23 Ocak 2014 Perşembe

Bugünün Öğütleri :)

Merhabalar...
 
Bürodayım ve sonunda işlerimi bitirdim. Sabahtan beri makbuz kesiyorum. Serbest meslek kazanç defteri dolduruyorum. Mesleğin en zor ve sıkıcı tarafı bu sanırım. Ama ne yazık ki bunları da öğrenmek lazım. Çok fazla prosedür var oooff :) Ayrıca bir yanlışlık yaparım diye de ödüm patlıyor. Defalarca kontrol ediyorum :)
 
Tam işlerimi bitirdim, farkında olmadan iç çekmişim sanırım. Avukat gülmeye başladı. "Mesleğin en gereksiz işleri bunlar iç çekme" dedi :) Sonra başladı öğütlere.
 
 En doğru cümlesiyse şu oldu. "Vatandaşın, müvekkillerin derdini dert edinirsen yaşama hakkın bile yok"
 
Bazen büroda tanık olduğum olaylar yastığa başımı koyduğumda aklıma geliyor. İster istemez düşünüyorum. Tabi ki şu an kendime dert edinmiyorum. Çünkü sorumluluk bende değil. Ben sadece bir gözlemci gibiyim şu an stajyer olduğum için.
 
Ama stajım bittiğinde ben de o cübbeyi giyeceğim ve sorumluluk üstleneceğim. Asıl zorluk o zaman başlayacak. Elimden geleni yaptım mı yapmadım mı? Kazandığım parayı hakediyor muyum etmiyor muyum? Kafamda bir sürü soru işareti olacak. Belki bazen uykularım bile kaçacak.
 
Ama tecrübe kazandıkça sanırım ben de umursamamayı, kendime dert edinmemeyi öğreneceğim. Mecburum çünkü aksi halde avukatın da dediği gibi yaşama hakkımı kaybetmiş gibi olabilirim :))
 
Şu an için önemli olan bu mesleği dürüst şekilde ve hak yemeden nasıl yapabilirim onu öğrenmek istiyorum. İnsanların dediği gibi aa avukat mı olacaksın oo ne paralar kazanırsın sen şeklinde düşünmüyorum.
 
Ne kadar kazanırım bilemiyorum. Tek derdim miktar ne olursa olsun o parayı dürüst bir şekilde kazanmak ve içim rahat harcamak...
 
 
 
 


22 Ocak 2014 Çarşamba

Aşk Acısı Büyük Lüks....

Ahmet Batman'ın her iki kitabına da bayıldım.
 SOĞUK KAHVE ve SABAH UYKUM.









 İkisi de çok çok güzel.. Ve herbirini sevdiğim, hoşuma giden cümlelerin altını çizerek okudum. Kapakları da şirin mi şirin. Mutlaka kendinizi bulduğunuz cümleler oluyor...Ve yazar nasıl tüm duygularını bu kadar farklı ve içten anlatabilmiş bilmiyorum..Herkesin başaramayacağı birşey. Çok samimi ve akıcı bir dili var. Kullandığı bazı kelimeler çok sempatik :) 

Biraz da sıkıntılar yaşadığım bir dönemde okumuştum. O yüzden fazla etkilenmiş de olabilirim :)




Ve kesinlikle bir kere okunduktan sonra evet okudum bitti deyip bir kenara atabileceğiniz kitaplar değiller. Ben canım sıkıldıkça açıp okuyorum hala. Her okuduğumda da farklı şeyler hissettiriyor bana. Herhalde hergün psikolojik durumuma göre değişiyor bu :)

Ama en çok beğendiğim kısım şuydu. Sabah Uykum'da " Aşk Acısı Büyük Lüks " Şöyle diyor Ahmet Batman:  "


Ve gerçekten de haklı. Bazen gerçekten üzüntünün de lüksü oluyor. Ki ben ufacık şeyleri kafasına takan bir insanım. Yani bende lüks sayılan üzüntüler bol anlayacağınız :) Diyorum ki kendime insanlar ne acılar yaşıyor belki de hayatında hiç unutamayacağı, hafızalarına kazınan hiçbir zaman geçti diyemeyecekleri acılar...Nankörsün diyorum o zaman dönüp kendime... 

