30 Nisan 2014 Çarşamba
Geri Gelen Huzur :)
İçim çok rahat bir şekilde geri geldim :)
Sonsuzla olan problemimizi hallettik sayılır. Biliyorum kırgın değilim dese de kırgın. Ama olanları unutturmak için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım.
Onun üzülmesine hiç dayanamıyorum. Tıpkı onun da benim üzülmeme dayanamadığı gibi. Aslında böyle zor zamanların öğrettiği çok güzel bir şey var. Ne olursa olsun, birbirimize ne kadar kızmış olursak olalım üstesinden gelebiliyoruz. Birbirimize olan davranışlarımızda, duygularımızda hiç bir değişme olmuyor.
Eğer sinirlendiğimizde, kırıldığımızda bunu sürdürmeye devam etsek belki de bu kadar kolay toparlayamayabiliriz.
İki gündür o kadar üzüldüm ki. Bu akşam içim rahat bir şekilde ve kabussuz uyuyacağım umarım. Bundan sonra önemli konuları mesajla anlatmamayı öğrenmem lazım. Ama o anda işte olunca dayanamadım. En azından yüzyüze olmasa bile telefonda konuşmak en mantıklısı.
Daha dikkatli olmalıyım. Sinirlendiğimde, kızdığımda sakinleşmeyi beklemeyi öğrenmem lazım. Çünkü sonrasında telafisi çok güç şeyler oluyor ve üzülüyorum, pişman oluyorum. Özellikle de üzdüğüm kişi Sonsuz ise hiç mi hiç dayanamıyorum.
Bir de fazlasıyla sulu göz olduğum için ağlamaktan yaş kalmadı artık gözlerimde. Ama neyse ki geride kaldı. Artık yapmamız gereken tek şey bir adım atmak. Ben kararımı verdim ama Sonsuz biraz daha düşünmem gerektiğini söylüyor. O yüzden bekliyorum. Umarım bir daha asla böyle sorunlar yaşamayız. Onunla bir gece bile küs ve kırgın uyumaya dayanamam.
Şunu bir kere daha anladım ki en çok korktuğum şeylerden biri de Sonsuzdan haber alamamak. Uyuyakaldığı için 1 buçuk saat ne mesajlarıma cevap verdi ne de telefonumu duydu. Artık meraktan kendi kendime senaryolar üretmeye başlamıştım ki telefonu açtı allahtan. Evdeyim uyumuşum dediğinde hissettiğim o rahatlama hissi tarif edilemez. Ondan uzun süre haber alamamaya hiç alışık değilim. Bir de eve geldiğini bilmediğim için iyice merak ettim. Bir süre mesaj atamayacak olsa baştan söyler çünkü. O yüzden böyle durumlarda hemen telaşlanıyorum. Aklıma kötü kötü şeyler geliyor.
Geçen iki gün kendimi o kadar yalnız hissettim ki. En yakın arkadaşlarımın hepsi benden uzakta şu an. Derdimi anlatabileceğim, fikrini sorabileceğim hiç kimse yok. Telefonda da olmuyor. E ailem yanımda ama onlar da bir yere kadar haliyle. Bu yüzden buraya yazmak oldukça rahatlatıyor beni.
Çok aksattım burayı. Ama artık normale dönebilirim :) Şimdilik hoşçakalın...
29 Nisan 2014 Salı
Mutsuzumm...
Hayatımda en berbat başladığım günlerden birini yaşıyorum. Canım çok sıkkın. Zor bir gece geçirdim. Sonsuzla biraz tartıştık. O kadar üzgünüm ki söylediklerimden, kurduğum cümlelerden... Bazen düşünmeden hareket edip kırıyorum onu. Kendimce bazı şeyleri kanıtlamaya çalışırken daha çok mahvediyorum herşeyi. Takıntılı olduğum bazı konular açılınca sinirimden hiçbirşey görmüyor gözüm. Gereksiz şekilde inat etmeye başlıyorum.
Yaşadığımız eski problemler nedeniyle bazı konularda paranoyaklaştığımı düşünüyorum.
