8 Mayıs 2014 Perşembe

Hasret / Canan Tan

"Hasret" okurken kendimi hikayenin içinde hissettiğim ve büyük bir keyifle okuduğum romanlardan biri oldu benim için. Özellikle de romanda anlatılanların gerçek bir hikaye olduğunu bilmek daha çok etkiledi beni. Bazı yerlerde gözlerim dolarak okudum. Böyle duygulanarak okuduğum kitaplar azdır :)

"Hasret mi ölüm mü deseler
Ölümü seçerdi
Tereddütsüz
Hiç gözünü kırpmadan
Ama ona soran olmadı ki..."

Romanda Osmanlı'nın çöküş döneminde Keskin'li Müslüman bir bey oğluyla bir Rum kızının yaşadığı aşk anlatılıyor. Sadece aşktan ibaret değil anlatılanlar. Tarihle bütünleştirilerek anlatılmış herşey. Aynı zamanda o zamanın gelenekleri, yaşayışı ve  kültürü de o kadar iyi anlatılmış ki.

Birbiriyle kardeş gibi yaşayan Rum ve Müslümanların o dönemdeki savaşların ve mücadelelerin etkisiyle nasıl da birbirlerine düşman kesildiklerini okumak çok üzücü. 

İşte bu iki kesimin birbirine düşman olduğu zamanda Tacettin ve Patricia'nın aşkını öğrenmek Tacettin'in ailesi için bir yıkım olur. Hiçbir zaman razı gelmezler evlenmelerine. Hatta Tacettin ile Patricia'nın Ali ismini koydukları çocukları bile değiştiremez bu durumu. Ali'yi kabullenebileceklerini ama Patricia'yı hiç bir zaman gelini diye o eve sokmayacağını söyler Tacettin'in annesi.

Patricia'nın annesi Omorfia onların aşkını kendisi ve kocası Dimitri arasındaki aşka benzetir. Çünkü onların evlenmesine de Omorfia'nın ailesi engel olmuş ama onlar yine de kavuşmuşlardır. Ancak bu sefer de ölüm almıştır onun elinden Dimitri'yi.

Ve korkuyla bekledikleri gün gelir. Mübadele Anlaşması imzalanmıştır. Artık ayrılığın kaçınılmaz olduğunu görürler. Yunanistan'daki Müslümanlar ve Osmanlı'da yaşayan Rumlar için topraklarından, sevdiklerinden, aşklarından ayrılma vaktidir. Bu ayrılık ömür boyu sürecek hasretleri getirir beraberinde.

- Patricia, annesi Omorfia ve Ali  de Yunanistan'a göç edecekler listesinde sırasını beklerler ve bir gün Tacettin onların evine geldiğinde kapıda duran asma kilitle karşılaşır. Çoktan gitmişlerdir. O günden sonra da kendini hiç affetmez. 

Belki de artık ömür boyu yolları ayrılmıştır. Patricia da Tacettin de kendilerine yeni hayatlar kurmak zorundadır artık. Birbirlerini hiç unutmasalar da... Ömür boyu birbirlerinin hasretiyle yaşamaya mahkum olurlar. Geri dönüşün imkansız olduğunu kabullenirler.
Tacettin yılların hasretini bir fotoğrafla gidermeye çalışır her gün.

Ama hayat bir gün hiç ummadık zamanda Tacettin ve Ali'sini bir araya getirir. Bazı kavuşmalar geç olsa da çok güzel ve unutulmazdır. 

 Bu hikaye bana şunu öğretti "insan kendini nereye ait hissediyorsa orada olmalıdır" Osmanlı'da yaşayan Rumlar Yunanistan'a gittiklerinde oraya "vatan" gözüyle bakamazlar. Çünkü yıllarca bu topraklarda yaşayıp kendilerini buraya ait hissetmişlerdir. Ki oraya gittiklerinde de dışlanırlar. Aynı şey Yunanistan'dan buraya gelen müslümanlar için de geçerli. 

Göçle birlikte parçalanan hayatlar, geride bırakılanlar,ayrılıklar, yarım kalan hayaller ve umutlar, çekilen acılar, sıkıntılar.. Yabancı bir yerde yeni bir hayat kurma çabası..Bu hikayeyi okurken gerçekten çok üzüldüm. 

Canan Tan'ın bu romanla ilgili rüportajını okudum. Bu hikaye tamamen gerçekmiş ve isimleri bile değiştirmemiş. Aynı zamanda hikayenin diğer tarafına da ulaşmış Yunanistan'da.
 Böyle şeyler okudukça daha çok özlüyorum dedemi :(

Neyse daha fazla anlatmayayım. Tutmalıyım kendimi :)

Bence okunması gereken romanlardan biri. Şimdi bu tür hikayeler anlatan başka romanlar var mı onu araştıracağım. Umarım vardır. 

Sevgilerle...








8 yorum:

  1. Gerçek hikayelerden alınınca benim de çok dikkatimi çekiyor romanlar. Canan Tan'ın okuduğum dört romanını da birbirine çok benzettim, ama bu farklı görünüyor, ilk fırsatta okuyacağım (:

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben birkaç tane romanını okudum. Dediğin gibi hepsi birbirine benziyor. Ama bu çok farklı geldi bana. Tavsiye ederim :)

      Sil
  2. Ya yaşanmış olunca daha bi etkileniyorum ben :)
    Ama bunu çok merak ettim mutlaka okurum ki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım insan o acıların yada mutlulukların gerçekten yaşanmış olduğunu düşününce daha farklı bakıyor olaylara :)
      Tavsiye ederim :)

      Sil
  3. ilk dörtlüğü okuduğumda hııı sanki ölüm olunca hasret olmuyo diye bi tepki verdimde sonra pişman oldum güzel kitaba benziyo :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aa onu en başa yazmam iyi olmadı desene :))
      Güzel güzel, ben çok sevdim :)

      Sil
  4. bende okumuştum bu kitabı çok etkileyici gerçekten favori kitaplarım arasında kendisi :)

    YanıtlaSil