Aşk acısı nedir bilemiyorum aslında tam olarak.. Belki de bir alışkanlıktan sonra yerine onun gibi başka kimseyi koyamayacağımızdan korkuyoruz, onun kadar iyi kimsenin olmadığını düşünüyoruz ve başkalarının bizi üzmesinden korkuyoruz belki de ...Sonrası kocaman boşluk.. Hele bir de en yakınlarımızı kaybetmediysek şimdiye kadar... Aşk acısı yaşadığımız en büyük acı yerine geçiyor sanırım. 

Aslında bunu ilk yaşayan biz değiliz. Ve belki son da olmayacak. Ama üzülüyoruz işte... Geçen zamana,emeğe, onun daha sonra başkasıyla olup onun elini tutacağını,ona sarılacağını düşününce daha da katlanılmaz oluyor o acı. 

Ama sonuç olarak zaman aşk acısının ilacı olabilir diye düşünüyorum. Ve zaman birşeyler öğretiyor insana.. Acının azaldığını, kendi hatalarımızı, onun hatalarını, yanlışları ve doğruları hepsini farklı yerlere koyuyoruz.. Ve sonra hayat devam ediyor diyoruz...Herşey insanlar için derkeeen...



Karşımıza yeni birini çıkarıyor hayat.. Bir yerde başkasıyla yolumuz kesişiyor... Ve yine aşk gün yüzüne çıkmaya başlıyor.. Eskiler siliniyor yavaş yavaş...Hele bir de bu karşılıklı bir duyguysa keyfinize diyecek yok :)

Korkuyorsunuz ya yine üzülürsem diye.. Ama engel olamıyorsunuz hissedilenlere.. Ve yine sonu belli olmayan bir hikaye başlıyor. Mutlu sona ulaşmayı umuyorsunuz. Hayaller kuruyorsunuz, mutlu oluyorsunuz, bazen üzülüyorsunuz ve daha bir sürü his bir arada.. Sonunu bilmediğimiz birşeyi yaşamak hoşumuza gidiyor sanırım...Belki mutlu son belki değil.. 

Önemli olan AŞKI YAŞA, SENİ ÜZENİ UNUT...

AŞK ACISI BÜYÜK LÜKS...

20 Ocak 2014 Pazartesi

Bu Kadar Dejavu Fazla ...



Tuhaf birgün geçirdim... Hala etkisindeyim. Dejavu dediğin ayda yılda bir olur. Yada en azından benim için öyleydi. Ama bugün defalarca yaşadım bu duyguyu. Üst üste olunca kesin ben bir reenkarnasyon ürünüyüm diye düşünmeye başladım :)

Yapılan konuşmalar, büroya gelen adamın anlattıkları, eve gelirken uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla karşılaşıp onunla konuşmam... Hepsi bana dejavu yaşattı resmen.. Bu kadarı da fazla ama haddini bil dejavu =) Kendimden şüphelenmeye başladım artık :)

Sabah büroya geldim. Erkenden yaşlı bir amca geldi. Başladı derdini anlatmaya.. O an bana öyle yaşandık geldi ki anlatamam. Oysa yaşlı amcayı tanımıyorum,daha önce hiç görmedim,anlattığı olay gibi başka bir olaya da şahit olmadım, dosyalarda da öyle birşey okumadım... Amca anlattıkça suratımdaki ifade salaklaşmaya başlıyordu eminim :) 

Arada dejavu tabi ki yaşıyorum her insan gibi.. Ama bir anlık bişey oluyor. Aaa ben bu anı daha önce yaşamıştım sanki diyorum ve geçiyorum.. Bugünkü çok farklıydı.. Neyse olur böyle şeyler dedim ve aklımı uzaklaştırdım oradan.

Sonra bir dosya için dilekçe yazmaya çalışayım derken avukat yanıma geldi. Şu noktalara dikkat et , özellikle bunu vurgula, dilekçede asıl dikkat çeken olay şu olsun falan derken yine aynı şeyi yaşadım.. Ve tabi ki yine o konuda bir dilekçe daha önce yazmamıştım, dosyalarda da okumadım ve avukatla da o konuda konuşmamız hiç olmadı.. Zaten o an adamın söylediklerinin yarısını algılayamadım..Neyse kendine gel Seda dedim.

Akşam oldu. İşlerimi bitirdim ve çıktım bürodan.. Çok uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla karşılaştım. Yolda kısa bir muhabbet ettik. Ve yine aynı his... Olamaz ama bu kadarı gerçekten fazla yuhhh diye düşündüm içimden. Kızı yıllardır görmüyorum. Nasıl olabilir bu diye düşüne düşüne eve geldim.