O tür birşey ima edilmese de ben kendimi sanki o konudan bahsettiğine inandırıyorum ve kendimi kanıtlama çabasına giriyorum. Sonra bir de bakıyorum ki konu hiç beklemediğimiz yerlere gelmiş. Telafisi daha da güçleşiyor.
Çok pişman olduğum cümleler sarf ettim. Bu durumu nasıl telafi edeceğim bilmiyorum. Sabah konuştuk telefonda. "Sana kırgın yada kızgın değilim. Sadece söylediklerinden dolayı bazı kararlar aldım. Ama aramızda değişen hiçbirşey yok biz yine aynıyız. Akşam işten dönünce yine her zamanki gibi yanında olacağım" dese de içime sinmeyen çok şey var.
Aklım karmakarışık. Tek istediğim zamanı geri almak. Başka hiçbirşey istemiyorum.
Önceden yaşanan bazı şeyler için kendimi suçlu hissettiğimden olanları telafi edeceğim diye herşeyi daha berbat edip yeni problemler çıkarıyorum durduk yere.
Aklımdan hiç çıkmayan iki konu var. Dönüp dolaşıp onları düşünüyorum. Gece hep benzer kabuslar gördüm. Her seferinde de ağlamak üzereyken uyandım. Başım çatlıyor ağrıdan. Anlıyorum ki ben bütün gün aynı şeyleri düşüneceğim. Çok zor bir gün beni bekliyor.
Aklım sıra bir konuyu telafi edeceğim kendimi kanıtlayacağım derken yeni problemler açtım başımıza. Niye böyle düşüncesizlikler yapıyorum anlamıyorum. Sinir oluyorum kendime.
Aklımdan geçmeyen şeyler hissettirebiliyorum ona. Yazdığım mesajları tekrar tekrar okudum. Evet hatalıyım ama demek istemediğim, aklımın ucundan bile geçmeyen şekilde yorumlamış mesajlarımı. Yanlış kullandığım kelimeler de olmuş, zaten kabul ediyorum hatamı ama aklımdan geçmeyen şekilde bu mesajların hepsi buraya çıkıyor demesi canımı çok acıttı.
Biraz bile olsa onun dediklerini düşünerek yazmış olsam evet bunları düşünerek yazdım deyip üzülmeyeceğim. Ama hiç düşünmedim hem de hiç.
Buraya içimi döksem de rahatlamıyorum. Ve çözüm ne onu da bilmiyorum..
27 Nisan 2014 Pazar
Başlık Yok
Bu günlerde hiçbirşeye vakit ayıramaz durumdayım. Buna blog, arkadaşlarım, ailem de dahil. Neden böyle oluyor bilmiyorum. Koca bir gün bir anda bitiveriyor.
Kitap bile okumuyorum. Masanın üzerinde bekliyor çoook uzun zamandır.
Hep bir yorgunluk ve uyku hali var üzerimde.
Ayrıca her gün ne giysem diye düşünmekten bıktım bu hava yüzünden. O kadar şanslıyım ki, kalktığımda hava buz gibi olur ben kalın giyinirim ve bir saat sonra güneş açar, çok sıcak olur ben pişerim. Yada tam tersi :)
Bu haftasonu piknik planı yapsak mı diye düşündük sonsuzla. Ama hava durumunda yağmurlu göründüğü için vazgeçtik. Tabi ki ne oldu? Yağmur falan yağmadı gayet sıcak ve güneşliydi.
En yakın iki arkadaşımdan sitem mesajları alıyorum. Bizi unuttun diyorlar. Aslında daha dün onlara mesaj atmayı düşünmüşken gün içinde erteleye erteleye unutuyorum. Çok hayırsız oldum bu aralar, ben de farkındayım. Ve bunu kendime hiç yakıştıramıyorum :(
Neyse yarın haftanın ilk günü ve kendime gelmek için söz veriyorum :) Çünkü bu halim psikolojik olarak yoruyor beni cidden. Artık toparlanma vakti. Çok karamsar ve iğrenç bir yazı oldu bu yaa. Okuyanın bile moralini bozabilirim :)
En iyisi gitmek ve haftaiçi güzel yazılarla geri gelmek sanırım :)
Hoşçakalın...
