ölü balık el sıkışında ise kişi karşısındaki eli hiç sıkmaz ve çok hafif bir biçimde tokalaşır.Bazıları bunu zayıflık göstergesi olarak kabul eder.Bu el sıkış biçimini kullanan çoğu kişi bunun farkında değildir.
Parmak ezici : saldırgan ve kabadayı karakterinin göstergesidir.Güçlü olduğunu kanıtlamak istercesine elinizi acı verecek kadar sıkar.
Gergin kol uzatma da avcun aşağıya bakması gibi saldırgan tipler tarafından sıkça kullanılır.Amaç sizi belli bir mesafede ve kendi mahrem bölgesinin dışında tutmaktır.
Parmak ucu tutma : Bu hareketi yapanın karşısındakine karşı hevesli ve istekli bir tavrı varmış gibi görünse de aslında özgüven eksikliği vardır ve amacı karşıdakini kendini rahat hissedebileceği bir mesafede tutmaktır.
Kol çekme : Karşıdakinin kolunu kendine doğru çekerek el sıkışan kişiler genelde kendi kişisel alanı içinde rahat eden güvensiz bir tiptir.
İki eli kullanarak el sıkışmanın anlamı içtenlik ve güvenin belirtisidir. Bunun derecesi sol elin karşı tarafın sağ kolunun ne kadar yukarıya götürüldüğü ile ilgisi vardır. Mesela dirsek kavrama bilek tutmadan daha fazla duygu iletirken omuz tutuş üst kol kavramadan daha fazla duygu iletir.
Bunlar genelde aralarında belli bir yakınlık olan insanlar arasında kullanılır.Tam tersi olması durumunda bir güvensizlik hissi yaratabilir.
Çoğumuz nasıl el sıkıştığımızın farkında değiliz bence. Yakın olduğumuz birine sorup fikir almalıyız bence.Kimse ölü balık gibi el sıkışmak istemez sanırım :)
15 Ekim 2014 Çarşamba
IQ Elite Belası ve Yiyecek İçecek Mimi
Sabah mailime IQ Elite diye bir siteden mail gelmiş.Kişilik testi falan yazıyordu. Ben de meraklıyımdır böyle şeylere.Saçma olduğunu bile bile çözerim :)
Neyse ben testi çözdüm bitti. Ama sonucu hala göstermiyor.Bazı bilgiler girmem gerekiyordu.Ben de hiç okumadan devam devam diye işaretlemeye başladım. Aaa bir de bakayım resmen çöpçatanlık sitesinde buldum kendimi. Girdiğiniz bilgilere göre sizi birileriyle eşleştiriyor falan. Şoka girdim.Bir sürü adam resimleri çıktı karşıma :D Ne günlere kaldık allahım. Sonra benden size mail gelmesin diye google hesabımdan kaldırdım neyse ki. O sitedeki üyeliğimi de kaldırdım.
Ben sanıyorum ki böyle eğlenceli psikolojik testler olan bir site. Meğer bildiğin arkadaşlık sitesiymiş. Hesabımı kapatma sebebimi yazmam gereken yere de "istemiyorum ulan" yazdım :D Çok pis kabalaşırım. Güya "zeki" insanların arkadaşlık (?) kurduğu bir siteymiş.Hepsi de bildiğin apaçiydi yahu.
Eğer siz de yanlışlıkla böyle bir sitede bulursanız kendinizi google hesabınızdan kaldırmayı unutmayın.Arkadaş listenize sürekli mail gidiyormuş isteğiniz dışında.
***
Gelelim D.S.K 'dan gelen yiyecek ve içecekler mimine :)
En sevdiğiniz yemek : Öyle bir yemeğe karşı aşırı sevgim yok.Karnım doysun da önemli olan o :D Ama makarna ve patates kızartması özel benim için :)
En Sevdiğiniz tatlı : Daha çok sütlü tatlıları seviyorum. Yada kek pasta gibi şeyleri.Şerbetli tatlılar pek bana göre değil.
Siz çocukken anneniz sizi : zorla beslemeye çalışırdı.
Çocukken de Şimdi de:bamya,lahana,pırasa,karnıbahar yemedim şimdi de yemem.
Yemeyi sevdiğiniz ilginç şeyler : Genel olarak ilginç şeyler denememe gibi bir alışkanlığım var.O yüzen bu soruyu geçtim :)
Türk mutfağı dışında sevdiğiniz mutfak : Yabancı mutfaklarda yemekler hep karmakarışık. Mide bulandırıcı gelir bana hep.Denemedim mecbur kalmazsam deneyemem de sanırım.