Tabi ki suratımda şapşal bir ifade... Böylesini hiç yaşamamıştım.. Benim için dejavu dediğin kısacık bir anı daha önce yaşamış gibi hissedersin hepsi bu.O yaşanmışlık hissi sadece birkaç saniye olurdu. Ve sonra aslında daha önce tabi ki böyle bişey yaşamadım deyip yanıldığımı kolayca kabullenebiliyordum. Bugün yaşadıklarım ise olaylar muhabbetler konuşulanlar hiç tanımadığım görmediğim birini daha önce görmüş gibi hissetmek... Bu kadar büyük çaplı bir dejavu çok ağır geldi bana. Çünkü kısa bir an için yaşamadım bunu. Olayların bütünü bana o hissi yaşattı. Yani daha önce tabi ki yaşamadım deyip bir kenara atamıyoruuum :(





Az önce de internette dejavuyla ilgili küçük bir araştırma yaptım. Uzmanlar bu durumu ‘yaşantımızın erken dönemlerinde, küçük bir sahnesini beynimize kaydettiğimiz yaşanmışlıklar, belki bir sima, belki küçük bir parça eşya ya da mekanın küçük bir bölümü’ diye açıklıyor. Kısmi olarak beyne kaydedilen bu görüntüler, şimdiki dönemde gördüklerimizle çağrışıma girerek yanıltıcı biçimde dejavu şeklinde algılanabiliyormuş.

O zaman benim yaşadığım bu tarife hiç uymuyor bence :(


Ayrıca bir de dejavunun tersi bir durum varmış. İsmi jamais-vu yani Fransızca'da hiç görülmedi anlamındaymış. Daha az kişide rastlanıyormuş ve Bu durumdaki kişiler tanıdıkları, bildikleri bir yere gittiklerinde ya da tanıdık birisi ile karşılaştıklarında o yeri ya da o kişiyi hiç görmediklerini söylüyorlarmış. Bu da tuhafmış neyse ki hiç yaşamıyorum :)

Bilimsel olarak dejavuyu şöyle açıklıyorlarmış. 5 duyu organımızdan beyne giden sinyaller (özellikle görüntü ve ses) beyin tarafından algılanamayabilirmiş. Oysa algılanamayan bu bilgi beyinde kaydediliyor ve ne zaman yaşanıldığı konusunda bir bilgi yok. Beyin bu sinyalleri tekrar aldığında ise kişi bu olayı ikinci defa yaşadığı hissine kapılabilirmiş.

Bunun dışında beynin sağ lobu ile sol lobu arasında mikrosaniyeler seviyesinde bir çalışma süresi farkı varmış. Bir olayı beynin bir tarafı diğer tarafından önce algılıyo ve bilgi ikinci lobda algılandığında kişi ikinci defa yaşanmış hissine kapılabiliyormuş.

Ayrıca yaşanılan olayın daha önce bir benzerinin görülen ve hatırlanmayan bir rüyada yaşanmış olması da muhtemelmiş.

İnsan hafızası değiştirilebiliyormuş. Yaşamadığınız bir olayı sürekli yaşamış gibi düşünürsek; örneğin bir filmde başrol oyuncusunun başına gelen bir olayı kendi başınıza gelmiş gibi tahayyül edersek ileride bir gün o olayı gerçekten yaşadığımızı hatırlayabilirmişiz; yani anılarımızı değiştirmiş oluyormuşuz ve  dejavunun sebeplerinden biri de bu olabilirmiş. 

MİŞ MİŞ MİŞ MİŞ... Ayy çıldıracağım yahu=)

"Ara sıra olan bu durum normal kabul edilir. Fakat bu hisse kapılma sıklığı artıyorsa örneğin haftada bir iki kez veya her gün olmaya başlamışsa altta bir hastalık aramak gerekir. " Yazıyordu bir yerde de.. Ben günde birkaç kez yaşadım üstelik. Allah'ım sen aklımı koru :)

İnşallah bir daha aynı duyguyu yaşamam defalarca. Çok rahatsız edici. Sanki bir hayatı ikinciye yaşıyormuşum gibi.. Eğer gerçekten böyleyse de çok sıkıcı üstelik.. Bir film on kere izlenmez ki canım aaa :)

Dejavu ne olur git biraz başkalarıyla uğraş. Bırak peşimi yaa...