23 Nisan 2014 Çarşamba
Şifreli Öykü Mimi :)
Uzun yıllar sonra yeniden gelmiştim o şehre... Çocukluğumu, gençliğimi yaşattığım ve giderken de o deli çağlarımı orada bıraktığım bir yerdi orası. Oradan giderken ben, ben değildim. Başka birini alıp götürdüm bedenimde. Dedim ya çok uzun yıllar oldu... O çocuğu, o genci ziyarete geldim. Birşeyleri bıraktığım gibi bulmaya geldim. Ama değişim umduğumdan da hızlıydı. O eski sıcaklık, samimiyet kalmamış gibiydi sanki.
Yanımda o zamana ait hatıralarımla gelmiştim. Gençlik yıllarımın en güzel mekanı Buralı Olmayanlar Lokali'nin önüne geldim. Şöyle dışarıdan bir baktım önce. Değişim onun da yanına uğramış olmalı ki hemen emin olamadım doğru yer olduğundan. İçeri girdim. Daha sık oturduğumuz masayı seçtim. Heryerden herşeyden konuştuğumuz o masayı...Neler konuşulmadı ki o masada. Üzüntülerimiz, sevinçlerimiz, düşlerimiz, geleceğimiz, geçmişimiz, ileriye dönük RENKLİ HAYALLERimiz...Ve tabi aşklarımız..
Kendime sade kahve söyledikten sonra çantamı açtım. O zamanlarda tuttuğum günlüğü çıkardım. Tüm günlüklerim gibi bu da pembeydi tabi ki. Annem beni yazarken gördüğü zaman meraklanır "ne yazıyorsun oraya, bana da anlat" derdi hep. Bense "amaan anne Bir Delinin Pembe Defteri işte " der gülüp geçer, onu başımdan savmaya çalışırdım.,
Çantanın dibinde deniz kenarında bulup hemen avucuma sıkıştırdığım Deniz Kabuğunu buldum. Ve tabi bir de çocukluğumun olmazsa olmazlarından biri yumiyum.. Yedikten sonra kağıdını saklamışım. Hep böyle huylarım vardı zaten oldum olası. Sonradan eşyalarım arasında bulduğum bazı şeyleri hatıra olarak saklamaya bayılırım. Amacım kendime hep birşeyler anımsatmak olur.
İşte yıllardır bana geçmişi, gençliğimi, çocukluğumu anımsatan şeylerle geldim buraya yeniden.Umut Hikayemi, yani kitabımı yazmaya geldim. Onu yazmaya burada başlayıp yine bu şehirde tamamlamak istiyorum. Adına zor da olsa karar verdim. Sonradan değiştirir miyim bilinmez. Ucuz Roman olsun diyorum ne dersiniz?
Yine karıştırıyorum çantamı, çocukluğum boyunca uyurken yanımdan hiç ayırmadığım Lily 'i buluyorum. Ufacık bir bebek kendisi. Annem yalnız uyumaya alışmam için onun beni koruyacağına inandırmıştı beni. İşe de yaradı ya neyse.. Bir de ona arkadaş istemiştim sonra. Neden mi? Ben uyurken korkmasın diye. Onun da adını Myna koymuştum. Hep izlediğim çizgi filmlerdendi bu isimler. Onlardan kendime kahramanlar, hayali arkadaşlar yaratmaya bayılırdım.
Aklımdan bunlar geçerken pencerenin önüne konan kelebeğe takıldı gözüm. Rengarenk kanatlarıyla usulca bekledi orada bir süre. Yine canlandı gözümde anılar. Evimizin bahçesinde Kelebeklerin peşinde onları yakalayamayacağımı bile bile koşturmalarım. Annemin bana "Bahçe Perim benim" diye seslenişi. Gözümden bir damla yaş süzüldü. Perisi olduğum bahçeye gitme vaktiydi artık. Cesaretimi toplayıp o kapıdan girmeliydim. Kendimi bulmalıydım artık. Gözyaşımı silip kahvemi bitirmeden çıktım oradan.
