11 Şubat 2014 Salı

...

Merhabalar :)

Bloğumla ilgili problemi Göçebe Düşünceler bloğunun sahibi Harun sayesinde çözmüş oldum. Ne kadar teşekkür etsem azdır :)
Şimdilik başka bir problem yaşamıyorum. İnşallah böyle devam eder. Bu teknik işler hiç bana göre değil :)

3-4 gün yokum buralarda. Gelince yazılanları okumak çok zevkli olacak eminim :)

Hoşçakalııınn :)

10 Şubat 2014 Pazartesi

YARDIMMM!!

Merhaba arkadaşlar.

Blogger için kullandığım mail adresimi değiştirdim. O yüzden her birinizi yeniden takip etmek zorunda kaldım. Karmakarışık bişeyler oldu işte. Şöyle bir sorunum var. Önceki mail adresimde izleyiciler kısmında benim profilime tıklandığında bloğumun ismi de görünüyordu. Fakat artık görünmüyor. Ne yaptıysam olmadı.

Bir de şu fotoğrafın en saçma yerinde yer alan google ın g simgesini kaldırmak istiyorum. Ama o da olmuyor.

Yardımcı olursanız sevinirim blogdaşlar :)

Hoşçakalın..

8 Şubat 2014 Cumartesi

Tek İyi Haber

Önceki yazımda yazmayı unuttum. Bu sabah yazılı ehliyet sınavına girdim. Sıkıntılı zamanlar geçirdiğim için pek çalışamamıştım ve geçemeyeceğimden emin bir şekilde girdim sınava. Ama sorular oldukça kolaydı. Daha önce girenlerden duymuştum zor olmadığını. Ama bu kadar da kolay olacağını düşünmemiştim açıkçası. Bu aralar hayatımdaki tek iyi haber bu sanırım.

Okula girmeden önce üst araması yaptılar. Aman Allah'ım ne arama ama. Soyunacaktım artık sinirimden neredeyse. Bayan polis arkadaş her yerimi mıncıkladı. Bir de sırtımın ortasına bastırıp bu ne diye soruyor. Siz de bayansınız bilmeniz lazım bence dedim. Bozuldu. Hayır niye bozuluyosun arkadaşım sanki bilmiyorsun ne olduğunu. Niye kendini bile bile salak yerine koyuyorsun. Bir iş yapıyorum havalarında olacak ya ondan. Sanki FBI ajanı gibi davranıyor. Manyak mı ne zaten sinirim tepemde..

İnsanlar da bir garip sınava giriş kağıdında yazmışlar işte cep telefonu ile gelmeyin diye. Neden getiriyorsun ki yanında. Kapıda da sanki ilk defa duymuş gibi aa e nereye bırakacağım demiyorlar mı. Yada aldıkları kağıdı okumuyorlar bilemiyorum. Bir oku bakalım ne yazıyormuş değil mi ama. 

Bazı kızlarımız da sabah sabah üşenmemiş süslenmiş püslenmiş ama çantalarındaki çöpleri temizlemeyi unutmuşlar anlaşılan. Bayan polis arkalarından söyleniyordu " kızımız kendini süslemiş ama çantası çöplük gibi elimi sokmaya utandım vallahi " Haklı da yani.Görüyorsun işte çantalar aranıyor. Bari git bir çöpe at çantandaki çöpleri. 

Dikkatimi çeken birşey daha oldu. Sınava gireceğim sınıfa gitti yerime oturdum. Tahtanın bir köşesine yazı yazmışlar. Lütfen! Söz almadan konuşma!

Bu ne yahu böyle. Lütfenle başlayıp bu kadar kaba biten bir cümle görmedim hayatımda. Hem de bir ilkokul için asılmış bir uyarı bu. Konuşma lan konuşmasana der gibi. Neden rica etmeyi beceremediğimiz anlaşıldı. Öğrenemedik ki hiçbir zaman. Kimse öğretemedi. Öğretmenler de dahil. Yapıştırılmış o yazı saygısızlık ve kabalıktan başka hiçbirşey değil. Allah akıl fikir versin.

Ne çok dırdır ettim. Bu blog güzel birşeymiş be. Kafamı boşaltıyorum. Herkesin yazdıklarını okuyunca kafam dağılıyor. Alışkanlık haline gelen güzel bir uğraş oldu benim için.