19 Ocak 2014 Pazar

Güzel Bir Cumartesi :)



Merhaba :) Ne kadar çok ara verdim böyle :)

Ama bu aralar nedense laptopun kapağını açmaya bile fırsatım olmadı. Nedenini ben de anlayamadım :) Gündüz zaten evde yokum geceleri de dinlenmeydi yemekti çaydı komşuydu derken uykum geliveriyor :)
O yüzden bu akşam erkenden damlayıverdim buraya :)

Dün uzun zamandan sonra geçirdiğim en güzel günlerden biriydi. İlkokul ve ortaokul arkadaşlarımdan Pelin ve Hilal ile görüştüm. Aynı yerde otursak da bir türlü görüşemiyorduk. Uzun zaman sonra bir araya geldik. Hilal ile 4 yıldır böyle uzun uzun görüşmüyorduk neredeyse. Orada burada kısa karşılaşmalar dışında :)

5 saat birlikte vakit geçirdik. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Hilal bize bir sürü pastalar poğaçalar yapmış.. Bütün gün hem yedik hem muhabbet ettik :) Çaylar tabaklar hep önümüzdeydi :)

 Hala bişeyler paylaşabiliyor olduğumuzu, hala aynı şeylere gülebildiğimizi görmek mutluluk verici.. Çocukluğumuz birlikte geçti. Birlikte büyüdük. Dediğim gibi uzun zamandır görüşmüyoruz. Ama biraraya geldiğimizde hiçbirşey eksilmiş değil. Yine aynıyız.. En güzeli de bu.. 

O kadar çok anımız var ki .. Her fırsatta onlar bizde ben onlarda kalabilmek için yalvarırdık ailelerimize :) Birlikte kaldığımızda sabaha kadar oturmak muhabbet etmek gibisi yoktu..

Geçen yıllar sadece olgunlaştırmıştı bizi.. Ama hala o sıralarda oturan o minik çocuklar olmayı becerebiliyorduk neşemizle.. 

Böyle yeniden vakit geçirince insan diyor ki keşke böyle olmasa, keşke araya mesafe girmese .. Ama buna engel olamıyoruz yada olmak istemiyoruz sanırım.. Herkes kendi derdine düşüyor. Aramıyoruz sormuyoruz bazen.. Ama dün kimse birbirine sitem etmedi neden arayıp sormuyorsun diye.. Sanki kaldığımız yerden devam ediyor gibiydik.. Herşey aynıydı sadece görünüşlerimiz değişmişti sanki..

Tabi ki hayatımızda da değişen şeyler olmuştu.. Önce çocukluk aşklarımızdan başladık muhabbete :) Ne salaklıklar :) O zamanlar beynimizi ne yönetiyor çok merak ediyorum =) Derslerden kaçmalarımız, hocalarımız, ufacık şeylerden kavgalarımız, birbirimizi başkalarıyla paylaşamayan halimiz:)  sınıftakilerden evlenenler boşananlar çocukları olanlar .. Ne dedikodular ne dedikodular :) Ve tabi ki asıl önemlisi son dedikodulardı :) Hepimizin şimdiki aşk hayatı favori konumuzdu :)

Artık baktık ki hava kararmaya başlamış ayrılık vaktiydi.

Ve yeniden görüşmek için sözleşerek ayrıldık Hilallerden. 

Sonra eve gelince eski fotoğraflara ve birbirimize yazdığımız mektuplara baktım.. Çocukluk ne güzel şey.. Keşke çocuk kalabilsek dedim kendi kendime.. Ne kadar masummuş herşey.. 

İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite... Her birinden her zaman arayabileceğim birkaç dost edindim.. Daha fazla olması gerekir miydi bilmiyorum.. Ama bunlar da bana yetiyor sanırım. Bana değerli olduğumu hissettiren ve benim için değerli olduklarını düşündüğüm dostlar edinebildiğim için çok mutluyum..İyi ki varsınız.. 


14 Ocak 2014 Salı

Küçük Şeyler, Büyük Mutluluklar ...




