29 Mayıs 2014 Perşembe

KARDEŞİMİN HİKAYESİ / ZÜLFÜ LİVANELİ

Başlığı yazdıktan sonra uzun bir süre nasıl başlayacağımı düşündüm. Çünkü kitabı beğendim mi beğenmedim mi bilemiyorum. Aslında tam da harika bir roman olduğunu düşünürken sonlardaki bir ayrıntı fikrimi değiştirdi. Onu da yazıp yazmamakta kararsızım. Kitabı okuyacak olanların önyargılı olmasını istemiyorum. Ama belki yazımın sonunda dayanamayıp söyleyebilirim :)

Ahmet Arslan emekli olmuş, insan kalabalığından kaçarak hiç kimseyi tanımadığı Podima adlı bir köye yerleşip kendisiyle başbaşa kalmış bir mühendistir.Hayatı sadece okuduğu kitaplardan ve köpeğinden ibarettir.

Komşularının evinde bir cinayet işlenir ve Arzu Kahraman adındaki kadın ölü bulunur. O gece o evdeki davetlilerden biri de Ahmet Arslan olduğundan gazeteci olan bir kız cinayetle ilgili konuşmak için kapısını çalar. Ama aralarındaki konuşmalar zamanla Ahmet'in ikiz kardeşi Mehmet'in hikayesine odaklanır. Böylece kız bu hikayeye duyduğu meraktan günlerce Ahmet'in evinde kalır. Tabi ki amacı gazetede ilgi çekecek bir haber yakalamaktır.

Yani cinayetle başlayan roman aslında daha çok ikiz kardeş Mehmet'in hüzünlü ve şaşırtıcı hikayesi üzerine kurulu. Bir yandan da okuyucuyu aşkın insanın gözünü nasıl da kör eden bir duygu olduğu konusunda düşündürtüyor.

"Aşk, bir uçurum kıyısında gözü bağlı yürümektir."

Ahmet üzüntü, öfke, aşk gibi hiçbir duyguyu hissedemiyor. İnsanlara dokunma fobisi var. Ve gazeteci kızın onda kaldığı son gece bu duygulara karşı nasıl da özlem duyduğunu anlıyor. Biraz da insanın yaşadığı olayların psikolojik etkisine de değiniyor anlayacağınız.

Ahmet cinayetle ilgili bir ipucu bulur ve bununla birlikte cinayeti kimin işlediğini anlar. Ancak bunu kimseye söylemez. Romanın sonunda Ahmet de ölü bulunur ve bir mektupla birlikte cinayeti kimin işlediğini açıklar. (Açıkçası o kişinin olabileceği aklımdan hiç geçmemişti.)

Ahmet Arslan'ın ölümü Arzu Kahraman'ın katilinden çok daha önemli bir sırrı da ortaya çıkarır. Tabi ki bunu söylemeyeceğim yoksa kitabı okumanın bir anlamı kalmaz :)

En başta da söylediğim gibi romanı aslında severek okudum ama dikkatimi çeken ve yazarın gözünden kaçan önemli bir şey beni kitaptan soğuttu birazcık. Yada Serenad'ı bayıla bayıla okuduğumdan beklentimi çok yüksek tutmuş olabilirim bilmiyorum. Ama fena değildi yine de. Konusu ahım şahım bir şey değil ama merak ettiğiniz için çabuk okuyorsunuz.

Beni kitaptan soğutan noktaya gelince; sanırım bunu anlatırsam romanın zaten en ilgi çekici kısmını anlatmış olacağım. Okuyacak olanlara haksızlık etmek istemem. O yüzden sadece şunu söylemek istiyorum.

Henüz kimlik numarası uygulamasının olmadığı yıllarda ölen birinin kimliğini kullanıyorsunuz diyelim. O kişi kayıtlara ölü olarak geçmiş.Ölüm yılı ve mezar yeri bile belli.
Sonra kimlik numarası uygulaması başlıyor. E tabi o kimlikle gidip kimlik no almak isteseniz zaten o kişi kayıtlarda ölü görünüyor bu kimliği nasıl kullanıyorsunuz diyecekler size. Alamazsınız yani.
İşte herkesin kimliğinin üzerinde TC kimlik no olan bir dönemde sizin kimliğinizde kimlik no yok.  Olmadığı gibi bir de onunla gidip savcılıkta ifade veriyorsunuz!  Hem de hiç bir problemle karşılaşmadan (?) Mümkün mü sizce? Bana göre değil. Mümkünse de benim aklım ermedi bir türlü :)  Bir roman okurken çok gerçekçi olmamak lazım belki de bilemiyorum :)