Neyse gitme vakti :)

2 Şubat 2014 Pazar

Bir Ergenin Teyzesi Olmak Zor İş Azizimm


Az önce yine bir anne kız kavgasının içinde buldum kendimi. Telefonda bile olsa :)

14 yaşında bir ergenin teyzesiyim :) Yeğenim kendini bana çok yakın hissediyor. Beni herkesten kıskanıyor diyebilirim. Kendi annesinden bile. Biz ablamla bu seneye kadar yeğenimin yanında birbirimize sarılamazdık. Çünkü ikimizi de kıskanıyor deli :)
Bizim sevgili ergen bana sürekli " teyze biz ilerde birlikte yaşayalım, annemi arada bir görsem de olur" diyor. Bazen de "evleneceğin kişiyi önce benimle tanıştıracaksın ve benden de onay alacaksın" diyor. Kendini nasıl bir yere koyduğunu siz düşünün artık :)

Ben de şımarığı çok seviyorum tabi ki. En güzeli de bana sarılıp boynumun altına sokulup teyze çok güzel kokuyorsun, seni çok seviyorum demiyor mu ağzını yüzünü ısırasım geliyor :D

Neyse çok dağılmadan konuya gireyim :) Ablamla bizim şımarık ergen yine tartışmışlar. Ergene bişey söylemeye gelmiyor ki hemen off poff tamam susun deyip kalkıp gidiyor odasına. Lafı ağzına tıkayıveriyor. Ablam da zavallım elinden geleni yapıyor bu dönemde ona yardımcı olabilmek için. Ama yeğenim hep baskı gördüğünü düşünüyor nedense. Ne yaparsan yap yaranamıyorsun :) Hep bana çok karışılıyor havasında.

Tamam ben de o dönemlerde bana öğüt verilmesinden nefret ederdim. Ama insan kendini birkaç birşey söylemeden de tutamıyor ki teyze olarak :D Sonra bana dönüp "sen de mi teyze. İyice anneme benzemeye başladın. Bari sen yapma" deyince ne diyeceğimi şaşırıyorum.

Ablam telefonda daha nasıl davranayım bilmiyorum ki. Serbest bırakıyorum, karışmıyorum hiçbirşeye ama ufacık birşey söyle sanki evde hep baskı görüyormuş havasına giriyor diyor. Anne olmak da zor be :D

Ablamın tek derdi yeğenimle arkadaş gibi olmaya çalışmak. Ki bence bu imkansız. Annem de bunu çok yapmaya çalıştı. Ama başarılı olamadı :)

Bir kişisel gelişim sayfasında görmüştüm. Şöyle yazıyordu:

     "Çocuğunuzla arkadaş olmayın. Çünkü arkadaşlıkta eşitlik var. Oysa siz onunla eşit değilsiniz. Anne-babasınız. 
Çocuğunuzla arkadaş olmayın, etkili anne baba olun. Onu dinleyin. Nasihatçı değil refakatçı olun. Hayatı boyunca birçok arkadaşı olacak. Bırakın bir tane ana babası olsun."

Bence çok doğru. Ne yaparsanız yapın arkadaş olunmuyor bu veletlerle :)

İşte ben de böyle ablamla yeğenim arasındaki problemlere yardımcı olmaya çalışıyorum. Ama ablamı desteklesem yeğenim laf söylüyor. Yeğenimi desteklesem yüz bulup çok şımarıyor. İki arada bir derede kalıyorum vallahi. Yoruldum be :D

Bu akşam ne çok çenem düştü benim böyle yahu :D

Neyse kaçtım ben :))

Trafiği yavaşlatmaya adayım =)


Daha önceki yazımda cumartesi günü yazılı ehliyet sınavımın olduğundan bahsetmiştim. Kitabı buldum ama çalışamıyoruuum :(

 Ne güzel kahvemi yaptım, yanıma çikolatamı aldım. Koydum kitabı önüme ama yok. Olmuyor. Herhangi bir sınav için birşeyler öğrenmeyi unutmuşum resmen okul bittiğinden beri.