Yemeyi sevdiğiniz en sağlıksız şey : Abur cubur yemeyi seviyorum.Daha sağlıksız ne olabilir ki.
Alerjiniz : Bildiğim kadarıyla hiçbir yiyeceğe karşı alerjim yok.
En sevdiğiniz meyve : Erik,çilek,kiraz,kivi,mandalina.Bu liste böyle uzayıp gider.Meyvelerin hepsini seviyorum ben sanırım.
En sevdiğiniz atıştırmalık : Eti puf.
En sevdiğiniz içecek : İçeceklerden bir tek hazır vişne meyve suyunu sevmem.Annem yapmışsa hayır demem :) İçeceklerde de ayrım yapmam.Ama kolanın yeri bir başka tabi.
Asla yemeyeceğim ve içmeyeceğim dediğiniz şeyler : Yukarda da saydığım gibi lahana,bamya,pırasa,karnıbahar hayatımda olamaz hiçbir zaman.Kokularına bile tahammülüm yok. İçeceklerde böyle bir kategori yok benim için :)
Sonsuz tane de olsa yiyebileceğiniz şey : Erik.
Çorbaların kralı : Mercimek
Kahvaltıda tercih ettiğiniz şey : Evde yaparsam normal klasik bir kahvaltı yada tost.Ofiste yersem simit ve çay.
Açken ben : Sinirli,agresif ve ağlamaklı :D
Bir keresinde yemek yerken : Annem sanki gıcıklık olsun diye sevmediğim yemeklerin hepsini aynı gece yapmıştı.Herkes akşam yemeği yerken ben sinirimden ağlaya ağlaya kahvaltı yapmıştım :D
Cevaplamak isteyenleri mimliyorum :)
14 Ekim 2014 Salı
Okunası Şahıslar-3
Okunası şahıslar listemi yayınlamaya devam ediyorum.Ve unutmayın ki herkesin listesini merak ediyorum :)
Oğlak Kızları
neşeli zebra
narkoz
Müptezel
Myna
Muzurella
Morfea
Mor Rimel
minikmini
menen
maviye iz süren
Pozitif Manyak
Portakal yiyen kedi
13 Ekim 2014 Pazartesi
Paris'te Balayı / Jojo MOYES
Jojo Moyes'in son romanı "Ardında Bıraktığın Kadın"a giden yol Pariste Balayı'ndan geçiyor. Son romanına küçük bir başlangıç yapmış bu kitapla. Sayfa sayısı da oldukça az zaten. 144 sayfaydı yanılmıyorsam. Ki bence büyük puntoları ve sayfalardaki boşlukları da hesaba katarsak bir saatte okuyabileceğiniz bir kitap.
Farklı zaman dilimlerinde Paris'te yeni evli iki çifti anlatıyor. Bu çiftin ortak yanları ise bayan karakterlerimiz evliliğin hayallerindeki kadar kolay olmadığını farketmeleri. Ve hata mı yaptım ? diye düşünmeleri.
Liv 2002 yılında David ile evlenir.Balayı için Paris'e giderler. Liv Evlenme kararını oldukça hızlı bir şekilde almıştır. O yüzden çok tepki alır çevresinden. Balayının harika olacağı hayalini kurarken kocası sürekli işle ilgili toplantılara gitmeye çalışır ve işinin de çok önemli olduğundan bahseder. Balayında zaman zaman yalnız kalan Liv verdiği evlilik kararının ne kadar doğru olduğunu sorgulamaya başlar.
Diğer kahramanlarımız 1900 lerde ünlenen ressam Edouard ve Sophie. Sophie Edouard'a resimleri için modellik yaparken tanışırlar ve aşık olup evlenirler. Edouard işi gereği kendisine modellik yapmış bir çok kadın tanır. Ancak bir süre resim yapmaya ara verir. Sophie kocası tekrar resim yapmaya başladığında ona modellik yapan kadınlarla aldatılmaktan korkmaya başlar.Evliliğin düşündüğünden farklı olduğunu ve kocasının mesleğiyle ilgili bazı şeyleri görmezden gelmesi ve anlayış göstermesi gerektiğini anlar.
İşte Paris'te Balayı şimdilik yarım kalmış iki çiftin hikayesi.. Ardında Bıraktığın Kadın'da yolları bir şekilde kesişecek sanırım bu kahramanların.