Yeniden Merhaba :)

4-5 Aydır birçok şeyi sorgulama fırsatım oldu. Bunlardan biri de mutluluktu aslında. Geçen yıllarda özellikle de geçen sene hiçbirşeyin beni mutlu etmediğinin farkına vardım. Mutlu olmak için kendimi alışverişe vermiş asla giymeyeceğim şeyler bile almıştım. Bazen dışarı adım atmak bile istemiyordum. Hiçbirşey umrumda değildi. Son sınıfta olmama ve okulu bitirmek zorunda olmama rağmen dersleri sınavları bile boşvermiştim. Aslında delirmeye az kalmış da ben farkında değilmişim :)

Ama şimdi görüyorum ki mutlu olmak insanın biraz kendisine bağlı biraz da etrafındaki insanlara.. Kendisine bağlı çünkü beklentileriniz çok çok yüksekse mutlu olmak için mucize sayılacak şeyler beklerseniz sadece beklemekle kalırsınız. Biraz yetinmeyi bilmek lazım belki de.. Ve dediğim gibi biraz da etrafınızdaki insanlara bağlı.. Eğer çevrenizdekiler doğru kişiler değilse siz istediğiniz kadar çırpının mutlu olmak için.Ve o doğru olmayan kişiler istedikleri kadar uğraşsınlar sizi mutlu etmek için.

 Bazen bir anlık gerçekten mutlu olduğumu sanıyorken kendimle başbaşa kaldığımda aslında hiç de öyle olmadığını farkediyordum. Bütün olumsuz düşünceler kafama üşüşüyordu. 

Sorunu hep kendimde aradım. Mutlu olmayı bilmiyorum, herşeye olumsuz yönden bakıyorum, çok karamsarım, çok şey bekliyorum, sabırsızım ve daha bir sürü şey yakıştırdım kendime bunlar gibi...Meğer sorun bende değil yanlış kişideymiş..

Evet bunu çok da geç anladım ne yazık ki.. Şimdi kendime haksızlık ederek geçirdiğim zamanlara üzülüyorum. Ama yapacak hiçbirşey yok. Kendi seçimimdi. Tek yapılacak şey önümde kendimi yerin dibine sokarak geçirdiğim zamandan çok daha uzun bir zaman var. Bu zamanı mutlu olmayı bilerek geçireceğim. Her yaşanılan şey bir ders oldu benim için. Allah yaşadığım şeylerden daha büyük üzüntüler yaşatmasın.

Geliyorum ŞİMDİKİ ZAMANA :) Artık bambaşkayım.. Uzun zamandır hayatımda olmayan hisler benimle.. Ufacık miniminnacık fedakarlıklar beni havalara uçurmaya içimi kıpır kıpır yapmaya yetiyor :)

 Bir mesaj, bir anda bana uzatılan en sevdiğim çikolata :) evin bahçesine bırakılan en sevdiğim pasta, her zaman yatağımı paylaşacağım kocaman bir ayıcık, sadece ben istediğim için okunmaya çalışılan bir kitap, merak edilip birlikte sinemada izlenilen filmler, gerçek bi galatasaraylı olmanın vakti geldi denilip alınan galatasaray atkısı :) sevdiğim için eve gitmeden önce alınan nutella :) yeni yıl için alınan hiç beklemediğim bir hediye, sürekli özlendiğimi ve merak edildiğimi, yalnız olmadığımı ve özel olduğumu hissetmek..

Bunlar ufak şeyler ama bana büyük mutluluklar getirdi beraberinde. Önemli olan şey anı yaşamak, özel hissetmek ve özel hissettirmekmiş meğer...Ve tabi ki doğru kişi olduğuna inandığın biri.. İnandığım düşündüğüm ve hayal ettiğim  gibi olur mu olmaz mı bilinmez .. Ama bence buna yürekten inanmak ve geleceğe dair çok plan kurmayıp anı yaşamak yeterli..Umarım bu heyecanım hep benimle olur.. 

Küçük şeylerden büyük mutluluklar edinmeniz dileğiyle.....
 :)




13 Ocak 2014 Pazartesi

Sen Kimsin?




Boş insanların günlük hayatta yaptıkları tek iş başkalarının hayatlarına burunlarını sokmak sanırım. Herkes kendi verdiği kararlarla kendi hayatını yaşıyor. Kimsenin kendi fikirleriyle karşısındaki insana yıllarca emek verdiği ilişkisini sorgulatıp üzmeye hakkı yok.