Canım çalışmak istemiyor. Telefonla uğraşıp mesaj yazıyorum, twittera, facebooka bakıyorum, bloğa bakıyorum. Herkesin yazdıklarını okuyorum dikkatlice. Ama bir şu önümdeki kitaba bakamıyorum. 

Bir de yüzsüzce bu sınavı ilk girdiğim anda aradan çıkartmak istiyorum. Önce bir çalış değil mi? Sanırım sınavın çok kolay olduğu ve hep çıkmış soruların sorulduğunu duyduğum için bu kadar rahatım. Ama sonuçta çıkmış soruları da doğuştan bilmiyorum ya.

Neyse asıl korkum direksiyon sınavından. Bunu bir şekilde hallederim. 

En tırstığım şeyse iki araba arasına park etmek. Olacak iş değil :D

Sonuç olarak trafiği yavaşlatacak yetenekli bayanlar kategorisinde adayım arkadaşlar. Vatana millete, sinirli ve sabırsız sürücülere hayırlı uğurlu olsun. Bekleyin beni ve sıkı tutunuuun  :D

Ama içimde kalan birşey var ki o da şu :)


Böyle tatlı bir motosikletim olsa daha mutlu olabilirim =) Ayrıca mümkünse pembe olanından istiyorum :)

Neyse bu gece de bu sınav için bir başlangıç yapamayacağım anlaşıldı. Elim işte gözüm oynaşta.

:)

Böyle Pazar Günü Mü Olur??



Gece geç uyuduğum için bu sabah 12:30 da gözümü açtım. Güzeel bir kahvaltı keyfi yapacağım diye fırladım yataktan. Dört dörtlük bir kahvaltı hazırladım kendime. Annem çoktan kahvaltısını yapmıştı tabi beni mi bekleyecek kadın öğlene kadar. 

Tabi sonra ben kahvaltımı yaparken başladı klasik dırdıra. Gece yatmazsın sabah kalkmazsın. Böyle şey
mi olur. Gecen gündüzün karışıyo ... şeklinde daha bir sürü cümleyle devam etti. Ben sadece evet anne tamam anne diye alttan alıyorum. Baktı benim keyif çok uzun sürecek. Hadi kalk artık temizlik yapacağız dedikçe sinirlerim zıp zıp zıplıyordu beynimde zavallıcıklar :) Zaten cumartesi günü de temizlikle geçti anne yaaa diye isyan etmeye başladım. 

Ama yok yine kazanan annecik oldu ne yazık ki. Neyse tam işleri bitirdim odama çekileceğim zil çaldı. Kapıyı açtım bir de ne göreyim? En sinir olduğum, sesine, muhabbetine, görüntüsüne katlanamadığım sevgili komşumuz gelmiş. Dünyam başıma yıkıldı yeminle.

Şimdi herkes misafirden nefret ettiğimi düşünecek :) Ama yok o kadın bir başka tam nefretlik. 

Koca kız olmuşum misafir gelmiş hadi size iyi oturmalar deyip odama gidecek halim de yok tabi. Ergenliğin en güzel yanı da buydu sanırım. Kim gelirse gelsin hiç umrumda olmazdı. İnsanların gözüne de batmazdı benim odada olmamam. Ama artık eskisi gibi değil tabi. Azıcık büyüyünce her hareketin inceleme altında.

Neyse çayı demledim, oturuyoruz. Akşam olacak kadının gitmeye niyeti yok. Benim suratım gittikçe asılmaya başlıyor tabi. Bir de demez mi bana güzelim çok sessizsin hasta mısın? He evet hastayım, çok hastayım. 

Ve bekleyiş sona erdi. Gitti sevgili misafirimiz. Tabi akşam oldu artık gün bitti sayılır akşam yemeği falan derken. 

Hayal ettiğimle alakasız bir pazar günü yaşadım. Hele de o kadınla daha da iğrençti. Benim hayalim uzuuun bir kahvaltı ve çay keyfinden sonra film ve dizi izlemek, kitap okumaktan ibaretti. Hiçbirini yapamadım. Böyle Pazar günü mü olur arkadaş ya. Kıyamam bana.

