31 Mart 2014 Pazartesi

Bölünmek Bu Olsa Gerek

Az önce ofise gelen bir bayan bölünme nasıl olurmuş güzel bir örnekle anlattı bunu. Anaokuluna giden bir oğlu varmış. Bir gün sınıftan bir arkadaşının elinde AKP bayrağı görmüş.
 
"aaa anne bak arkadaşım Ak partiliymiş. Onunla konuşmam bir daha" demiş. Küçücük çocuk yaa. Sokakta arkadaşlarıyla oyun oynaması gereken ufacık bir çocuk arkadaşını neye göre seçiyor şimdiden bakar mısınız?
 
 Bu bölünme, ötekileştirme bu kadar mı derine indi? Çocuklar bile siyasilerin televizyondaki ağız dalaşlarını, saldırganlığını izleye izleye bu hale geldiyse diyecek hiçbir sözüm yok artık. Tebrik ediyorum hepsini birer birer.
 
Çocuk o ne görürse, ne duyarsa onu yapar. Ya biz ?
 
Bunları eklemeden de edemedim.
 
 
 

Bir Seçimin Daha Sonuna Geldik...

Günaydın herkese :)
 
Öncelikle haftaya güzel bir başlangıç yapmanızı ve bütün haftanızın da güzel geçmesini diliyorum =) Sabah güneşi görünce bir sevindim ki sormayın. Güneşin verdiği cesaretle incecik giyindim yine. Her zamanki ben, kandım yine güneşe. Ofise gelene kadar da dondum tabi.

Gece boyunca heyecanla seçim sonuçlarını izledim. Seçim de seçim derken sonunda bu da bitti. Sandıktan çıkan sonuçlara bakınca sorgulanması gereken çok şey var. Demokrasi, hak, hukuk, özgürlük kazanabildi mi ??
 
Neyse burada kendi görüşlerimi anlatacak değilim. Herkesin kendi siyasi tercihleri ve kendi iradesi var sonuçta. Kendi adıma sadece hiçbir şeyden ders alamadığımızı anladım ve gerçekten çok üzgünüm.
 
Akşam kendi yaşadığım bölgenin oylarını takip etmedim pek . Sonucu tahmin edebiliyorum çünkü. Diğer bölgelerdeydi hep gözlerim tv izlerken.

Bir de şu balkon konuşması yok mu, çocuk gibi tavırlar. İyice çıldırasım geliyor. Saygısızca yapılan bir gövde gösterisinden başka bir şey değil.

Diyecek hiçbir şey bulamıyorum. Umarım bütün milletimiz için hayırlı şeyler olur ! Tek dileğim artık başkalarının çıkarları uğruna hiç kimsenin ölmemesi.
 
 
 


29 Mart 2014 Cumartesi

Karalamaca

Merhaba :)

Ya bu gfc deki problem yetmiyormuş gibi dün yeni bloglar takip etmeye çalışırken 300 den fazla blog izleyemezsiniz gibi bir yazı çıktı. Yeni blog takip edemiyorum artııık :( Bunun bir çözümü yok mu acaba? Çok saçma böyle bir sınırlama olması. Bir yolu varsa eğer bilenler yardımcı olurlarsa sevinirim.

Nedense uzun zamandır yazmıyormuşum gibi hissediyorum. Aslında daha dün yazdım. Bugün hislerimde bir tuhaflık var zaten ama hayırlısı :)

***

Kahvemi yaptım, çikolatamı da aldım yanıma hemen odama kaçtım.( Latte içerken aklıma hep bir önceki yazımda bahsettiğim arkadaşım Aylin geliyor. Okulda kantinde az içmezdik. Of off. )

Bazen evdekilerden kaçıp odama sığınmak iyi geliyor. Sonra annem kapıdan kafasını uzatıp
  "neden burada oturuyorsun gelsene içeri" deyince de kıyamıyorum. Ama ne yapayım yalnız kalasım var. Annem birazdan damlar yine :)

Bugün de bana laf soktu zaten. "Artık yemek yapmayı öğrensen diyorum, hiçbirşey bilmiyorsun" dedi. "Nereden çıktı şimdi bu" deyince gülerek "e kaç yaşında oldun kocaya gideceksin makarnadan başka birşey yapmayı bilmiyorsun" dedi yaa.