Birkaç adım atmıştım ki sokakta çınlayan "Fiyuvfit!" sesiyle bir anda sesin geldiği yere yöneldim. Oydu tabi yaa. Onun ıslık sesiydi bu. Çocukken yapmaya çalıştığımız, bunun için birbirimizle yarıştığımız ıslık sesi..O ses değişmemişti de, ya sahibi aynı mıydı ? Hayır tabi, aklar düşmüş saçları sakalları, çukurlaşmış gözleriyle ve destek aldığı bastonuyla karşımdaydı işte. Çocukluk kahramanlarımdan biri daha.. Ha bu arada unutmadan söyleyeyim, değişim onu alıp götürse de değişmeyen bir şey vardı. Göz bebeklerine kadar yansıyan gülümsemesi...
***
Sevgili Kelebenk ve Pink timber beni mimlemiş. Teşekkür ediyorum onlara. Çünkü yazarken çok keyif aldım. Bunca bloggerı bir öykü ile bir araya getirmeye çalışmak keyifli oldu :) Biraz geç kaldım sanırım ama kusuruma bakmayın nolur :)
İsimleri geçen arkadaşlar mimlendiniz, henüz yapmamış olanlar yaparsa sevinirim :)
22 Nisan 2014 Salı
YARDIMMM !!
Merhaba.. Bir konuda yardımınıza ihtiyacım var arkadaşlar.
heryerdenherseydenn bloğunun sahibi arkadaşım Aylin blogla ilgili bir problem yaşıyor. Yayınladığı yazılar onu takip edenlerin anasayfalarında görünmüyor. Mesela bugün yazı yazdı, yayınladı benim anasayfamda saat ve tarih sırasına göre hiç görünmüyor. Ancak özellikle onun sayfasına girip bakarsam görüyorum. Bir kaç kişi de aynısını söylemiş kendisine.
Eğer bu konuda herhangi bir çözüm yolu olan varsa benimle paylaşırsa sevinirim.
heryerdenherseydenn bloğunun sahibi arkadaşım Aylin blogla ilgili bir problem yaşıyor. Yayınladığı yazılar onu takip edenlerin anasayfalarında görünmüyor. Mesela bugün yazı yazdı, yayınladı benim anasayfamda saat ve tarih sırasına göre hiç görünmüyor. Ancak özellikle onun sayfasına girip bakarsam görüyorum. Bir kaç kişi de aynısını söylemiş kendisine.
Eğer bu konuda herhangi bir çözüm yolu olan varsa benimle paylaşırsa sevinirim.
21 Nisan 2014 Pazartesi
Şarkılı Mim :)
Sevgili Titania beni mimlemiş. Henüz fırsat bulabildim. Çok teşekkür ediyorum ve geç kaldığım için özür diliyorum kendisinden :) Çok farklı ve eğlenceli bir konusu var. Çok sevdim :) Eveet başlıyorum. Konumuz şöyle :
1.Müzik listenizi - her nerede olursa olsun- açın ve karışık çal moduna alın.