Şimdi uyuyana kadar olan zamanımı iyi değerlendirmeliyim. Bugün bitmeden iyi bir pazar günü haline getirmeliyim bugünü :)

Ayrıca daha cumartesi günü olan yazılı ehliyet sınavına çalışmaya bile başlamadım. Kitabı nereye koyduğumu bile hatırlamıyorum. Bu akşam ona da bir başlangıç yapayım bari :)

Mutlulukla kalın emi  =)

Aynı Yıldızın Altında / John GREEN

Aynı Yıldızın Altında beklentimi çok yüksek tutarak başladığım bir kitaptı. Fakat hayal kırıklığına uğramış bulunmaktayım :) Aslında beklentimi neden yüksek tuttuğumu da bilmiyorum. Sanırım kapağının cazibesine kapılmış olmalıyım :) Kitabı gördüğüm gibi vurulmuştum oysa ki ayyy ne şirin diye :)

Neyse biraz bahsedeyim bari kitaptan. O kadar okudum. İçimde kalmasın yorumcağızlarım :)

16 yaşındaki Hazel Grace kanser hastası. Bu hastalık hayatının büyük bir kısmını kısıtlamasına yetiyor. Ailesi sürekli normal bir yaşam sürmesi daha doğrusu olması gerektiği gibi bir ergen hayatı sürmesi için uğraşıyor.

Hazel istemeyerek gittiği Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubu'nda Augustus ile tanışıyor. Ve birbirlerine aşık oluyorlar tahmin ettiğiniz gibi.

Birlikte sayılı günlerinde sonsuzluğu yaşamak için çabalıyorlar. Fakat Augustus bu savaşta yeniliyor ne yazık ki. Bu da tahmin ettiğim bir sondu. Sanırım o yüzden zevk alamadım bu kitabı okurken.

Biraz da öldükten sonra hatırlanmak ve bir iz bırakabilmek konusunda düşündürüyor.

Kitap bittiğinde biliyordum ya of neden daha farklı bitmedi ki dedim içimden.

Kitabın en güzel kısmı Hazel'in en sevdiği kitabın -Görkemli Izdırap'ın- yazarına Augustus ile birlikte ulaşmaları. Fakat ihtiyarın onları bekledikleri gibi karşılamaması ve kitap ile ilgili sorularına karşılık bulamamaları. Augustus'un cenazesinde bu yazarın çıkagelmesi ve bunun sebebinin de ölmeden önce Augustus'un ihtiyara yazdığı mektup olması. Tek şaşırdığım kısım bu oldu.

Görkemli Izdırap adlı kitapta da kanserden ölen bir kızın hikayesi anlatılıyor. O kitap bir cümlenin yarısında son buluyor. Çünkü kız ölüyor. Aynı Yıldızın Altında'da dendiği gibi "hayatın ortasında, bir cümlenin ortasında ölüveriyorsun." Hazel de kendini o kitaptaki kahramanla özdeşleştiriyor.

Hastalık ile sağlık arasında bocalayan iki gencin hikayesini anlatıyor yani anlayacağınız. Öyle işlenmiş bolca olay ve konu yok. Açıkçası ben biraz basit buldum. Hep beni içine çekecek daha farklı birşeyler bekledim ama maalesef olmadı  :)
                         
***

Kitaptan şu alıntıyı yapmadan geçmek istemiyorum.

 " Öyle bir zaman gelecek ki, hepimiz ölmüş olacağız. Hepimiz. İnsanların varolduğunu veya türümüzün herhangi birşey yaptığını hatırlayabilecek tek bir insan evladının bile kalmadığı bir zaman gelecek. Sizi beni bırakın, Aristotales veya Kleopatra'yı bile hatırlayan kimse kalmayacak. Yaptığımız inşa ettiğimiz, yazdığımız, düşündüğümüz ve keşfettiğimiz herşey unutulacak ve tüm bunlar boşa olacak. Belki o zaman yakınlardadır. Belki de milyonlarca yıl uzakta.

Ama güneşin çökmesinden sağ kurtulsak bile sonsuza kadar yaşamayacağız. Organizmalar bilinç kazanmadan önce de vakit vardı, sonra da olacak. Eğer unutulmanın kaçınılmazlığı seni endişelendiriyorsa bunu görmezden gelmeye çalışmanı öneririm. İnan bana diğer herkes böyle yapıyor."

                                                            Sevgilerle...

                                                               =)