Belki doğru belki yanlış belki de büyük bir hata, belki de hayatta yaptığımız en doğru şey onunla olmak.. Ama yaşayarak görmek zorundayız. Yaşamak biraz da risk almak değil midir zaten? Ve sonunda ne olursa olsun diyoruz ki benim kararımdı.. İyi mi oldu? " iyi ki " diyoruz. Kötü mü oldu? " keşke " diyoruz. Hayatın esprisi bu belki de... Yaşamak bu .. 

Tabi ki herkes birileriyle ilgili yorumlar yapar. Ben olsam şöyle yapardım yada şöyle yapmazdım der. Bazen bunu ben de yapmıyor muyum tabi ki yapıyorum. Ama kimsenin kimseye aman sakın onunla evlilik düşünme, böyle bir hata yapma, çok üzülürsün demeye hakkı yok. Özellikle de bu kişi ailenden değilse hiç yok. Sen kimsin ki akıl vermek senin ne haddine diye sorarlar adama..

 Akıl vermeye, öğüt vermeye herkesin hakkı yoktur. Bu hakka sınırlı sayıda kişi sahiptir.. Önce o kişilerden olup olmadığını sorgulayacaksın.. Ben sana sen kimsin ki demeden önce sen kendine ben kimim ki diyeceksin.. Çünkü  o küçücük ve herşeyi bildiğini sanan beyninle kimseyi üzemezsin ve bırak onu karşına kimler kimler çıkacak sen bile seçmekte zorlanacaksın diyerek birini küçümseyemezsin..

Önce kendi hayatına bir dönüp de bak bakalım. Çok mu harikasın? Hayır. Çok mu mutlusun, Çok mu huzurlusun? Hayır. Etrafındaki herkes sana bayılıyor mu? Hayır. Kusursuz musun? Kesinlikle Hayır. Ne dünya mükemmel, ne de biz. Hayatında hep doğru kararlar mı verdin? Hayır. Benim neyim oluyorsun? Hiçbirşeyim. Hatta belki hiçbirşeyim bile değilsin, o bile fazla belki sana.

 Bir hiç olmasına rağmen insanlar sizden hep birşeyler bekler. Yeter ki beklemeye alışsınlar demiş sevgili Ahmet Batman..

İşte bunlar yüzünden ben senin ve senin gibilerin çizdiği kalıplar içinde mutlu olmak ve senin hayalindeki kişiye aşık olmak zorunda değilim. Çünkü sen mutluluğun kalıplarını oluşturacak en son kişisin. Çünkü sen belki de mutlu olduğun çok az ana sahipsin.. Ve büyük ihtimalle de aşktan, sevgiden, güvenden habersizsin..

Hayat kendi kararlarımızla yaşamak demek.. Kendi kahramanımızın rolüne bürünmek demek.. Herhangi birinin oluşturduğu kahramanı kendimize yakıştırmak zorunda değiliz.. 

PERDE KAPANDIĞINDA BEN BU DEĞİLDİM DEMEMELİYİZ...

Başkaları ne der diye kendi hayatına geç kalma. Elalem ne der diye düşündüğün sürece kendi hayatını yaşayamazsın... Sen sen olamadan o perdenin kapanmasına müsade etme.. 

Unutma insan bir kere geç kalır, diğer geç kalmalar onun devamıdır..




6 Ocak 2014 Pazartesi

Ve Tatil Bittiii...




Istanbul'dan evime döndüm ne yazık ki.. Çok güzel vakit geçirdim.. Yeni yıla üniversiteden en iyi arkadaşım Aylin'le girdim. İkimiz için de çok iyi oldu bu değişiklik. . Çünkü uzun zamandır görüşmemistik.. Ve benim anlatacak o kadar çok derdim vardı ki eminim Aylin'in kafası sismistir beni dinlemekten :) 5 yıl yaslandırdım kızı :) Ama çok harika haberlerim de vardı tabi ki ona :) 

Şimdi biraz yolculuğun başlangıcına dönmek istiyorum :) Bulunduğum yerden Esenlere gitmek iki saatimi alsa da Esenlerden otobüsün karşıya geçmesi saatlerimi aldı. Ama oranın trafiğini bile özlemişim :) Otobüste giderken geçirdiğim 4 yıl iyisiyle kötüsüyle gözümün önünden akıp geçti. . Sonra bir de servis beklemek var tabi :) Servisle Kadıköyüme gittim :) Ordan oraya dolanmaktan midem bulanmisti artık, , bişeyler yemenin vakti gelmişti :) Hemen kendimi Kovana attım. O mis gibi kokuyu hissedince ne yiyecegime karar vermek çok zor oldu.. Ama bi yandan da kendimi tutmaliydim çünkü Aylinin benim için deli gibi yemek hazirladigindan emindim :)