Umarım diğer Jojo Moyes kitapları gibi Ardında Bıraktığın Kadın da sevdirir kendini.
12 Ekim 2014 Pazar
Sevdicekle Geçen Bir Gün ve "Pek Yakında"
Evet başlıktan da tahmin ettiğiniz üzere bugün Serkan'la beraberdim. Uzun zamandır saatlerce zaman geçirmemişiz gibi hissediyordum ki bugün imdadımıza yetişti. 12 gibi buluştuk ve önce çayımızı içip waffle yedik. Tatlı krizlerimi giderdim. Çok iyi geldi valla :) Ama Üsküdar'da jelibonlarla süslü olan çok daha güzel bir waffle yemişliğim var. Onu arattı yani. Hem zaten waffle üzerinde dondurma çok mantıksız geldi bana, sevmedim. Ayy ama mızmızlandım. Gören de Vedat Milor zannedecek beni :D
Neyse sonra sinemaya gitmeyi planlamıştık zaten akşamdan. Ve tabi ki tercihimiz Cem Yılmaz'ın filmi "Pek Yakında" oldu. E biraz bahsetmeden geçmek olmaz şimdi :)
Filmde Cem Yılmaz Zafer karakterinde. Zafer bir zamanlar dizilerde filmlerde figüran rollerde oynamış ama bir türlü bu alanda bir yere gelememiş bir adam. Korsan DVD'cilik yaparak para kazanıyor. Eşi ondan bu işlerle uğraşmak istediği için boşanmak ister. Zafer karısını çok sevdiği için bu işlere bulaşmayacağına dair tövbe eder ve karısını, oğlunu geri kazanmaya,evliliğini kurtarmaya çalışır.Eşi Arzu ise inat eder ve gençliğindeki oyunculuk hayallerini gerçekleştirmek için başvurular yapmaya başlar.
Zafer 1970'lerden kalan Şahikalar isimli Yeşilçam tadında Türk Sineması filmini çekmeye karar verir. Bundan haberi olmayan Arzu'ya dönemin en popüler oyuncularından biriyle başrol oynaması için teklif gönderir.Arzu da kabul eder. Arzu filmin sonuna kadar yapımcının kocası olduğunu bilmez. Film boyunca kocasını sorumsuzlukla, iyi bir baba ve eş olmamayla suçlar. Film mutlu sonla bitti mi bitmedi mi o da bende kalsın bari :)
Ben keyifle izledim.Oyunculuklar harikaydı. Konusu basit gibi görünse de oyunculuklarla birleşince çok farklı bir şekilde işlenmiş. Hıı bu arada sadece komediden ibaret sanmayın.Oldukça da dram barındırıyor bence.
Filmin çekimleri Cem Yılmaz'ın boşanma zamanına denk geliyor.O yüzden insan acaba Cem Yılmaz bir parça da olsa kendini mi oynamış demekten alıkoyamıyor kendini.
Bu arada vizyonda bir korku filmi akını var. Bir sürü çeşit çeşit tuhaf isimli korku filmleri var. Fragmanları bile hep aynı yaa. Güya görünmez birşey tarafında yerde süreklenen kız modeli mesela.Hepsinde var :)
Bu arada vizyonda bir korku filmi akını var. Bir sürü çeşit çeşit tuhaf isimli korku filmleri var. Fragmanları bile hep aynı yaa. Güya görünmez birşey tarafında yerde süreklenen kız modeli mesela.Hepsinde var :)
Geçen gece de "Evim Sensin"i izledim.Biraz da duygusal bir anıma denk geldi.İzlemez olaydım.Ağlarken içim çıktı resmen. Özcan Deniz'i hiç sevmem.Sevmediğim için de çok direndim izlememek için ama izlemiş bulunduk bir kere :) Ağladım etkilendim falan ama yine de çok kayda değer bir film değil bence. Ay konuyu iyice dağıttım ben.Neyse...
***
Sonuç olarak çok güzel bir gün geçirdim.Pazartesi sendromundan önce çok iyi geldi. Bütün gün beraber olmamıza rağmen eve geldiğimizde mesajlaşıyor olmak da hem güzel hem de tuhaf. Biz hiç büyüyemeyeceğiz sanırım :)
Benden haberler bu kadar.Umarım hepiniz için güzel bir Pazar olmuştur. Hoşçakalınn...

Etiketler:
cem yılmaz,
evim sensin,
film,
haftasonu,
pazar günü,
pek yakında,
sinema,
waffle
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




.jpg)

.jpg)
.jpg)