Şu anda anlattığım şey bu romanı okumayanlara tuhaf gelebilir. Ama okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bence Zülfü Livaneli'nin bunu gözden kaçırmaması gerekirdi diye düşünüyorum. Çok mu ukalalık ettim ne :)

Ayrıca okurken Arzu'yu kimin öldürdüğünü hiç merak etmedim. Sanki o ayrı bir kitap gibiydi. Çok alakasız buldum Mehmet'in hikayesiyle Arzu'nun ölümünü. Tek merak ettiğim Mehmet'in başına gelenlerdi.

Sonuç olarak kendini okutan fena değil dediğim bir kitap oldu.Serenad ile yarışamaz benim gözümde.

Romandan birkaç alıntı ile sonlandırmak istiyorum yazımı.




"İnsan herşeyi unutarak yaşayabilirdi. Ama her şeyi hatırlayarak yaşayamazdı."

"Herkes öleceği günü saati bilseydi geriye sayım ne kadar zor olurdu düşünsenize. Geçen her dakikayı bir tabut çivisi gibi algılamaz mıydık ?"

20 yorum:

  1. Slıntılar çok güzel ama sürükleyici drğil sanırım ;)
    Çok merak ettiğim bi kitap hatta kitap şuan evde ama ben dönünce okuyacağım bakalım ben sevecek miyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben geldiiim :)
      Bu kez de mim getirdiiiim ;)

      Sil
  2. Bu kitabın herşeyinden çok kapak fotoğrafı ilgimi çekmişti çok ilginç değil mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ben de çok farklı bulmuştum pink. İnsanın gördüğü gibi eli kitaba gidiyor.

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Öyle mii :)
      Ben de genel olarak sevdim :) Sadece Serenad'dan sonra beklentim çok yüksekti. Onun dezavantajını yaşadım biraz :)

      Sil
  4. Benim de çok çok sevdiğim bir kitap :)
    İncelemesini yapmıştım zaten bir blogda konuk olarak :)
    Gerçi ben de senin dediğin konuya takıldım ama bazı kitaplardan ve filmlerden zevk almak için çok da ayrıntıya bakmadan geçmek gerekiyor işte :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle Titania. Keyif almak için yapılan hatalara takılmayıp görmezden gelmek gerekiyor bazen :)

      Sil
  5. Yanıtlar
    1. :) Okuduktan sonra yorumunu merak ediyorum :)

      Sil
  6. Okuduğum en farklı kitap tanıtımı
    Tarzını sevdim
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aa pehitoo çok mutlu ettin beni teşekkür ederim :)
      Aslında ben kitap tanıtımı konusunda iyi olduğumu düşünmüyordum :)

      Sil
  7. evet aslında çok muhteşem bir kitap değil ama meraktan dolayı okunuyor :) çok ayrıntılara takılmadan okumak lazım bencede ama sonuna doğru geldikçe ne olacağını anlamaya başlamıştım tahminlerim doğru çıkmasın şaşırmak istiyorum diyerek okumuştum ama olmadı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla tahmin ettiysen bravo :)
      Ben hiç tahmin edemedim :)

      Sil
  8. Serenad çok severek okuduğum bir kitaptı.Bu kitapta kitaplığımda duruyor.Bir türlü başlayamadım, paylaşımınız için teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim :)
      Kitaplıkta yerini aldıysa ona da sıra gelir bir gün :)

      Sil
  9. Ilk çıktığında alıp okumuştum, başı durağan ortasından itibaren soluksuz okuduğum bir roman oldu kendisi. Galiba ben Zülfü Livanelini çok sevdiğim için bu kitabını da çok sevmiştim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ortasından itibaren daha çok sarıyor insanı dediğin gibi :)
      Zülfü Livaneli güzel yazıyor bence de :) Önemli olan benim gibi sürekli beklentiyi yükseltmemek :)

      Sil
  10. Çooook sevdiğim bir kitaptı, bence de mükemmeldi ama o ayrıntı hiç dikkatimi çekmemiş bak. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Moira M
      Bu huyumdan nefret ediyorum.Roman okurken bari gerçekçi olmasam :D

      Sil