Ordan çıkıp Üsküdar'a Aylin'in evine gittim. Tahmin ettiğim gibi harika bir menü beni bekliyordu :) Ve tabi ki benim tercihlerim göz önünde bulundurularak alınmış rakı :)Oraya gidince herşeyi hissettigimden de fazla ozledigimi gördüm. 

Benim için çok özel bir yeni yıl oldu anlayacağınız. . 

Ayrıca servisle Kadıköye giderken okulun önünden geçerken okulu bir kez daha sevmedigimi anladım :) 

Ertesi gün bir Kadıköy turu yaptık.  Makyaj Ürünleri, takı ojeler gibi ufak tefek alışveriş yaptık. 

Tabi ki benim orda olmam Aylinin sabah erken kalkıp işe gideceği gerçeğini degistirmiyordu :) Ama itiraf ediyorum ki sen kalkınca senin yastigina da yayilmak harika bir duyguydu Aylin :))

Daha sonraki gün yurttan bir arkadaşımla görüştüm.Gorusmek istediğim daha çok kişi vardı ama uymadi ne yazık ki. Bir dahaki sefere eksiksiz olacak insallah. Onunla da bol bol dedikodu yaptık :) Ve tabi ki kitliktan çıkmış gibi yedik :) Eve dondugumde koca bir göbek vardı önümde :) Ama mutluyum huzurluyum yine olsa yine yerim :)) 

Ve senle çay demleyip o masada oturup muhabbet etmek paha bicilemez Aylin :)) 

Cuma günü arkadaşımın çalıştığı buroya gittim.  Hem işyerini görmüş oldum hem de aynı buroda çalıştığı bana hep bahsettiği kişileri tanımış oldum.

En güzeli tabi ki c.tesi günüydü. Çünkü haftasonuydu ve Aylin de evdeydi yuppi :)) Kahvaltimizi yaptık ve Beykoza gideceğiz diye otobüse bindik. Ama o kadar çok trafik vardı ki ve otobüsteki o iğrenç kokuya daha fazla dayanamayacagimizi düşündüm :) Ve Çengelköy de inip Çınaraltı'na gitmeye karar verdik. Hem bütün vaktimizi yolda gecirmemis olacaktık. Tabi ki oraya girmeden Tarihi Çengelköy Börekçisinden boreklerimizi aldık. Başka bir yerden de keklerimizi :)



Orası özellikle de haftasonları çok kalabalık olduğu için yer bulabilir miyiz diye düşünürken en güzellerinden bi masaya oturduk, cayimizi da istedik. Herşey harikaydı.  Bir pisi pisi misafirimiz bile olacaktı masada nerdeyse :)

İkimizi fotoğraf çekecek birilerini bulacağız diye mahvolduk bütün gün :) 



Orada güzel bir muhabbet manzara ve çay keyfinden sonra tekrar Kadıköy'e gittik. Tabi ki en sevdiğim seyyar midyeciden midyemi yemeden gidemezdim :) Ben ki midyeyi yemeden nefret eden bir insan olarak ilk midye deneyimimi tam Aylinle yasayacaktim ki midyeyi elime aldığım gibi ben yapamayacağım galiba demiştim yıllar önce :) Şimdi ise nasıl alıştım hatırlamıyorum ama büyük bi keyifle yiyebiliyorum :) 

Ve pazar günü veda vaktiydi İstanbula.. Yine yolculuk zamanıydı.. 6 ayın bende neler değiştirdiğini görmüştüm ve yeni yıla gerçekten çok yenilenmiş bir şekilde girdim sanırım :) Ruhum bile dinlenmişti.. Anladım ki vedalar ve bitisler hakikaten yeni merhabalar ve yeni başlangıçlardı..

Artık yeniden İstanbula ve arkadaslara özlem vakti :) Ama bu sefer arayı bu kadar acmayacagim kararliyim 6 ay ne yahu yuhh  :))) 

Özlemek güzel şey. ..

Sevgilerle....