  "Daha çok var anne 5 seneden önce evlenemezsin diyen sensin. O zamana kadar öğrenirim" deyince de "e orası öyle de sen yine de başla öğrenmeye" diyor. "Hayır yani beni erken evlendirmeye karar verdiysen söyle de haberim olsun" deyince  ters ters bakıyor :D

İyi vallahi böyle. İşine gelince kocaya gideceksin, işine gelmeyince 5 seneden önce olmaz :D Tabi şimdi siz bunu okuyunca ben evlenmek için bayılıyorum zannedeceksiniz :D Tabi ki hayır. Hiç aceleye gerek yok. Herşey zamanında güzel.

Ayrıca anneciğim bana haksızlık ediyor. Çok güzel pilav yapıyorum. Arada taze fasulye ve bezelye denemişliğim de var. Daha ne olsun :)

***

Aa bu arada, dün akşam yine kapıda babama yakalanır mıyım korkusuyla doğum günü hediyemi aldım :) Ve o kadar mutluyum ki. Annemin bana aldığı kolyeden sonra boynumdan hiç çıkarmak istemediğim ikinci bir kolyem oldu. 

Ve üzerindeki işaret sebebiyle de benim için anlamı çok büyük. Daha önce ona benzer bir kolye beğenmiştim ve sonra bunu kendi kendime almanın bir anlamı yok diye düşündüm. Sevgilimin hiç muhabbeti geçmemesine rağmen bana, ona benzer bir kolye almasına şaşırdım ve görür görmez de onu çok sevdiim :) 

Erkek arkadaşım da " ben onu bir sürü kar taneli, nazar boncuklu, kalpli kolyelerin arasından zorla seçtim. Beğenmene çok sevindim " dedi. Sanırım kuyumcuda çok vakit harcamış :) Aklı sıra fikir edinmek için beni takıcıların önünde durdurup hangisi güzel gibi sorular sorar ben de hiç ilgilenmez, tüyo vermezdim :) Buna rağmen en çok mutlu olabileceğim kolyeyi almasına çok sevindim.

Özellikle de içeri girdikten sonra hediyemi açmadan gelen "Sonsuzum ol :) " yazan mesaj beni o  kadar mutlu etti ki. Sanırım o mesajdan sonra daha değerli oldu kolye benim için.











 Umarım kolye üzerindeki simge ve mesajda yazdığı gibi sevgimiz "sonsuz" olur.  ♥

Onu gerçekten çok seviyorum ve çok mutluyum. Birbirimizi kırmamak, üzmemek için ikimiz de özen gösteriyoruz. Umarım hep böyle oluruz. Uzun zamandır ayaklarım yere basmıyor diyebilirim :)

 Şimdi annemin aldığı kolyeyle birlikte takıyorum ikinci kolyemi. Neyse ki kötü durmuyorlar. İkisinin de zinciri aynı olduğu için sanki birleşikmiş gibi oldular.  İkisinin de bana şans getireceğini hissediyorum. ♣

Kara kara düşünmüştüm oysa ki annemin aldığını çıkarırsam annem darılır mı diye :) Çünkü onunla öylesine bütünleştim ki ayda yılda bir farklı kolye takmak için çıkarıyorum. İkisinin uyumlu olması çok hoş bir tesadüf oldu.

***

Yarın büyük gün sahi. Oy kullanacağız malum. Umarım ülkemiz ve bizim için hayırlı olacak sonuçlar çıkar. 

Şimdiden uykum var yaa oof. Bu ara çok mıy mıy oldum. Erkenden uyuklamaya başlıyorum. Üstelik Cumartesi günü ve 10 buçuğa kadar uyudum sabah ! Neyse biraz son paylaşımları okuyayım da öyle yatayım. 

Hoşçakalın :)




28 Mart 2014 Cuma

Canım Dostuma ♥♥



heryerdenherseydenn bloğunun sahibi Canım Dostum Aylin doğum günüm için o kadar güzel bir yazı yazmış ki şu anda bunları yazmazsam içimde kalacak biliyorum. O yüzden kendimi tutmamalıyım :) Bol resimli bir yazı olacak baştan söyleyeyim :)

Üniversiteye kayıt olmak için sırada beklerken tanıştık Aylin'le. Ve sanırım 4 yıllık üniversite hayatım boyunca karşıma çıkan sayılı doğru insanlardan biriydi. Kayıttan bir süre sonra okul başladı. Ve ilk gün anfide tesadüfen yanyana oturduk. O günden sonra da hep birlikteydik.



İlk sene aynı yurtta farklı odalarda kaldık. İkinci senemizde aynı odaya geçtik. Artık neredeyse 24 saati birlikte geçiriyorduk. Birbirimizin herşeyini bilmek, birlikte gülüp birlikte üzülmek kadar güzel birşey olamaz. 