2. Her soru için play'e basarak bir sonraki şarkıya geçin
3. Her ne kadar komikli ya da uyumsuz olursa olsun, çıkan şarkı ismini sorunun cevabı olarak yazmanız gerekiyor!
4. Dilediğiniz kadar arkadaşınızı mimleyin
5. Mim'lenmiş isimler mutlaka yapsın
6. Tadını çıkarın!
Birisi “iyi misin” diye sorarsa cevabın ... Born to die - Lana Del Rey
İlk soruya en sevdiğim şarkı denk geldii :) Ama çok karamsar ve iç karartıcı bir cevap oldu bu yaa :)
Kendini nasıl tanımlarsın?... Price Tag - Jessie J
Yaa ama bu çok berbat ve utanç verici bir tesadüf bencee :D Acaba şarkı değiştirme seçeneğim var mıydı ki ? :)
Bir erkekte/kadında hoşlandığın şey nedir?... One More Night - Maroon 5
Ayy ne kadar bahtsızım ben yaa. Bir gece daha nedir Allah aşkınaaa :D
Bugün nasıl hissediyorsun?... Rolling in the deep - Adele
Neyse ki kendimi diplerde hissetmiyorum =)
Yaşam amacın nedir?... Can't remember to forget you - Shakira- Rihanna
Motton nedir?... Wait a minute - The Pussycat Dolls
Tuhaf mı oldu ne :)
Arkadaşların senin hakkında ne düşünür?... Holiday - Green Day
En azından güzel şeyler anımsatıyor. Deniz, kum, güneş =)
Ailen senin hakkında ne düşünüyor? ... Perfect - Simple Plan
Vuhuu bu cevap çok havalı oldu :)
En çok düşündüğün şey nedir?... Özledim Seni - 110
Hımm evet inkar etmiyorum doğru :)
2+2 ?... The Kill - Thirty Seconds To Mars
Yok artık :)
En iyi arkadaşın hakkında ne düşünüyorsun? ... U+ Ur Hand - Pink
Haha çok romantik :P :D
Hayat hikayen nedir? ... Smile - Lily Allen
Gülümsemek gibisi yok kii =)
Büyüyünce ne olmak istiyorsun?... Şaşkın - Can Bonomo =)
Hoşlandığın insanı görünce ne düşünürsün? Come to me - P Diddy & Nicole Scherzinger
Bu kadar da dünden razı olunmaz ki canım :)
Düğününde hangi şarkıyla dans edeceksin?... Du Hast - Rammstein
Bundan daha harika bir seçim olamazdı :)
Cenazende ne çalacak?... Zombie - The Cranberries
Allah gecinden versin diyerek başlamak istiyorum bu satırlara :) O atmosfere uygun olabilir bence. Tövbe tövbee :)
Hobin/ilgi alanın nedir?... Dani California - Red Hot Chili Peppers
En büyük korkun nedir?... Without You - Lana Del Rey
Düşüncesi bile kötüü :(
En büyük sırrın nedir? ... With Me - Sum 41
Şu anda ne istiyorsun?... You belong with me - Taylor Swift
Yaa ne güzel denk geldi böylee :) Tam da içimden geçen :)
Arkadaşların hakkında ne düşünüyorsun?... Stupid Girls - Pink
Yaa vallahi ben öyle düşünmüyorum. Sadece tesadüüf :)
Çok eğlenceli bir mim oldu bu yaa :) Şimdi mimleme zamanı.
Umarım bu mimi yapmamışsınızdır. Çünkü son paylaşımlara bakamadım hala :( Çok geride kaldım ben yaaa uuf :)
Tekrar teşekkür ederim Titania. Çok eğlendim yazarkeen :)
20 Nisan 2014 Pazar
Geri Dönüş :)
Merhaba herkesee.. Ben geldiim =)
Ya nasıl özledim burayı var yaa. Ama telefondan bakacak kadar bile vaktim olmadı. Fırsat bulduğum zaman annemleri, ablamları ve sonsuzu arayabildim sadece. Çok yoğun bir hafta geçirdim. Tatlı bir yorgunlukla geri geldim. Dün akşam 8 gibi evdeydim. Valizimi boşalttım ve annemle biraz muhabbet edip hemen yatağa attım kendimi. Tam 12 saat uyumuşum. Bir haftadır uykudan hiçbir şey anlamadım diyebilirim.
Bizim barodan 6 kişi gittik sadece. Bir de Giresun ve Mardin Barosundan stajyerler vardı. Farklı bölgelerden yeni yeni insanlar tanımak çok keyifliydi.
Giderken de gelirken de yolculuğum çok rahattı. Oteldeki odalar iki kişilikti. Ben lisede aynı okulda okuduğum bir arkadaşımla aynı odada kaldım. Birbirimizi daha önceden de tanımanın rahatlığı farklı tabi. Ve o kabus gibi dersler Pazar gününden başladı.