Ama üçüncü sene Aylin beni yurtlarda bırakıp eve çıktııı :) Ona gittiğimde ne yemek yapalım dediğinde hep yoğurtlu makarna isterdim =) Birbirimizden ayrı arkadaş ortamlarımız da oldu. Ama biliyorduk ki ikimizin yeri hep ayrıydı.



İstanbul'a küçük şehirlerden geldik ikimiz de. O yüzden herkesin samimi olduğunu ve içinde kötülük olamayacağı inancıyla devam ettik bir süre. Ama baktık ki insanlar bir tuhaf, biz böyle oldukça zarar görüyoruz, daha dikkatli seçmeye başladık etrafımızdakileri. Sonra bir de baktık ki -en azından okul açısından- sadece ikimiz kalmışız :) 
Onun dernekten benim de yurttan bir sürü arkadaşımız oldu tabi ama okulda bize yaklaşmaya çalışıp arkadaş olmaya çalışanları ise pek kabullenemedik. Çünkü samimi olmadıklarını biliyorduk.(Merve ve Gamze'yi hiç unutmayacağım Ayliin :D onları gördüğümüz gibi tüymeye çalışırdık :D )



Aynı odada kalırken, gece mutlaka okula gideceğiz diye konuşurduk, sabah olunca da hangimiz önce uyanırsak "okula gidicek miyiiiz" diye gitmeyelim dercesine sorardık :) Sonrada tamam gitmeyelim diye anlaşıp yatıp uyurduk. Aynı ranzada yatıyorduk. Sabahları alarm çaldığında aylinin yukardan sarkan ayaklarını görünce okula gideceğimizin farkına varıp sinirlerim bozulurdu :D

Okula gidince birkaç ders zor sabreder sonra da hemen kendimizi Kadıköy'e atardık. Birlikte çok komik anılarımız geçti. Gülerek hatırladığım o kadar çok şey var ki.


Ama asıl bomba hiçbir zaman okumayacağımız tarzlarda iki kitap setine dünya kadar para verip bir de üstüne senet imzalamaktı. İçime oturdu o paralar. Evlat acısı gibi yemin ediyorum :D Kitaplar şimdi kitaplığımın en arkasında. Çünkü onları gördükçe sinirlerim zıplıyor (= Bir de onları aldıktan sonra  o kadar kitapla otobüse binip inmek üst geçit geçmek tam bir faciaydı. Aylinin kitap kutusu merdivenlerden yuvarlanacakken arkadan gelen bir adam yakalayıp bunlar ne diye sormuştu :D Pişmanlığımız daha yolda başlamıştı zaten.

Mezuniyet balosundaki kuaför faciamız da unutulmazlar arasında. Ne saçımız ne makyajımız istediğimiz gibi oldu. Üstüne bir de geç kalıyorduk neredeyse. 


Son sene okul sonrası için planlar yapmaya başladık. Birlikte eve çıkmayı düşünüyorduk. Ama ben bazı sebeplerden dolayı karar değiştirmek zorunda kaldım ve memleketime dönüp staja burada başladım. Aylin İstanbul'da kaldı. 4 yıl önce kesişen yollarımız yine ayrılmıştı. Ama dostluğumuz hiçbir şekilde etkilenmedi bundan. İstanbul'a uzun bir süre sonra gittim ve Aylin'de kaldım. Dostluğumuzdan hiçbirşey kaybetmediğimizi gördük bir kez daha.



Zor anlarımda hep yanımda canım dostum benim. Telefonda bile olsa onun desteği yetiyor bana. Beni anlayabilen nadir insanlardan biri. Bazı huylarımız o kadar benziyor ki. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz bu yüzden.


Sınav zamanlarımız çok stresli geçerdi. Bir o ağlar ben teselli ederdim. Birkaç saat sonra da ben ağlarım o teselli ederdi. O anlar geçtikten sonra da oh rahatladık şimdi rahat rahat çalışabiliriz derdik :)

Özellikle final dönemlerinde okuldan gelip uyur biraz keyif yapıp yavaş yavaş çalışırdık bir bakardık gece  11 olmuş çalışacak bir sürü şey var. Anlardık ki sabahlama zamanı, yani afedersiniz ama sıçtım mavisini görme vaktiydi :D

Yazdıkça yazasım geliyor. Böyle devam ederse durduramayacağım kendimi o yüzden son vermeliyim artık :)



Canım Dostum Aylin'im senin yerin de benim için ayrı olanlardan. Senin gibi bir dosta sahip olduğum için çok şanslıyım. Kayıt günü tanışıp bir daha hiç ayrılmamak tesadüf müydü değil miydi bilemiyorum. Ama adı her ne olursa olsun bana çok güzel bir hediyesi oldun hayatın. İyi ki varsın. Dostluğumuzun ömrümüzce sürmesi dileğiyle Canım Benim ♥   =)


♥♥♥



Arya'ya Teşekkür Ederimm :)

 
Hazır fırsatım varken bu teşekkür yazımı yazmazsam olmaz. Yüzleri Arayan Kadın  bloğunun sahibi Arya bana bir tavsiyede bulundu ve kullandığım yazı tipinin rahat okunmadığını ve biraz yorduğunu söyledi.
 
Ben bloğumu açtığımda yazı tipini sonra değiştireceğim düşüncesiyle birini seçip bırakmıştım. Ama sonra gözüm alıştı sanırım. Değiştirme gereği hissetmedim. Öyle kaldı. Arya'dan da böyle bir tavsiye gelince değiştirmenin vakti geldi diye düşündüm.
 
Arya'nın kullandığı yazı tipini çok sevdim ve kendisi de kodlarını paylaşabileceği kadar bonkör olduğunu söyleyince hayır demedim tabi (=
 
 Bana mail attı falan ama ben beceremedim bir türlü. Bu işlerden hiç anlamıyorum zaten. Sonra sağolsun kendisi halletti. Biraz uğraştırdım onu. Bana da gerekli ufak düzenlemeleri yapmak düştü sadece.
 
Çok teşekkür ederim Arya. Şimdiden gözüm alıştı. Sayfaya bakınca görüntüden gayet mutluyum :)
 


1 Yaş Daha...


Dün 1 yaşı daha geride bıraktım. Geçen sene yurtta arkadaşlarımın yaptığı sürpriz dün kadar yakın oysa ki. Zamanın hızına yetişmek mümkün değil.

Düşünüyorum da 4 yıllık üniversite hayatımda doğum günümü hep yakın arkadaşlarımla geçirdim. Ve genelde yurda gelip, duştan sonra saçımı kurutmak için banyoya gidip, odaya döndüğümde odanın lambası kapalı,  masada üzerinde mumlarla bir pasta ve tabi ki oda arkadaşlarım.

Üniversite dönemimdeki doğum günlerimi hep böyle hatırlayacağım. Tam unuttular diye düşünürken nasıl da mutlu olurdum. Bu sürpizlerde değişen tek şey kişiler olurdu. Kimisi mezun olur, kimisi eve çıkardı.

Ama hep bu mutluluğu yaşayabileceğim insanlar oldu etrafımda. Bu konuda şanslı olduğumu düşünüyorum. Yurttaki arkadaşlarımla genelde birbirimizden hiç hoşlanmadık başlarda. Ama sonra herşey bir anda değişiverdi. Onlardan ayrıldığım zamanki üzüntü çok tuhaftı. Çünkü uzaktasınız ve her gün onlarla aynı odayı, dertlerinizi, mutluluklarınızı paylaşıyorsunuz. İkinci aile gibi bir şey. Birimizin hayatındaki sevinci hemen dışarı çıkıp bir şeyler yaparak kutlardık. Birimiz üzgünsek bu hepimizi etkilerdi.

Bu sene onlardan ayrıyım. En son İstanbul'a gittiğimde görüştük. Görüşmememizin de etkisiyle bu sene doğum günümü hatırlamadılar. Kızgın mıyım tabi ki hayır. Ama hatırlasalardı mutlu olurdum tabi ki. Herkesin kendi dertleri, telaşları var. Benim de bazen ayın kaçı olduğunun farkında olmayışımdan dolayı unuttuğum çok doğum günü olmuştur.

Yine de insan bekliyor. Hatırlanmak güzel şey çünkü.

Lisedeki en yakın 3 arkadaşım Burcu, Görkem ve Gülcan ilk kutlayanlar oldular. Onların yeri o kadar ayrı ki. Lisedeki dostluklar bir başka oluyor. Bir de ilkokul 1 den 8. sınıfa kadar aynı sınıfta okuduğum arkadaşım Pelin. Ortaokuldan sonra da dostluğumuz devam etti. Çok sık görüşemiyoruz ama buluşunca hep aynıyız. Sizi seviyorummm :)

Bu sene de ofiste kutladık doğum günümü. Burada bir gelenek var. Ofisin etrafında bulunan başka işyerlerinde çalışan, samimiyet bulunan herkesin doğum günü tek tek kullanıyormuş her sene. Mesela kutlayacağımız bir dahaki doğum günü Nisan'da. Kimsenin doğum günü atlanmıyor ve herkesin pastası kesiliyor :)

Ben de dahil oldum bu geleneğe artık. Dün kalabalık oldu baya. Dileğimi tuttum, mumları üfledim ve pastamı kestim :) Güzel bir ortamdı.