Sabah 9.30 akşam 6.30 her gün ders vardı. Ders dinlemeyi unutmuşum resmen. Ben okula bile bu kadar gitmedim yaa. Sıkıldığım derslerde telefondan oyun oynadım yada kendi kendimi fotoğraf çektim. O salak halim gözünüzde canlanmaz umarım :D
Ankara'nın havasına uygun bir valiz hazırlığı yapmışım neyse ki. Hiç pişman olmadım yanıma aldıklarımdan :)
Tabi hep ders ders ders olmadı :) Bizim için görevlendirilen kişiler o kadar ilgilendiler ki bizimle. Kendimizi evimizdeki kadar rahat hissettik. Bazı günlerde de programlar yapılmıştı. Önce Ankara'ya her gidenin yaptığı gibi Anıtkabir'e gittik. Bir gece En Son O Gitti adlı tiyatro oyununa gittik. Açıkçası beğendim diyemeyeceğim. Hatta sıkıldım bile.
Bir gece de baleye gittik. Aman Allahııım o sanatsa eğer ben gerçekten sanattan anlamıyorum. Benim bildiğim bale böyle değildi yaa. Çok saçmaydı. Sadece birbirlerini itip kakmaktan başka bir şey yapmadılar :D Estetik denen hiçbir şey yoktu. Yada ben anlamıyorum bilemiyorum. Gerçi 15 dakikadan sonra dayanamayıp çıkan insanlar olduğuna göre tek anlamayan ben değilim. Bu yüzden mutluyum :D
Baleden sonra Atatürk Orman Çiftliği'ne gidip orada bir şeyler atıştırdık. Kalabalıkla birlikte o et kokusu daha bir güzel oluyor yaa :)
Sonraaa Anayasa Mahkemesine gittik. O mahkeme salonuna bittimm. Çok güzeldi. Ama kürsünün iki yanındaki disko topunu andıran aksesuarlar o atmosfere hiç yakışmamış :)
Gölbaşı'nda Ankara Barosuna ait bir tesis var. Orada yemek yedik. Deniz olmasa da göle benzeyen bir su birikintisi vardı :) Hava da çok güzeldi. Orada keyifle yemek yedik.
Barolar Birliği binasının içinde yer alan hukuk müzesi de çok güzeldi. Avukatlar tarafından bağışlanmış çok eski daktilolar çok güzeldii.
Bir de eski meclise gittik. Müze haline getirilmiş. Oradaki rehber çok ukala bir kadındı. Masalara dokunmayın onlar tarihi eser diye söylenirken kendisinin de masaya kıçını dayamış olduğunun farkında değildi sanırım. Ve topukluyla olduğu için dengesini kaybedince masa geriye doğru gidince hepimiz gülmeye başladık. Sonra sinirlendi tabi. Neden gülüyorsunuz komik birşey mi var demiyor mu bir de. Daha ne olsun kii? :)
Ve tabi ki Kızılay :) Haftaiçi orada gece ne çabuk bitiyor yaa. Bir kahve içelim dedik saat 23.00 da bizi kapıdan kovacaklardı neredeyse. Kapanacakmış. Yemek yiyelim dedik. Tam birşey isteyeceğiz ocak kapandı. Fırın şey oldu, o yok, bu kalmadı derken istediğimizi de yiyemedik.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne gidecektik ama vaktimiz kalmadı. Oraya mutlaka gitmelisiniz dedi herkes. Başka zaman artık :)
Kalabalık bir grupla olunca herşey çok eğlenceliydi. Ama en güzeli son geceydi. Her zaman öyle olur zaten. Hep son gece tanıdığın insanlarla daha çok kaynaşırsın ama artık bitmiştir malesef :)
Akşam yemeğine gittik. Her masaya baroda kurullarda görevli avukatlardan biri oturdu. Ve o kişiler genellikle yaşını başını almış oldukları için gayet ciddi bir ortam vardı. Herkes yandık yaa bu gece böyle mi geçecek falan derken yemek faslı bitti ve bize eşlik eden avukatlar biz gidelim artık siz de eğlenmenize bakın deyince gözlerimiz parladı :)
Adamlar daha kapıdan çıkmadan Ankaranın bağları çalmaya başladı :) Sonra herkes kendini göbek atarken buluverdi :D Resmi olan o yemek bir anda düğüne döndü sanki. Bir gelinle damat eksik. İç anadolu, karadeniz, trakya oyun havalarıyla devam ettik bütün gece :) Çok eğlendik ve anladım ki yöreler farklı olsa da müzik insanları bir araya getirebilen sayılı şeylerden biri sanırım :)
Gece bitince otobüse binip otele geldik. Herkes üzerini değiştirip lobiye indi. Son saatleri muhabbet ederek geçirdik. Gece 3 gibi diğer barodakilerle tek tek vedalaşıp odaya çıktık. İçimde bir burukluk bile hissettim. Belki bir daha hiç birbirimizi görmeyeceğiz ama ne bileyim alıştım işte :)
Herkes birbirinin telefonunu mail adresini aldı. Olur ya belki bir gün yolumuz düşer o şehirlere belli mi olur ?