Geçen yılları düşünüyorum ve kendimi hala çocuk gibi hissediyorum. Geçen zaman beni olgunlaştıramıyor bir türlü :)

Ailemin, dostlarımın, sevdiklerimin ve tabi ki erkek arkadaşımın her zaman yanımda olacağını bilmek harika bir his. Allah kimsenin elinden sevincini de üzüntüsünü de paylaşacağı insanları almasın.

Bu arada erkek arkadaşımın aldığı hediyeyi hala bilmiyorum. Görüşemedik henüz. Çok merakettim ama söylemedi tüm ısrarlarıma rağmen. Akşama iş dönüşünde yine bizim kapıya uğrayıp verecek :) Babam görecek korkusunun verdiği heyecan süper (=

Çok uzun bir yazı oldu yahu. Gideyim artık ben :)

27 Mart 2014 Perşembe

Bir Psikiyatristin Gizli Defteri / Gary Small-Gigi Vorgan

Öncelikle kitabın ilk sayfalarında Woody Allen'ın bir sözüyle başlamak istiyorum yoruma. Benim çok hoşuma gitmişti nedense. "Ah şu modern psikanalistler yok mu! Dünyanın parasını alıyorlar insandan! Benim zamanımda beş Mark'a Freud'un kendisi tedavi ederdi sizi. On Mark'a hem tedavi eder hem de pantolonunuzu ütülerdi. On beş Mark'a Freud kendisini tedavi etmenize izin verirdi... ki buna istediğiniz iki çeşit sebze de dahil olurdu."

Kitabı severek okudum diyebilirim. Çünkü hep merakım vardı psikoloji ile ilgili konulara. Hukuktan sonraki tercihlerim de hep psikoloji bölümüydü. Ama kısmette hukuk varmış demek ki =)

Bir psikiyatristin meslek hayatı boyunca karşılaştığı ilginç hastaları ve olayları içeren bir kitap. Genelde insanların psikolojik rahatsızlıkları diğer hastalıklar gibi algılamadıkları ve bu yüzden bir psikolog yada psikiyatriste gitmekten çekindikleri konusunda vurgu yapıyor. Aslında yazarın da dediği gibi nasıl kolumuz, bacağımız kırıldığında doktora gidiyorsak psikolojik olarak kendimizi kötü hissettiğimizde de bunun farkına varıp kabullenip profesyonel birine danışabilmeliyiz.

İnsan beyninin ve psikolojisinin insanı fiziksel olarak da nasıl etkilediğini, beynimizi neye inandırmak istiyorsak ona inandığını, psikolojik rahatsızlıkların fizyolojik bir çok belirtiye de sebep olduğunu görüyoruz.

Çok tuhaf ve daha önce hiç duymadığım hastalıklar varmış. Mesela çok çok aşırı su içmekten dolayı insanın kanında sodyum oranı düştüğü içtiği için kişi beyninde ve düşüncelerinde bir ağırlaşma ve bulanıklaşma hissedebilirmiş.

Bir olayda da kadın hamile olmadığı halde kendini hamile olduğuna inandırıyor ve bütün belirtiler fizyolojik olarak kendisinde görülüyor. Karnının şişmesi, bulantı, baş dönmesi gibi. Ama aslında hamile değil. Fakat nasıl oluyorsa psikolojik bozukluk fiziksel olarak da etki ediyor. Tedavi etki etmeye başlayınca hamilelik belirtileri de kaybolmaya başlıyor.

Bana ilginç gelen başka birşey ise histerik körlüktü. Vücut bütünlüğüne ilişkin kimlik bozukluğu vardı bir de. Hasta takıntılı bir organı kendine ait hissedemiyor ve ondan kurtulmak istiyor.

Eğer bu tür konulara ilgi duyuyorsanız sıkılmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Hatta açık söylemek gerekirse bunu okurken kendimde bazı şeylerin farkına vardım :) Faydalı oldu benim için. Çok takıntılı olup herşeyi kafaya takmamak gerek korktum vallahi :)