Sabah 9.00 da yola çıktık. Yandaki fotoğraf da yolculuktan bir sıkıntı karesi :)
Bizimle en çok ilgilenen Ankara Barosunun yazı işleri müdürü her birimize tek tek mail atmış. "Sizleri tanımak çok güzeldi. Yaşım gereği çok yoruldum ama sizlere içimden gelerek hizmet etmenin verdiği mutlulukla içim rahat. Ankaraya tekrar geldiğinizde burada bir abiniz olduğunu unutmayın" deyip iş için kullandığı telefon dışında şahsi numarasını da yazmış.
Nasıl mutlu oldum okuyunca. Oraya vardığımız gün tanışmıştık. "Burası sizin eviniz gibi, her ihtiyacınız olduğunda bana ulaşabilirsiniz, siz bizim evlatlarımızsınız bize emanetsiniz" falan deyince biz çok samimi olabileceğini düşünmemiştik :) Ama gerçekten samimi olduklarını gördük. Sonra ben maile cevap yazdığımda yine üşenmeyip bana geri dönüş yaptı. Sanırım Ankara'ya yine yolum düşse arayacağım insanlardan biri olacak kendisi.
Bir de baronun şoförü ve fotoğraf çeken bir abi vardı. Onları da çok sevdik. Onlar da telefon numaralarını verdiler. Buraya gelirseniz neye ihtiyacınız olursa olsun yardımcı oluruz dediler.Özellikle fotoğraf çeken Habib abi çok enerjik ve ruhu genç bir insan :) Zaten son gecenin kapanışını da Habib abiyle fotoğraf çekilerek yaptık. Adam bir hafta boyunca nerede istersek kaç tane istersek hep fotoğraf çekti bizi. Bir tane de onunla birlikte olsun değil mi :)
Orada tanıştığımız herkes çok samimiydi. Ders veren hocalar, avukatlar, akademisyenler.. Her biri mail adreslerini telefon numaralarını verdiler.
Çok eğlenceli ve faydalı bir eğitim programı oldu. Gittiğime pişman değilim ve iyi ki gitmişim diyorum. Sanırım artık Ankara'ya olan önyargım da yok olmuş durumda. Ankara beni güzel karşıladı :)
Dün geldiğimde sonsuz aldı beni otogardan ona kavuşmanın sevinci vardı içimde yol boyunca. Zaten haftanın her günü görüşemiyorduk ama farklı şehirlerde olmak daha bir tuhaf oluyor. Daha çok özlüyor insan. Bir de birbirimize de çok vakit ayıramadık orada olduğum süre boyunca.
Ankara'ya giderken de Sonsuz bırakmıştı beni otogara. Ondan ayrılırken içim nasıl tuhaf oldu anlatamam :)
Aa bu arada doğum günü hediyelerini çok beğendi :) Özellikle de blog sürprizim çok hoşuna gitti. İyi ki yapmışım :)
Ne kadar bulutlu fotoğraflar koymuşum yaa, hiç farkında değilim :)
Neyse bu akşamlık bu kadar yeter. Yarın Pazartesi malum, işbaşı :)
İyi geceleerr =)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








